AK Parti Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı, MKYK üyesi Hayati Yazıcı'nın oğlunun 900 Milyon TL lik fon hareketleri sorulmuş,
"AK Partimizi lekeleyemeyecekler" demiş.
Sütte leke var, pis süt.
Gerçekten yandaş kafası başka bir seviye. İnsanları göz göre göre soydular, milyarlar götürdükleri tezgah çökene kadar operasyon yapmadılar. Fatma Betül Sayan Kaya’yı bile muhalefet ortaya çıkardı. Finans hareketleri kayıtlı olduğu için inkar edemiyorlar. Her gün X’teki yüzlerce hesabı sansürlediler. Bir de ‘Tepki gösterdik, üzerini örtmedik’ diye kendilerini övüyorlar. Halkı aptal yerine koyuyorlar.
Partideki görevden istifanız sizin şahsi siyasi kariyerinizi bağlar.
Ancak 163 milyon TL ile girilip 2 milyar 170 milyon TL ile çıkılan fon skandalı milleti bağlar.
O yüzden bu ülkenin bir vatandaşı olarak sormak istiyorum:
- Eşinizle birlikte 163 milyon TL ile girip yaklaşık 2 milyar 170 milyon TL ile çıktığınız fon skandalı gerçek midir?
- Eğer bu iddialar doğruysa 163 milyon TL’yi nereden buldunuz ve fonlara nasıl bu kadar güvenerek böylesi bir parayı buraya yatırdınız?
- Fon krizi patlak vermeden kısa süre önce parayı yaklaşık 2 milyar 170 milyon TL gibi bir tutarla çektiğiniz doğru mu?
Her iki kardeş ülkede de iki halk,iki ülke kardeşliğine inanmayan,inanıp da bundan hoşnut olmayan Türk’e düşman vatandaşlar mevcuttur,
Bunlar vatansever pozunda küçük ayrılıklarınderinleştirmek,yeni çıkar ayrılıkları icat etmek için ellerinden geleni yaparlar Başka türlü
Azerbaycan’ın bir memurunun BM
Genel Kurulunda İsrail Başbakanını dinlemesi nasıl iki devlet iki halk arasında mesele diye takdim edilebilir?
.Bunlar basına siyasi
partilerin çoğuna hakimdirler.Ama her zaman bunları kendi yalanlarında boğmak zor değildir.Ama Oğuzname’de dendiği gibi “Oğuz’un uykusu ağırdır”Türk kendini savunma zamanının geldiğini
geç https://t.co/hLjwm2zVUjşka türlü adını verdiği ülkenin egemenliğinin elinde kayışına ne diye tepki göstermez.
Son günler yine bir yerler "hep bir ağızdan" Azerbaycan'a saldırıyor.
BM toplantısında Azerbaycan'ın bir temsilcisi İsrail başbakanı Netanyahu'yu dinlemiş diye.
Hatırlatmam gerekir ki, Azerbaycan toprakları Ermenistan'ın işgali altında bulunduğu dönemde bile BM toplantılarında Ermeni yetkililerinin sunumlarını Azerbaycan temsilcileri dinlemiştir. Yani o dönem düşmanı olan bir ülkenin sunumlarını bile dinleme noktasında "diplomatik bir tercihte" bulunmuştur.
Geçen günkü İsrail başbakanının sunumunu da Azerbaycan'ın üst düzey yetkilileri değil, daha alt düzey bir temsilcisi dinlemiştir. Dinlemese de olurdu belki, ancak Ermenistan örneğini az önce yazdım. Demek ki Azerbaycan devleti uluslararası toplantılarda böyle bir tercih hakkını kullanıyor.
Öte yandan Azerbaycan, BM'nin Filistin ile ilgili tüm toplantılarında İsrail ve destekçilerinin iradesine rağmen Filistin halkının iradesinden yana oy kullanmıştır. BM'nin kayıtları açılıp bakılabilir, Azerbaycan 2000 yılından bu yana Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkından tutun, anlaşmazlığın barışçıl çözümüne ilişkin oylamalara kadar ama hepsinde Filistin lehinde oy kullanarak tercihte bulunmuştur.
Bunun da ötesinde günümüzde AZERBAYCAN'IN FİLİSTİN MESELESİNE BAKIŞI, TÜRKİYE'NİN BAKIŞIYLA AYNIDIR. Bir milimetre bile eksik değil. Yani her iki ülke de İki devletli çözümden yana irade ortaya koymaktadır.
