Evrenin bazı bölgelerinde öyle uzak galaksiler var ki onların ışığı bugün yola çıksa bile bize hiçbir zaman ulaşamayacak
Bunun sebebi ışığın yavaş olması değil evrenin genişlemesinin çok büyük ölçeklerde uzayın kendisini ışığın bize ulaşabileceğinden daha hızlı genişletebilmesi ve burada akıl almaz bir paradoks ortaya çıkıyor çünkü gökyüzünde gördüğümüz bazı galaksiler aslında şu anda orada bile olmayabilir onların milyarlarca yıl önce yaydığı ışık hâlâ bize doğru geliyor biz onları geçmişteki hâlleriyle görüyoruz ama o ışığın taşıdığı görüntü bize ulaştığında o galaksinin bugünkü hâliyle arasında akıl almaz bir fark oluşmuş olabilir
Yani gökyüzüne baktığında aslında uzaklığı değil geçmişi görüyorsun Ay’ı yaklaşık bir saniye önceki hâliyle Güneş’i yaklaşık 8 dakika önceki hâliyle ve milyonlarca ışık yılı uzaktaki galaksileri milyonlarca yıl önceki hâlleriyle görüyorsun gökyüzü bu yüzden sandığımız gibi evrenin canlı bir görüntüsü değil milyarlarca yıllık gecikmelerle bize ulaşan devasa bir arşiv ve bazı görüntüler o kadar eski ki onları gönderen şey bugün bambaşka bir hâle dönüşmüş olabilir
İşin insan tarafı burada başlıyor çünkü hayatımızda da insanları çoğu zaman oldukları hâliyle değil onlardan zihnimizde kalan son görüntüyle taşıyoruz çocukluğundaki bir arkadaşını yıllar sonra hâlâ aynı insan sanabiliyorsun yıllar önce sevdiğin birini hâlâ o zamanki hâliyle hatırlayabiliyorsun ve bazen bir insan hayatından çoktan çıkmış olsa bile beynindeki görüntüsü hâlâ çalışmaya devam ediyor tıpkı milyarlarca yıl önce yola çıkmış bir ışığın hâlâ gökyüzünde bir galaksiyi varmış gibi göstermesi gibi
Belki de bazı insanları kaybettiğimiz anda değil onların artık bizim zihnimizdeki kişi olmadığını fark ettiğimiz anda kaybediyoruz çünkü hafıza da ışık gibi anında güncellenmiyor geçmişten gelen görüntüyü taşımaya devam ediyor sen bugün değişmiş olabilirsin o değişmiş olabilir ilişkiniz çoktan başka bir şeye dönüşmüş olabilir ama beynindeki eski görüntü hâlâ sana her şeyin aynı olduğunu söyleyebilir ve bunun farkına vardığın an aslında yeni bir şey öğrenmezsin sadece çok uzun zaman önce gerçekleşmiş bir değişimin bilgisi nihayet sana ulaşır
Belki de hayatımızdaki bazı insanlar çoktan uzaklaştı ama biz hâlâ onların geçmişten gelen ışığını görüyoruz ve onlara değil artık var olmayan bir hâllerine bakarak yaşamaya devam ediyoruz
Ömer Candan, Kurtlar Vadisi evreninde görünürde bir ebru sanatçısı ve mahalle berberi gibi dursa da, gerçekte devletin, konseyin ve küresel odakların bile erişemediği en üst "derin akıl"dır. Dizi boyunca ne Polat Alemdar’ın çatışmaları ne de Mehmet Karahanlı’nın konseyleri onun kurduğu psikolojik operasyon ağının önüne geçebilmiştir. Aslan Akbey’in ilk bölümlerde işaret ettiği o devasa gölge mekanizmasının merkezinde, ne hırsları ne de silahı olan, yalnızca ney üfleyip kıssa anlatırken herkesin zihnini felç eden tek bir isim vardır: Ömer Baba.
