Batılı namuslu bir bilim adamı Justin Mccarthy çıkıyor ve dile getiriyor ölüm ve sürgün kitabında, tarihin bu en büyük insanlık trajedisini...
Balkanlar'da Türkler insanlık tarihinin en ağır katliamına uğradı diyor!
Milyonlardan bahsediyor!
Biliyor musunuz?
Anılarına bıraktık anıtı bir taş diktik mi?
Bir zamanlar onlar da sizin gibi mutlu bir yaşam sürüyorlardı.
Ve Osmanlı'nın son döneminde, iyi yönetilemeyişin sonucu büyük bir soykırıma uğradılar!
Ve çoğumuz, bir asırdan biraz fazla süre önce yaşanan bu büyük acıları bilmiyoruz bile...
En azından şimdi izleyiniz ve PAYLAŞINIZ lütfen!
Ve dua ediniz o canlarımız için!
AKP iktidarının ilk döneminde, 2004’te, NATO zirvesi İstanbul’daydı. Üstelik AKP liderliği, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığını üstlenmişti. Ama NATO’nun İstanbul zirvesi ağır yasaklara sahne olmamıştı. Peki 22 yıl sonra NATO’nun Ankara zirvesinde, aynı iktidar, bu kez neden ağır yasaklar uyguluyor?
👇🏽
https://t.co/c9qeV1mWa6
Bir insanı görmezden gelmek, yok saymak, dışlamak, arkasından konuşmak, hakkında asılsız ithamlarda bulunmak, itibarını zedelemeye çalışmak ve kötü niyetli varsayımlarda bulunmak psikolojik şiddettir, yani mobbingdir.
Akıllı, vicdanlı, ölçülü ve karakter sahibi insanlar başkalarını yıpratmayı değil, anlamayı ve saygı duymayı seçerler.
Mobbing, çoğu zaman kişinin kendi iç dünyasında, yetiştiği çevrede ve öğrendiği ilişki biçimlerinde çözülmemiş sorunların bir yansımasıdır.
🌿 İnsanın karakteri, güçsüze nasıl davrandığında ortaya çıkar.
🌿 Nezaket bir seçimdir, incitmek değil.
#Mobbing #PsikolojikŞiddet #Farkındalık #İnsanİlişkileri #Saygı #Nezaket #Empati
Şeyh SAİD ayaklanmasının odak noktalarından biri, Lice'ydi. On binden fazla silahlı aşiret mensubuyla kuşatılmıştı.Devleti temsil eden Lice kaymakamı Asım beyin elinde sadece on kişilik müfreze vardı, bir de kendi beylik tabancası, hepsi buydu, e tabii direnebilmeleri mümkün değildi, rehin alındılar, kaymakam Asım bey, eşi Sehavet hanım ve iki yaşındaki kızları Selma, rehine takasında kullanılmak üzere kaçırıldılar,
Sehavet hanım altı aylık hamileydi, kâh yürüyerek kâh katırlara bindirerek, Lice'yle Hani arasındaki iki bin metre yükseklikteki dağlara götürüldüler, kara kış ortasında kar yağışı altında, tek tük evlerden oluşan metruk mezralarda, zifiri karanlık mağaralarda tutuldular..
İki ay kadar süren Şeyh Said kalkışması nisan ayının başında bastırıldı ama, rehinelerin kurtarılması mayıs ortasını buldu, Mürsel paşa komutasındaki yedinci fırka tarafından sağ salim kurtarıldılar, neredeyse 3.5 ay boyunca silahların gölgesinde, ölüm korkusuyla iç içe, bu berbat şartlarda yaşamışlardı, üç kişi kaçırılmışlardı ama, dört kişi bulundular, aile büyümüştü, çünkü bir mucize gerçekleşmişti, yemeden içmeden kesilerek 38 kiloya düşen, üstelik karnı burnundayken katırdan düşerek yaralanan Sehavet hanım, dağ başındaki kuş uçmaz kervan geçmez mezranın birinde doğum yaptı, sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getirdi.
Kaymakam Asım bey, ölümlere inat edercesine doğan oğlunu kucağına aldı, senin adın Gazi olsun dedi, savaştan sağ ve zaferle dönmüş insan manasında, oğluna
"Gazi" adını verdi.
