📌#SONDAKİKA 2026'da çevreyi kirletenlere verilecek cezalar belli oldu.
• Yere tükürmek, çöp atmak: 8 bin 700 TL.
• İzin almadan davul-zurnayla sokakta düğün yapan veya evinde müziğin sesini sonuna kadar açan komşuya: 13 bin 847 TL.
• Arabada, dolmuşta son ses müzik açan sürücülere: 41 bin 820 TL.
• Eğlence mekanlarından,
fabrikalardan veya inşaatlardan gürültü gelmesi durumunda: 419 bin 509 TL.
• Egzoz gazı emisyon ölçümü yaptırmayan araç sahiplerine: 18 bin TL.
• Egzozla havayı kirletmek: 36 bin TL.
• Egzoz filtresini sökmek: 18 bin TL.
• Egzoz belgelerinde sahtecilik
yapmak: 144 bin TL.
• Anız yakmanın cezası dekar başına: 700 TL.
• Orman veya sulak alan yakınında anız yakanlar ise 5 kat daha fazla ceza ödeyecek.
• Cezaların 3 yıl içinde tekrarı halinde ceza tutarı bir kat; 2. ve sonraki tekrarlarda ise 2 kat olarak artacak.
• Yere çöp atmanın cezası ilk yıl 8 bin 700 TL iken, 3 yıl içinde tekrarlanırsa 17 bin 400 TL'ye çıkacak.
Mustafa Kemal Atatürk’ün, Voltaire’i okurken sayfa kenarına düştüğü not:
"Kralları yok etmek istiyo(rum), halk yaşayacak."
"قرالری یوق ایتمک ایستیو خلق یشا یه جق"
Doğduğum şehir Mersin’in sahil şeridi ömrüm boyunca sürekli yağmalandı. Henüz TOKİ blokları memleketin her bir köşesinde yükselmeye başlamadan 20 sene önce Mersin sahilde devasa bloklar “yazlık” olarak yükseliyordu. Bu yağma narenciye bahçelerini yedi bitirdi. Doğal kıyı şeridini yok etti. Bitki örtüsünü sildi süpürdü. Mersin’den Taşucu’na 150 km boyunca her koy, dağ, taşa betonu boca ettiler.
Benim gibi bu sahillerin 40 yıl öncesini hatırlayanlar için bu yıkım sadece bir doğa katliamı değildi. Aynı zamanda ait olduğun bir coğrafyayla bağlarını da parçalayan, köklerine saldıran, hafızanı silen şiddetli bir dönüşümdü.
Bugünün Türkiyesi’nde, bu kadar doğa katliamının üzerine halen böylesi yıkımlar nasıl gerçekleşebiliyor, şaşırıyorum. Halen şaşırabildiğim için de kendimle gurur duyuyorum.
Evet, Tisan’a yaptıkları proje buymuş! Proje nükleer santral manzaralı ayrıca. Araları 10 km’den az.
Adam, kadınla sevişmek istemiş. Kadın, olmaz demiş. Adam, kadını öldürmüş. Mahkeme, "elem ve öfke" duyduğu gerekçesiyle haksız tahrik indirimi yapmış. İşte buna erkek adalet diyoruz. Bunu yıkıp gerçek adaleti sağlamazsak iki yakamız bir araya gelmez.
Murat Ağırel: "İşine şevkle giden kimse yok, herkes mutsuz.
Araba alamıyorsunuz, iş yerinde mobbinge maruz kalıyorsunuz, hak ettiğiniz parayı alamıyorsunuz, ifade hürriyetiniz yok.
Mutlu olmayan insanların ülkesinde aydınlık yarınlar inancının olmasını bekleyebilir misiniz?"
Şimdi anladınız mı neden hala %30 alıyorlar, bu iktidar değişse kaç kişi diplomasından, mevkisinden, işinden, avantasından olacak sizce. O kaç kişinin ailelerini işin içine katarsanız ne kadar kişi bu düzenden yediği haksız ekmekten olacak?