Onun en tehlikeli operasyonel silahı ne namlu ne de gizli istihbarat raporlarıdır.. Bilakis "Bir gün Hz. Musa yürürken..." diye başlayıp en az 20 dakika süren hikayeleridir. Karşısındaki adam ister uluslararası bir mafya lideri ister gözü dönmüş bir tetikçi olsun, Ömer Baba’nın sofrasına oturduğu an sorgulama yetisini kaybeder. Çatışmanın ve krizin tam ortasında, hiç kimseden çekinmeden sakin bir tonla anlattığı bu metafiziksel hipnoz seansları, düşmanlarının direncini kıran, Polat Alemdar’ı bile "Tamam baba ben bir şey demiyorum" noktasına getiren en efektif kitle imha yöntemidir.
İskender Büyükler, Palalar, Tapınakçılar ve Konsey üyeleri Türkiye’yi dizayn etme sevdasıyla bir bir tasfiye edilirken, Ömer Baba tek bir kurşun bile atmadan vadinin en tepe noktasındaki dokunulmazlığını son ana kadar korumuştur. Tarafını asla belli etmeyen, en büyük kumpasları bir fincan çay ve ebru teknesi eşliğinde bertaraf eden Ömer Candan, derin devletin de, görünmeyen sistemin de, hatta Kurtlar Vadisi’nin de asıl ve yegane baronudur.
👾 Sümer tabletlerinde İnsan bilincine yerleşen bir parazitten bahsedilmiş..
bu parazit frekans dalgalarıyla insan DNA'sına kodlanıp dönüştüren AI alt yapılı bir yazılım olabilirmi? evet olabilir
black goo'da olabilir..
Bize ait olmayan bir dünya Güneş Sistemi’nin içinden geçti ve onu bir daha asla göremeyeceğiz
2025 yılında gökbilimciler Güneş Sistemi’nin içine giren tuhaf bir cisim fark etti
Adı 3I/ATLAS ve onu diğer kuyrukluyıldızlardan ayıran en önemli şey nereden geldiği çünkü bu cisim Güneş Sistemi’nde doğmadı. Milyarlarca yıl önce başka bir yıldız sisteminden kopmuş olabilecek bir parça olarak yıldızlararası boşlukta dolaştı ve sonunda bizim Güneşimizin yanından geçti. Şimdi ise tekrar karanlığa doğru gidiyor. İnsanlık onu bir kez gördü ve büyük ihtimalle bir daha asla göremeyecek.
Daha ürkütücü olan şu
James Webb Teleskobu bu cismin kimyasal yapısını incelediğinde kendi Güneş Sistemimizdeki kuyrukluyıldızlara hiç benzemeyen oranlar gördü. İçinde metan bulundu ve karbon dioksit açısından da alışılmadık derecede zengindi. Araştırmacılar bu kimyasal izlerden yola çıkarak onun oluştuğu ortamın bizim Güneş Sistemimizden çok farklı olduğunu anlamaya çalışıyor. Yani teleskopla baktığımız şey yalnızca bir taş veya buz parçası değil milyarlarca yıl boyunca başka bir yıldızın çevresinde şekillenmiş başka bir kozmik tarihin kalıntısı.
Şimdi asıl tuhaf kısmını düşün
Sen bu satırları okurken evrenin başka bir yerinde doğmuş bir madde parçası Güneşimizin yanından geçip bir daha geri dönmemek üzere uzaklaşıyor. Belki üzerinde oluştuğu yıldız sistemi çoktan değişti. Belki o yıldız hâlâ orada. Belki etrafında gezegenler var. Belki milyarlarca yıl önce o sistemde yaşanan bir çarpışma bu küçük parçayı uzaya savurdu ve o zamandan beri hiçbir yere ait olmadan karanlıkta dolaştı
Ve şimdi biz onun hikâyesinin yalnızca birkaç gününü görebiliyoruz
İnsanlık kendisini evrenin merkezinde sanıyor ama belki de gerçek bunun tam tersi
Biz evrenin büyük hikâyesindeki karakterler değiliz
Milyarlarca yıllık kozmik yolculukların birbirine tesadüfen değdiği küçücük bir kavşaktayız
Ve belki de en acımasız tarafı şu
Bize ait olmayan bu dünyayı gördüğümüzde onun geçmişini okuyabiliyoruz
ama nereye gideceğini asla bilemeyeceğiz
Çünkü bazı şeyler hayatımıza sadece bir kez girer
Onları tanımamız bile onların bize ait olduğu anlamına gelmez
Evet, zaman 4. boyut.