Maalesef en azından yılda iki kez hem Türkiye'de Azerbaycan aleyhine, hem de Azerbaycan'da Türkiye aleyhine bazı mihraklar İKİ GARDAŞ ÜLKENİN arasını bozmak üzere harekete geçmektedir. Biri her yıl düzenlenen BM toplantıları esnasında birisi de Mayıs'taki Eurovision yarışmaları sırasında.
Her iki organizasyondan sonra özellikle Türkiye'de bazı kesimler Azerbaycan'a yönelik (bazı dengesizler tüm halkı da işin içine katarak) ağır hakaretlerde bulunmaktadır. Buna karşılık Azerbaycan'da da bazıları (köşe yazarı, yahut sosyal medya yorumcuları) Türkiye aleyhinde yazılar yazarak ortamı daha da germektedir. Bu gibi karşılıklı söz düelloları ve suçlamalar YANLIŞTIR.
Öncelikle şunun bilinmesi gerekir: AZERBAYCAN VE TÜRKİYE gardaşlığı sosyal medyada kurulmadı. Sosyal medya üzerinden de bu gardaşlığa ZARAR VERİLEMEYECEKTİR.
İkincisi, Azerbaycan ile Türkiye'nin arasının bozulmasını isteyen çevremizdeki ülkeler vardır. Maalesef o ülkelerin basın ve yayını, aynı zamanda içimizde bizden olmayanların söz konusu basın yayının yönlendirmesine göre hareket etmesi sonucunda her iki ülkede Azerbaycan'a ve Türkiye'ye yönelik hakaretler ve suçlamalara varacak kadar paylaşımlar yapılmaktadır.
Azerbaycan bağımsız bir ülkedir; dış politikasını kendisi tayin eder, tercihini kendisi yapar. Ancak Azerbaycan özellikle son 10 yıldır neredeyse dış politika tercihlerinde gardaş Türkiye ile koordineli şekilde çalışır. Bunu başka hiçbir ülkede göremezsiniz.
Son olarak Türkiye ile Azerbaycan'ın görecekleri çok işler var. Önümüzde Türk Dünyasını bütünleştirmek, daha da kaynaştırmak, birliğimizi güçlendirmek gibi büyük bir ülkü durmaktadır.
Türkiye ve Azerbaycan bu konuda özverili çalışmalarla kilit bir konumda. Dahası Azerbaycan Türkistan ile Anadolu arasında bir köprü rolünü oynamaktadır.
İşte Türk Dünyasının bütünlüğe doğru gidişi sürecinde bundan rahatsız mihraklar ve onların uzantıları doğrudan Türkiye ve Azerbaycan'ın arasını bozmaya yönelik çabalarına bir yandan da buna göre devam etmektedirler.
Zira onlar Türk Dünyası'nın bütünlüğünü İSTEMEZLER
----- Onlar Zengezur Koridoru'nun gerçekleşmesini İSTEMEZLER
----- Onlar Türklerin (hem Azerbaycan hem Türk dünyası ülkeleri) Güney Kafkasya jeopolitiğinde güçlü olmasını ve söz hakkına sahip olmasını İSTEMEZLER
----- Onlar "birlikten güç doğar" atasözünün Türk ülkelerini bir araya getirdiğini görür, bunu İSTEMEZLER
----- Onlar Şuşa Beyannamesi'nden, 2040 Türk Dünyası vizyon belgesinden rahatsız olurlar, gerçekleşmesini İSTEMEZLER
----- Onlar bir birilerine sözde düşman gibi görünseler bile asıl düşmanlığı bize yapar, aramıza nifak sokar, bizim bütünleşmemizi İSTEMEZLER
Son olarak hiç kimse Azerbaycan ve Türkiye ilişkilerini sarsacak güçte değildir. Sözde sosyal medya ağaları, komşuda gardaşlığımızı kıskananlar, aramızı bozmaya çalışanlar ne yaparsa yapsınlar, GARDAŞLIĞIMIZI bozamazlar. Bizler diyelim (olmaz ama) küseriz de, barışırız da ama GARDAŞ olduğumuzun bilincindeyiz. Bizler bir birimize mahkumuz, bizlerde ayrı gayrılık olmaz, olmayacaktır da. Bu hususlar bizde sağlamdır, sarsılmaz ve ebedidir.
Her Allah'ın günü, PKK'lılar ve siyasi uzantıları tarafından denilenler ihlal ediliyor!
Sırf Diyabakır BŞB'nin yaptıklarına bakın yeter!
Kışkırtma ötesi!