O bebek...
Dünyaca ünlü beyin cerrahı *Ordinaryüs Profesör Dr. Gazi Yaşargil* oldu.
Yüzyılın En İyi Beyin Cerrahı” ünvanına layık görülen, modern beyin cerrahisinin öncüsü Prof. Dr. Gazi Yaşargil, insanlığa adanmış bir ömürle geride çok değerli bir miras bıraktı.
Mikronöroşirürjinin öncüsü, tıbbın duayeni, milletimizin gururu Prof. Dr. Gazi Yaşargil’i (10 Haziran 2025) rahmetle anıyoruz. Bilim dünyasında açtığı çığır, yetiştirdiği binlerce hekim ve insanlığa kattığı değerler ile minnetle hatırlayacağız.
Psikolog Gülnihal Çakı: "Kendinden nefret eden bi insan onu seveni cezalandırır.
Çünkü içten içe sevilecek biri olmadığına inanır.
Şimdi biri gelip onu gerçekten sevdiğinde ne olur?
İki ihtimal var: Ya o sevgiyi kabul edip değişmek zorunda kalır ki bu çok zor, ya da o sevgiyi bozar.
Nasıl bozar?
Soğur, küçümser, mesafe koyar, manipüle eder, suçluluk ya da yetersizlik hissettirir.
Bakın, kendini seven bi insanın yapacağı şeyler değil bunlar.
Yani aslında seni cezalandırıyor gibi görünür ama gerçekte yaptığı şey kendi içindeki değersizlik hissini senin üzerinden doğrulamaktır.
İşte tam bu noktada onun kendine duyduğu nefret senin öz değerini zehirlemeye başlıyor.
O yüzden bu bi cezalandırma gibi görünse de aslında bi insanın kendi yarasını başkasına bulaşt��rmasıdır."
İLTER TURAN HOCADAN ABD BÜYÜKELÇİSİ TOM BARRACK HAKKINDA ÇOK AĞIR YAZI: ABD TÜRKİYE’YE DİPLOMAT BİR BÜYÜKELÇİ GÖNDERİLMELİ... Ülkemizin uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi alanında en saygın akademisyenlerinden Prof. İlter Turan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack hakkında ağır bir yazı kaleme aldı.
Barrack’ın “bölge için yumuşak monarşik sistem” önerisi dahil muhtelif açıklamalarını değerlendiren Prof. Turan’ın yazısından bazı ifadeler:
*Hazret, kıt bilgi dağarcığına dayanarak kendisini Türk devletine ve kamuoyuna nasihat edecek konumda görüyor…
*Büyükelçi, Türkiye Cumhuriyeti’ne, onun kurucusuna, cumhuriyetten gurur duyan vatandaşlara hakaret ettiğinin farkında bile değil…
*Görevi Türkiye ve Amerika’nın yakınlaşmasına katkıda bulunmak ise, bunu yaptığı çok tartışmalıdır. Tam tersine, ülkedeki Amerikan aleyhtarlığını güçlendirmeye önemli katkılarda bulunmaktadır.
*Bay Trump’tan rica edelim, bu büyükelçiyi bir an önce buralardan çeksin ve yerine ülkemize daha fazla saygı gösteren profesyonel bir diplomat atasın. İşler pek iyi yürümüyor.”
Eskişehir'den sonra Afyonkarahisar'da da yurda giriş yasağı bulunan yabancı uyruklu IŞİD'liler yakalandı.
Türkiye'de faaliyet yürütebilmelerinin sırrı deşifre ettiğim GBT çetesinin polnet sızıntısında...
Sessiz bir ulusal güvenlik krizi karşımızda...
https://t.co/CHMAa9QGiP
1980'lerden itibaren özellikle CIA destekli Yeşil Kuşak Projesi ile birlikte Türkiye'de laiklik yavaş yavaş törpülendi.
Bugün gelinen noktada, devletin pek çok kurumu İslami referanslarla konuşan, dini meşruiyeti öne çıkaran kadrolarla dolu.
Medyada, eğitimde ve siyasi söylemde uzun süredir "ümmet", "İslam birliği", "medeniyet coğrafyası", "zamanında hilafet vardı" gibi motifler pompalanıyor.