4. boyutta; bir noktadan diğer noktaya gidiyorsun, tıpkı bir video gibi. Başı belli, sonu belli.
İçinde bulunduğumuz boyutta geleceği görmüyoruz, ama aslında fizikçilere göre geçmiş-şimdi-gelecek aynı anda varlar.
Ama bir noktadan diğer noktaya gitmeyebilirdin, sonsuz farklı ihtimal vardı. O şekilde başlayan ama bambaşka bir şekilde ilerleyen videolar.
İşte bu da 5. boyuttur. O noktadan başlayan tüm olası videoların arşivi.
Ama o noktadan başlamayabilirdin. O noktaya da bambaşka ihtimalden ulaştın. Bir yerde olası tüm başlangıç görüntülerinin olduğu bir arşiv olmalı.
İşte bu da 6. boyuttur.
Ama tüm bunlar bu evren yasaları için geçerli. Bizim 6. boyutumuz gibi; başka fizik yasalarının geçerli olduğu başka bir evren de olmalı.
İşte bu da 7. boyuttur.
Çeşitli fizik yasalarının geçerli olduğu çeşitli evrenlerdeki tüm olayların başlangıç ve sonları tek bir arşivde kayıt altında olabilir.
İşte bu da 8. boyuttur.
Ama bunlar belki de sadece yaşananlardı. Yani farklı fizik kurallarının geçerli olduğu farklı evrenlerdeki tüm olaylar. Ama bir de ihtimaller var. Öyle bir derinlik olmalı ki; tüm olası fizik kurallarının geçerli olduğu tüm alternatif evren ihtimallerindeki tüm yaşanacaklar. Yaşanan her şey bu ihtimaller arasından yaşanmalı.
İşte bu da 9. boyuttur.
Artık öyle bir noktaya geldik ki; bunun üstünde her şeyi kapsayan başka bir şey olmalı. O da fizik kuralları, evrenler, olaylar, ihtimaller ve aklımıza gelecek veya gelmeyecek her şeyin tüm ihtimallerinin olduğu tek bir boyut. Her şey bu boyutun içindedir.
İşte bu da 10. boyuttur.
Çok spritüel bir konu gibi, değil mi. Oysa tamemen Fizik bilimi gündemi. İsmi de "Sicim teorisi".
Sicim teorisi tam olarak yazdığım gibi değil ancak tam halini anlamak için kuantum, görelilik, matematik vs. gerekiyor. Bir pazar akşamı biraz keyfi olarak yazdım. Siz bu muhteşem konuyu daha detaylı araştırabilirsiniz.
30 sene önce skeçti, bugün memleketin gerçeği!
Gemisini yürüten kaptanlar ülke yönetir oldu!
Adalet bir kelepçe, vicdan bir masa etrafında satılık!
Bu düzen böyle gitmez!
#BedeliniSandıktaÖdeyeceksiniz#pazar
Gün gelir...
Hırsızlar zengin...
Metresler eş...
Serseriler adam olur...
Odundan kapı, taştan saray olur...
Gün gelir...
Kezbanlar destan...
Onları destan yapanlar mestan olur...
Gün gelir...
Çivisi çıkar dünyanın...
Konuşamayanlar hatip...
Şifa veremeyenler tabip...
Yazamayanlar kâtip olur...
Ama yine öyle bir gün gelir ki...
İşler ters döner.
Aldatan, bir gün sadakat için...
Çalan, bir gün adalet için...
Döven, bir gün şefkat için yalvarır...
'Piyon' deyip geçme, gün gelir şâh olur...
Şâha da fazla güvenme...
Gün gelir mat olur.
İnsan yaratıcısına bile nankör iken sana vefalı mı olur?
Oluruna bırak her şeyi bak neler neler olur...
Bahar biter kış olur.
Gün biter gece olur.
Söz biter sükût olur.
Zenginlerde metelik,
Güzellerde cemâl,
Güçlülerde kuvvet kalmaz olur...
Hayaller kaybolur...
Ümitler yok olur...
Hayat bazen boş olur, saçma olur, çekilmez olur, yalan olur...
Gün gelir ki sen bakmazken her şey hallolur...
Ve öyle bir gün gelir ki:
Hayat biter son olur...
Gün artık gelmez olur...
~ Ömer Hayyam ~