Çift dillilikten tek dilliliğe (Kurmançca) evrilmişler!
Otobüs durakları, ekmek satış büfelerinin üzerinde yazılanlar medyaya yansıdı! Daha neler var bilmiyoruz!
Her gün Anayasal suç işlemenin yanısıra TCK'ya göre de halkı kin ve nefrete tahrik suç işliyorlar!
TEDBİR?
Tehdide bak!
Ama bunlara kızmıyorum...
Dünyanın bu en kanlı terör örgütü, yurt içindeki militanları kafasını çıkartmayacak hale gelmesine rağmen muhatap alınırsa, o da sana yenilmiş muamelesi yapar!
Ne büyük bir zillet!
Sebep olanlar, şu ülke için kıl kadar bedel ödemeyen kuru hamasetçiler, siz var ya siz!
Allah büyük!
12 Eylül, taktik olarak terörü bitirdi. Stratejik olarak ülkeyi ABD’nin Yeşil Kuşak projesinin ortağı yaptı. Solu öldürdü, milliyetçiliği sakatladı. Din-devlet ilişkilerinin kodlarını değiştirdi ve İslamcılara muazzam bir alan açtı. Tarihimizin önemli birkaç kırılmasından biridr.
Öcalan posteri açıp "biji serok apo" sloganı atarak onbinlerce insanın katili için özgürlük istemek serbest, Türk bayrağı açıp hükümeti istifaya davet etmek yasak. İşte Ak Parti Türkiyesi.
Bak sen şu küstahlığa!
Tülay Hatimoğulları:
-Yani; katliamcı Osmanlı padişahı Yavuz Sultaan Selim'le işbirliği yaparak Alevileri kılıçtan geçiren Kürt derebeylerinin günümüzdeki yankısı...
-Padişah 2. Abdülhamit'in Hamidiye Alayları'nda Kızılbaş katleden cahil Kürt paşaların torunu...
-On binlerce insanımızı katlettiren ama Erdoğan'a "İslam kardeşliği" çağrısı yapan terörist Öcalan'ın sözcüsü...
-Alevilere karşı, AKP Lideri Erdoğan'a 1514'te olduğu gibi Çaldıran İttifakı çağrısı yapan DEM'cilerin elebaşılarından Tülay Hatimoğulları...
-Alevi toplumunun sesi olan ve Kürtçü bölücülük tuzağına düşmeyen büyük sanatçımız Sabahat Akkiraz'ı Hacıbektaş törenlerinde protesto etmiş.
-Tülay hanım!
Biz çok iyi biliyoruz ve siz de biliyorsunuz:
-Siz Yavuz Sultan Selim'in sazını çalıyorsunuz...
-Laik, çağdaş,demokrat bir Türkiye isteyen Sabahat Akkiraz @sabahatakkiraz ise Şah Hatayi'nin, Pir Sultan'ın sazını çalıyor.
-Onu, milletvekilliği vererek devşirip kullandığınız Alevi kökenli malum pazar mallarına benzetmeyiniz...
-Hem, AKP ile birlikte Alevilere karşı Çaldıran ittifakı isteyip hem Alevilerin manevi mekanında ne arıyorsunuz?
-Sizi oraya davet edenler utansın; ne diyeyim...
12 Türk askerinin ölüm haberi geldiği gün "Bizimkilerin keyfi yerinde" diye tweet atılırken geçerli değil miydi bu "fakirleşme, yetersiz beslenme, zekâ geriliği ve milliyetçilik" üstat; niye Türk düşmanlığı yapılırken hiçbirinizi diyalektik materyalizm parçalarken göremiyoruz.
Açılım süreci, şimdiye kadar siyaset sahnesinde pek rastlanmayan nitelikte, bir yeni örgütlenmeye meşruiyet kazandırmıştır.
Saiki ne olursa olsun sonuç budur. Terör örgütü olarak tanınan bu örgütün silahlarını terk ederek sivilleşmesi öngörülmekte ve bu olgunun da Türkiye’ye barış ve huzur getirmesi umulmaktadır.
Bu konuda İktidar ve Ana Muhalefet arasında hiçbir uyuşmazlık yoktur.
Bu noktada İktidar tarafından Öcalan’ın, PKK'yı desteklemeyenler dâhil, tüm Kürtlerin temsilciliğine tayini, sürecin gelişmesini onun insiyatifine bırakmaktadır.
Türkiye siyasetinde tayin edici rol verilen PKK'nın, disiplinli militanları bu siyaseti uygulamakla görevlendirilerek peyderpey siyaset sahnesine salıverilmektedir.