Bunlar, toplumun belirli bir kesimini Türk millî devleti yerine, ümmet esaslı bir yapıya daha sıcak bakacak hale getiriyor. Özellikle belirli genç kuşaklar arasında ulus-devlet bilinci yerine dini kimlik daha baskın hale geliyor.
Irak ve Suriye'nin parçalanma süreci gibi, Türkiye'nin de benzer bir sürece sokulabileceğini düşünen ciddi stratejistler var. ABD ve bazı Batılı merkezler, Türkiye'nin çok etnisiteli yapısını federasyon modeline uygun hâle getirmek adına zaman zaman açık ya da örtülü baskılar uyguluyor.
"Ilımlı İslam Federasyonu" modeli, Batı için de kontrollü bir Türkiye anlamına geliyor. Ne Atatürk gibi dik duran bir liderliği olur, ne tam bağımsızlığı...
Alevi-Sünni, Türk-Kürt, laik-dindar gibi ayrışmalar üzerinden kurulabilecek bir federasyon modeli, "Anadolu İslam Federe Devleti" gibi bir yapıya zemin hazırlıyor.
Bu durum Türkiye'yi iç savaş tehdidine kadar götürebilecek bir yapısal kırılma yaratır. Bugün bu proje açık açık dillendirilmese de, altyapısı çok uzun süredir sessizce hazırlanıyor.
Riski büyüten unsur, halkın bir kısmının bu dönüşümün farkında olmaması, hatta bazı kesimlerin bunu özgürlük/İslamîleşme/medeniyet ve din davası gibi görmesi ve alkış tutması...
O yüzden mesele yalnızca siyasi değil; kültürel, eğitimsel, tarihsel ve dini bir inşa süreci...
Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Çok farklı bir Türkiye’ye kavuşacağız." söylemi de bu durumu destekler nitelikte...
Ve milletin birliği parçalanırken, olan biteni "kader" sananların sessizliği, bu projenin en güçlü silahına dönüşüyor. Siz susarken sadece hakikat değil; vatan da, tarih de, Cumhuriyet de sessizliğe gömülüyor.
Bir sabah uyandığınızda, vatan dediğiniz toprağın federe eyaletlere bölündüğünü, adaletin şeriat yorumlarına teslim edildiğini, bayrağın yerine sancakların dikildiğini görürseniz, bilin ki sessiz kaldığınız her gün bu ihaneti meşrulaştırdınız!
Bir millet, göz göre göre dağıtılırken alkış tutanların ihaneti, düşmanların kurşunundan daha sessiz ama daha öldürücüdür...
@HVodinali Okumaktan nefret eden varo�� abd halkı (yönetimi) yahudiler ve avrupalı ayak takımı ve araplar birde ev ödevini sağlam yapanlar hüsrana uğratıldı artık dağılmakla mükellefler...
Tarih bize, tükenmeyen Pers oklarının Crassus’u ve Roma lejyonlarını nasıl yok ettiğini hatırlatıyor.
“Üzerinde oturduğumuz 60 ila 90 günlük süre, sadece rezerv petrolün zamanlayıcısı değil; insanlık tarihinin en büyük kredi balonunun yanan fitili.”
https://t.co/TmhTyNyCLS
Geçen hafta Suriye’de iki heyet bir araya geldi. Heyetin bir tarafında ABD vardı. Heyete başkanlık eden Türkiye ABD Büyükelçisi, emlakçı Tom Barrack’tı.
Biliyorsunuz TomBarrack aynı zamanda Irak ve Suriye temsilcisi. Amerikan heyetinin karşısında Suriye ve Irak’taki Kürt liderler oturuyordu. Kimlerdi derseniz; birisini kamuoyu daha yakından tanıyor, Kuzey Irak’taki Kürt Yönetiminin Başkanı Neçirvan Barzani.
Diğeri ise Suriye’de ABD tarafından eğitilip donatılan PKK-YPG elebaşı, Mazlum Abdi. Herkes kravatlı, takım elbiseli.
ABD Büyükelçisi, almış karşısına İsrail ile yetiştirdikleri adamları, Kürt coğrafyasını nasıl derleyip toparlayacaklarını ve daha geniş bir Kürdistan'ın nasıl oluşturacaklarını anlatıyor.
