Ehl-i kıble, şeriat sınırlarında kaldıkça günahı sebebiyle tekfir edilemez.
Ama itikadında bir sapıklık varsa o kişi imandan uzaktır.
Ümmetin, Mekke-i Mükerreme’nin, Medine-i Münevvere’nin ve Kudüs-i Şerif’in salahı ve selameti adına öncelikli düşüncemiz ve tasamız Türkiye’nin selametidir.
Türkiye ayakta ve selamet üzere ise ümmet düşmemiştir; ümmet, yaşanan yaraları çabuk saracaktır.
Türkiye’ye halel gelirse ümmet büyük darbe almış demektir.
Türkiye başta nice İslam beldesi, İslam coğrafyasının içine sızan bu sapık yapıların ürettiği sapkınlarla ve işi gücü aşırılık olan aşağılık yapılar ile mücadele etmekte.
Bu savaşta da öncelikli düşüncemiz Türkiye’nin ve İslam beldelerinin selametidir.
Şia rejimi ile masum İran halkını bu savaşta tabii ki birbirinden ayırarak meseleye bakıyoruz.
Sivillere ve bölgeye zarar gelmemesi için hususen çok dua ediyoruz.
Ancak!
Suriye’de on binlerce Müslüman kadının ırzına tecavüzün, katlinin ve zindanlarda akıl almaz işkenceler ile öldürülmelerinin gerisindeki o şeytan aklının zarar görmesi hiç de umurumuzda değil.
İran’daki masum halkların zarar görmesine ve bölgenin getirdiği her türlü sıkıntıları sarmak için yine biz uğraşacağımızdan ve ülke olarak sinerjimizi bu mecalde sarf edecek olmamız sebebiyle, tarihî yürüyüşümüzü az da olsa belki sekteye uğratacak olmasına üzülüyoruz.
Yüzlerce başlıkta küfre girdiği açık olan Müslüman düşmanına şehit denilemez.
Şehit olmak için önce mümin olmak ve makbul iman etmiş olmak gerekir.
Mümin olmayandan şehit olmaz.
Sahabe-i kirama kâfir diyen,
Allah’a beda nispet eden, yani sahabe hakkında “Allah Teâlâ onların —hâşâ— kâfir olacağını bilmiyordu, bilseydi onlar hakkında rıdvan (radıyallâhu anhum) ayetlerini indirmez ve methetmezdi” diye inanan bir sapığa mümin denilemez.
Kur’an-ı Kerim’e muharrefliği nispet eden,
Hulefa-i Raşidin’in üçünü küfürle ve tekfirle anan,
Müminlerin annesine fuhuş nispet eden,
Aişe ve Hafsa radıyallâhu anhuma ile evlendiği için Efendimize akıl almaz hakaretleri eden,
İmameti peygamberlikten üstün gören,
“Muhammed imamete eremediği için ona vahiy gelmiştir; bu nedenle imamlar vahiyden münezzehtir” diyenleri kimse mümin kabul edemez.
Sahabe-i kirama akıl almaz, çirkin ve müstehcen küfürler eden,
Taharet bahsini işlerken necasetler konusunda alakasız bir çıkışla “İşte bu sayılan necasetlerden en necisi Aişe’dir, Ömer’dir, Ebubekir’dir…” diyenlerden şehit olmaz; akıllı olmak lazım.
Bölgemiz ateş çemberi olmasın diye canımızın son noktasına kadar uğraşırız, dua ederiz; ama bir kâfire de şehit falan diyemeyiz.
Bu din kimsenin babasının bostanı falan değil.
Kimin bu nezih yolda olup almayacağı şer-i şerifte açık açık yazılıdır ve nettir.
Dinî bir meseleyi hafife alan, alay eden veya hükümlerinden birinin aksini iddia eden kim olursa olsun imansızdır.
Aksi hâlde, bir defa iman eden artık istediği kadar sapıklık yapıp ve imandan çıkacak söz söylediği hâlde hâlen mümin kalırsa, o zaman Allah aşkına bir kişi ne zaman mürtet olmuş olacak, bir kere girdikten sonra dinden çıkmak yok ise?
Allah Teâlâ, Suriye zindanlarında ırzına geçilen, sonra kız çocuğu dünyaya getirdikten sonra o kız çocuğu büyüyünce onun da ırzına geçilen o İslam kadınlarının ve İslam kızlarının feryatlarının intikamını alıyor.
“Hulagü’nün zulmü de zalimlerden alınan bir intikamdı.” der Meydani.
Rabbimiz net bir şekilde uyarıyor:
فَلَمَّا آسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ
Bizi öfkelendirip üzdüklerinde onlardan intikam alırız ve onların hepsini boğarız.
(Zuhruf, 55) Yani bizim salih kullarımızı ve masumları üzdüklerinde demektir.
Allah Teâlâ Türkiye’miz başta İslam coğrafyasını muhafaza eylesin. Amin.