PKK, kendisine meşruiyet verilerek devlet himayesinde elde ettiği bu konumu, sadece devlet tekelinde bulunması gereken şiddet kullanarak elde etmiştir. Bunun da bilincindedir. İstediklerini elde edemezse tekrar şiddete başvurmayacağının güvencesi yoktur. Bu konuda hazırlıklı kalması çıkarınadır.
İnançlı ve amaçlarına ulaşmak için bütün bir aileyi katletmekten dahi çekinmeyen PKK’nın, Kürt asıllı vatandaşlarımızın yoğun bulunduğu yerlerde yapılacak seçimlerde, onları temsil edecek belediye başkanlarını, milletvekillerini tayin edeceği aşikâr hâle gelmektedir.
Ve bunu devletten aldıkları meşruiyete dayanarak yapacaklardır. Herkesin ağzından düşürmediği demokratikleşme eşit vatandaşlıktan kast edilen budur.
Devletin bekasına karşı en tehlikeli oluşum; halkın, PKK'nın devletten daha güçlü olduğuna inanmakta oluşudur.
Bu kanıyı güçlendiren son olay 1984 ayaklanmasının yıldönümünün havai fişeklerle kutlanması karşısında hiç tepki gösterilmemesi / gösterilememesidir.
Her masum sözden hakaret anlamı çıkararak hemen dava açan savcılarımızın, bu konudaki körlük ve sağırlığı bir tıp mucizesidir.
Türkiye etnik çeşitliliğe sahip bir imparatorluğun varisidir. Ancak Cumhuriyet, kökenine bakılmadan her çağdaş devlet gibi, eşit vatandaşlık temelinde kurulmuştur. Bu ilkenin uygulanıp uygulanmadığı geçmişteki ve mevcut yönetim yapısına bakılarak kolayca doğrulanabilir.
Ancak vatandaşın da devlete sahip çıkma, toplum güvenliği ve refahı için kendi seçtiği hükümet tarafından yönetilen devlete itaat etme mecburiyeti vardır. Her devlet kendine karşı çıkanı tedip etme hakkına sahiptir.
Aynı zamanda bununla görevlidir.
Herhangi bir siyasi veya idari düzenleme, Türk vatandaşlığının benimsenmesi temelinde olabilir. Hâlbuki vatandaş çoğunluğu ben Türk'üm demeyi gerekli görmediği hâlde PKK propagandasına kapılan vatandaşlar, kendilerini, metroda bile ben Kürdüm diye bağırmaya mecbur hissetmektedirler.
Her partinin, özellikle de iktidar partilerinin küçük hesapları, Türk siyasetinin yönlendirilmesini Öcalan ve emrindeki DEM’e emanet etmiştir.
Onlar gayet açık konuşmaktadırlar. Bu sürecin bir al-ver olduğunu, silah bırakmanın kamuoyuna takdim edildiği gibi bir teslimiyet olmadığını ifade etmektedirler. Yani PKK ve devlet eşit muhataptır.
Amaç bellidir. Türkiye’yi çalmaktır. Yönetimi ele geçirilen demokratik Türkiye, diğer Kürt toplumlarını da birleştiren, İsrail’in, ABD’nin, Avrupan’nın, hatta Rusya’nın stratejik ortağı olacak bir Büyük Kürdistan Devletinin gönüllü ve müşfik ebeliğini yapacaktır.
Çerçeve kanunu bu sürecin ilk aşamasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin sonunu getirecek bu süreç önlenemez mi?
Eğer bunu istemeyen ve siyasi partilerce temsil edilmesi gereken halk iradesi, temsil imkânına kavuşursa önlenir. O da iktidar ortakları içinde dahi bu sürece karşı olanlar, muhalefet rolünü oynamakta olan siyasi partiler, gittikçe örgütlenen toplum, tek sesle yeter derse!
Biraz bilinç. Biraz öngörü, biraz cesaret!
Pkk’lı teröristleri çiçekle karşılayanlar, bu ülkenin Şehit ailelerine, Gazilerine sahip çıktığı için dokunulmazlığı olan İYİ Parti Milletvekilini devletin polisine tartaklatıp yerlerde sürükletiyorlar.
Biraz yüreğiniz varsa aynı muameleyi Bebek Katili Öcalan’ın posterlerini taşıyan DEM Milletvekillerine yapsanıza.
Bu ülkede etnik mensubiyetinden ötürü ezilen hor görülen hakkı yenen tek bir Irk var o da Türk ırkı.