Bu arada tabi konuşuyorlardır; Türkiye de Apo önderliğinde “barış ve kardeşlik” ambalajıyla bir süreç başlattı. Apo ve DEM parti demokratik Türkiye adı altında anadilde eğitim, özerk yapı, Öcalan’a özgürlük vs konuşuyor. Yeni Anayasa ile Türkiye de özerk yapıya geçecek falan filan. Bunu rahat konuşurlar çünkü Tom Barrack, ABD büyükelçisi açıkça bunu söylüyor bizim Dışişleri veya Cumhurbaşkanlığından hiç ses çıkmıyor.
Yani 1990’larda Çekiç Güç ile embriyosunu oluşturdukları ve daha sonra Irak’ı bölerek kurdukları Barzanistan gibi Suriye’de de ikinci bir Barzanistan kuruyorlar. Başında bu Mazlum Kobani var.
Yani Mazlum Abdi’yi Barzanileştiriyorlar. Adam seçilmiş. Ona bir alan bırakıldı. Suriye Demokratik Güçleri Başkomutanı ve fiili federal devlet başkanı olarak bundan sonra Ahmed Elşara ve ordusu o bölgeye yani SDG bölgesine giremez.
İlham Ahmet o bölgenin dışişleri bakanı olarak görevine devam ediyor.
O bölgenin Genelkurmayı var, ordusu var. Bizim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan “efendim biz ona Suriye ordusuna katılacaksınız” dedik vs diyor. Kimsenin umursadığı bile yok.
Bakın bu durumu berraklaştıran diğer görüşmeler neler; bu toplantıdan hemen sonra Mazlum Abdi yani PKK-YPG elebaşı Avrupa turuna başladı. İtalya’da en üst düzey İtalyan Savunma ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmüş. Zaten geçenlerde Georgia Meloni ile Brüksel'de buluştu Mazlum Abdi’yle. Böyle bir sarılışları var. Ey eysanki 1000 yıllık asker arkadaşı gibi yani.
Mazlum Abdi ve İlham Ahmet ardından Fransa’ya geçiyorlar ve Fransa’da Fransız devleti tarafından resmi ve unvanı olan konukların karşılandığı Ana Giriş kapısında karşılanıp uğurlanıyorlar. Ve Fransa’da, Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile görüşüyor.
Bugün Suriyeli diplomatik kaynaklar; Mazlum Abdi’nin çeşitli Avrupa ülkelerinde yaptığı ziyaretlerin Dışişleri Bakanlığı ile ilgili bir herhangi bir koordinasyon veya ön onay olmadan gerçekleştirildiğini, bazı Avrupa ülkelerince bu kişilerin kabul edilmesinin diplomatik teamüllere aykırı olduğu ve Suriye'nin içlerine müdahale anlamına geldiğini ifade etmiş.
Fotoğraf net. ABD Mazlum Abdi’yi ikinci Barzani yapıyor ve El Şara yönetimi devre dışı.
Peki Türkiye bu planı bozmak için ne yapıyor? Umudu Önder Apo’ya bağlamış. Oysa Öcalan silah bırakın açıklaması yaptığında, Mazlum Abdi hemen “çağrı bizi bağlamaz” dedi.
İsrail ABD bloğu planını tıkır tıkır işletiyor. Bakın başka bir bilgi vereyim. Middle East Eye’da yayınlandı. Suriye’de Esad rejimi devrildikten sonra İsrail Suriye’de 10 yeni üs inşa etmiş. Birisi Şam’a 20 km yakında. Fotoğrafları var.
E hani Esad gidecek, Türkiye kazanacaktı.
Esad gitti ama biz değil İsrail ve PKK kazandı görünüyor. Hatta şunu da belirtelim, muhtemelen, işte bu proje için 4 milyona yakın Suriyeli Türkiye’ye geldi. Hani Esad gidince onlar da evlerine dönecekti.
Geçenlerde Murat Karayılan diyor ki biz diyor zaten silah bırakacağımızı söylemedik ki.
Biz diyor silahlı mücadeleyi bırakacağımızı söyledik. Nerede hani büyük önder kurucu önderin açıklaması var. Silah bırakın demişti. E hani mangalda kalaşnikof partisi yapmışlardı.
Bir plan gidiyor. Ve biz sadece dışarıdan seyrediyoruz.
