“Ve şimdi… fark ettin ki gereğinden fazla kaygılanmış, fazla korkmuşsun. Her şey senin elindeymiş gibi düşünüp tedbirle kendini yormuşsun. Sonra fırtına geçmiş, O’nun tedbirini ve hikmetini görmüşsün. Bu defa kendinden utanmış, affını dilemişsin. Ardından başka bir fırtına kopmuş, yine eski hâline dönmüşsün. O da geçmiş, tıpkı ilki gibi. İşte böyle… Rabbim merhamet ve lütuf sahibidir; bizse ben ve sen korkularımızın ve cehaletimizin çıkmazlarında dolaşır dururuz.”
Kierkegaard gibi bir filozof neden bu kadar dindar diye düşünürken kitaplarında bir cümle görüp ilk kez hak verdim."Hayat aklın ermediği acılarla doludur" diyor Kierkegaard,"bu acılarla savaşmak ve anlamlandırabilmek için yine aklın ermediği bir inanca sahip olmak zorundayız."
Bu adama yaptığınız şeyi önemsenmeyeceğini düşündüğünüz için yaptınız, hayır siz gerekli cezayı alana dek her gün ama her gün paylaşılacak! Cebinizi doldurup insanların canını hiçe saydığınız o düzen sizi yiyip bitirecek!
"İnsan hayatına anlam verecek ve evrende kendine bir yer edinmesini sağlayacak duygu ve düşüncelere ihtiyaç duyar. Bir anlamı olmalıdır yaşamanın, varoluşun, gündüzün ve gecenin deviniminin. Ancak böyle katlanılır en dayanılmaz acıya, ölüme, çaresiz kalınan anlara.."