Hristiyan olarak "Hristiyanca" konuşmuyoruz.
Sünniler "Sünnice" ve Aleviler de "Alevice" konuşmuyor.
Saçmalamayı kesin.
Bizi kendi siyasi ajandanızın bir parçası yapamazsınız.
Sözde kürdistan, özde Siyonistan'a tek bir taviz vermeyiz.
Türkiye Türklerindir!
Ne Mutlu Türk'üm diyene!
EĞER BİR TERÖR ÖRGÜTÜ VE ELEBAŞLARINI MUHATAP KABUL EDEREK ADINA "DEMOKRATİKLEŞME" (!) DENİLEN SAÇMA SAPAN BİR SÜRECİ BAŞLATIRSANIZ BUNU YAŞARSINIZ
SADECE BUNU YAŞAMAZSINIZ, YAKIN GELECEKTE KÜRESEL SİSTEMDE BEKLEMEDİĞİNİZ KADAR AŞAĞILANIRSINIZ
TESLİM OLAN HER DEVLETİN KADERİDİR
✍️🏻Bu daha başlangıç, daha neler duyacak ve göreceksiniz! Ben çoğunuzun okumayacağını bilsem de birkaç şey yazıp bu konuyu kendimce kapatayım!
✍️🏻İlk defa bu şekilde ifade edeceğim ama...
Biz görevimizi layıkıyla yaptık! (1984-2010, sonra cezaevinde tıkıldığım için yokum)
Bu katillere o dağları dar ettik!
✍️🏻Elbette yurt içinden ve dışından böylesi büyük destek gören bir örgütü askeri açıdan yenseniz de, başta mali kaynakları olmak üzere her sahadaki desteğini kesmezseniz varlığına tamamen son veremezsiniz!
Bu sahalardaki çalışmayı da siyaset kurumu yapar! Ama yapılmamıştır, gerekçeler muhtelif!
✍️🏻Baştaki konuya dönersek, evet PKK dünyada en çok uluslararası desteğe sahip ve en fazla cana kıymış kanlı bir terör örgütüyken, hem 1996, hem de 1999'da askeri olarak yenildiğini kendi kaynaklarında bile ifade etmek durumunda kalmıştır!
Ama sonrasında hep bir biçimde cansuyu verilmiştir Türkiye içinden, dışından!
✍️🏻2002'den sonra yeniden toparlanmışlar, özellikle 2009 Habur rezilliği, sonrası "Analar ağlamasın" süreci ile büyük güç kazanmışlar, şehirleri bile kontrol edecek hale gelmişlerdi!
✍️🏻Durum içinden çıkılmaz hale gelince yine asker sahaya sürülmüş, pek çok şehit ve gazi verme pahasına PKK yine askeri açıdan mağlup edilmişti!
✍️🏻2023 yılında kesin bilgi olarak ifade edeyim ki, Türkiye içinde 35 ila 40 arası terörist kalmıştı. Kafalarını çıkartamıyorlar, bölgede hiçbir etkili eylem yapamıyorlardı!
✍️🏻Sonra birden 2024 yılında adı lazım değil sözde liderin çağrısıyla malum süreç başladı!
Şimdi "barış" çığlıklarıyla yapılanları Türk Halkı anlayacak ama iş işten geçmiş olduktan sonra mı, önce mi bilmem!
✍️🏻Bu zamana kadar ateş, hep ocağına düştüklerini yaktı, halkın AZIMSANMAYACAK KISMI sadece baktı, üzülür gibi yaptı, ama yeterince empati yapmadı! Bu anlamda yeterince umursamadığını söyleyebilirim!
✍️🏻İşte halkın oy verdiklerinin %88'i, bugün biraz da bu tavra güvenerek, halkın tepki göstermeyeceğini düşünerek PKK'lıları serbest bırakacak yasayı çıkarttı!
Son diyeceğim budur!
Artık sòz konusu olayı ben balkondan izleyeceğim...
✍️🏻Düşünün sosyal medyadaki bu konuyla ilgili tehlikeye dikkat çekme, gerçekleri anlatma girişimlerimize bile tepki, 300-500 kişiyi geçmiyor! Onlar da olayın nereye gittiğini en az benim kadar bilenler, ya diğerleri?
✍️🏻Toplumun büyük çoğunluğunun, yaşadığım/yaşadığımız acıların birazını yaşadığını gördüģümde yeniden meydana inerim...
Bu anlamda şimdilik sadece bu konuyla ilgili paylaşımlarıma son veriyorum...