Programlarımızda sürekli dile getirdiğim bir husus vardı.
ABD/İsrail yirminci yüzyılın silahlarıyla saldırdılar ama İran 21. yüzyılın silahlarıyla kendini savunmakla kalmadı; karşı taraflara da büyük zayiat verdirdi. ABD/İsrail’in askeri üstünlüklerinin sınırlılıklarını ortaya çıkardı.
İran savaşı bu ve diğer başka sebeplerden dolayı ilerde sadece ‘tarihi’ bir savaş olarak değil ‘tarih yapan bir savaş’ olarak kayda geçirilecektir
Sizi puanlıyor ve kimin sizi göreceğine karar veriyor; itiraz yok, arayabileceğiniz biri yok, hatta olup bitenlerden haberdar olmanın bile bir yolu yok. Bir gazeteci, bu sistemi açığa çıkarmak için dava açtı.
https://t.co/WtDYn2nv8L
KONU: Glenn Diesen: Mearsheimer’ın “saha gerçeklerini söylemesi” neden suç gibi gösteriliyor?
Hesap: Glenn Diesen
Glenn Diesen’in John Mearsheimer üzerinden yaptığı tespit, bugünün entelektüel iklimini çok iyi özetliyor.
Diesen’e göre Mearsheimer, üç ay önce İran savaşının neden zaten kaybedilmiş olduğunu anlatıyordu. Fakat buna verilen tepki, argümanın içeriğine değil, niyet okumasına dayanıyordu.
Yani mesele şu değildi:
“Mearsheimer’ın analizi doğru mu yanlış mı?”
Mesele hemen şuna çevrildi:
“İran’ın kazandığını söylüyorsa, demek ki İran’ı destekliyor.”
Diesen’in asıl itirazı burada. Ona göre Batı kamuoyu, savaş alanındaki gerçekleri kabul etmeyi neredeyse düşmana sempati göstermekle eşitleyecek şekilde şartlandırılmış durumda.
Aynı şey Rusya-Ukrayna savaşında da yaşanıyor. Mearsheimer, Rusya’nın sahada avantaj kazandığını söylediğinde bu “pro-Rus analiz” diye etiketleniyor. Oysa bir savaşta kimin ilerlediğini, kimin hedeflerine yaklaştığını veya kimin stratejik üstünlük sağladığını söylemek, ahlaki destek beyanı değildir.
Bu, analizdir.
Bir doktorun kötü teşhis koyması hastalığı sevdiği anlamına gelmez. Bir askeri analistin “bu cephe çöküyor” demesi de karşı tarafı tuttuğu anlamına gelmez.
Diesen’in vurguladığı “entelektüel sahtekârlık çağı” tam olarak bu: Gerçekleri tartışmak yerine, gerçeği söyleyeni ahlaki olarak mahkûm etmek.
İran savaşı kaybedilmiş olabilir demek, İran’ı alkışlamak değildir.
Rusya sahada kazanıyor olabilir demek, Rusya’yı savunmak değildir.
ABD’nin stratejik hatalarını görmek, Amerika düşmanlığı değildir.
��srail’in askeri hedeflerine ulaşamadığını söylemek, İsrail karşıtlığı değildir.
Gerçeklik, taraf tutmaz. Ama propaganda, gerçekliği taraf tutmaya zorlar.
Sonuç: Diesen’in Mearsheimer için söylediği şey aslında daha geniş bir uyarıdır: Savaşları anlamak istiyorsak önce propaganda refleksinden çıkmak zorundayız. Çünkü sahadaki gerçeği inkâr etmek, yenilgiyi önlemez; sadece yenilginin daha pahalı hale gelmesine yol açar.
Kısa cümleyle: Mearsheimer’ın yaptığı taraf tutmak değil; haritaya bakmaktı. Bugünün sorunu ise haritaya bakan herkesi “düşman” ilan eden entelektüel çürüme.
Erbakan Hocam ile gece geç vakitlere kadar çalışırdık.
Arada mola verdiğimizde bir şeyler atıştırır ve
fırsattan istifade hocaya nitelikli sorular sorardık.
Bir akşam konu, NATO’nun düşman renginin kırmızıdan yeşile dönmesine geldi.
Erbakan hoca:
bunlar Türkiye’yi,
bağımsız bir ordu ve askeri doktrin ile bir anda karşımıza çıkmasınlar diye NATO'da tutuyorlar, dedi.
Adeta,
Türkiye’yi NATO içerisinde oyalıyorlar, diye de ekledi.
Biz,
bu zaman zarfında NATO’da ülkemiz oldukça kabiliyet kazandı. Birçok askeri teçhizat ve mühimmat elde etti, dedik.
Hocam da,
tabi öyle yapacaklar ki siz onların sahici bir ortağı olduğunuzu zannedesiniz. Yoksa sizi orada tutamazlardı.
Bu batılılar öyle ustadırlar ki sizi SİZE karşı savaştırırlar da ne olduğunu anlayıncaya kadar epey vaktiniz geçer ve çok zaiyat verirsiniz.
Bir arkadaşımız,
şimdi NATO dağılacak. Çünkü varlık sebepleri ortadan kalktı dediğinde de
yooo, dedi.
NATO'nun varlık sebebi,
tarihi "Türk Ordusu"nun yeniden sahneye çıkışını engellemektir.
Bunu hiçbir zaman unutmayın!
Evet. Sakın ha!!!
KONU: Lord Bebo: İngiltere Ukrayna’daki Storm Shadow saldırılarına doğrudan dahil mi?
Hesap: Lord Bebo
Lord Bebo’nun aktardığı iddia şu: Sızdırılmış Alman ordusu görüşmelerine göre İngiltere, Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik Storm Shadow / SCALP saldırılarında sadece silah sağlayan ülke değil; operasyonel planlamanın da parçası.
Paylaşımda üç kritik iddia öne çıkıyor:
İngiliz askerî personeli Ukrayna’da bulunuyor ve Storm Shadow / SCALP füzelerinin uçaklara yüklenmesine yardım ediyor.
İngilizler “reach back” yöntemiyle, yani uzaktan destek ve veri bağlantısı üzerinden bu füzelerin görev planlamasını yapıyor.
Bu durumda İngiliz ordusu, Rusya’nın savaş öncesi tanınan topraklarına yönelik saldırıların planlama ve icra zincirinde yer almış oluyor.
Lord Bebo’nun yorumu şu: Bu doğruysa İngiltere artık savaşa dolaylı değil, fiilen doğrudan dahil olmuş sayılır. Çünkü mesele “Ukrayna’ya füze verdik, onlar kullandı” noktası değil; hedef seçimi, rota planlama, teknik hazırlık ve operasyonel destek aşamalarına Batılı personelin dahil olmasıdır.
Bu da Putin’in en sert kırmızı çizgilerinden birine dokunuyor: NATO ülkelerinin Rusya’ya doğrudan saldırı planlama ve icra sürecine dahil olması.
Paylaşımın en dikkat çekici kısmı ise şu: Lord Bebo bunu Starmer’ın Putin’e bıraktığı bir tuzak olarak okuyor. Yani İngiltere, Rusya’yı ya cevap vermeye zorlayan ya da cevap vermezse caydırıcılığını zayıflatacak bir pozisyona itmiş olabilir.
Mantık şu: Putin cevap verirse, İngiltere ve NATO “Rusya tırmandırıyor” diyebilir.
Putin cevap vermezse, “Rus kırmızı çizgileri yine boş çıktı” algısı oluşur.
Yani Moskova için iki ucu keskin bir durum.
Sonuç: Eğer bu iddialar doğruysa mesele sadece Ukrayna’nın İngiliz füzesi kullanması değil; İngiliz askeri kapasitesinin Rusya’ya karşı operasyonel zincirin parçası haline gelmesidir. Bu da savaşın Ukrayna-Rusya hattından NATO-Rusya hattına doğru kaydığını gösteren çok tehlikeli bir eşik olabilir.
Kısa cümleyle: İngiltere füzeyi sadece vermediyse, rotasını da çizdiyse; artık bu savaşta “seyirci koltuğu” değil, kokpit tarafındadır.
Çin, Tayvan yarı iletkenlerine olan bağımlılığını azalttığında, bir abluka, işgalden daha cazip bir seçenek haline gelebilir. Çin’in stratejileri, uzun süreler boyunca maliyetleri karşılayabilir.
https://t.co/6Y05IFzzhm