17 Ağustos 1999’da yaşanan Marmara Depremi’nde kaybettiğimiz canları anıyor ve acılarını hala yüreğimizde hissediyoruz.
Bu büyük felakette, hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyor; yakınlarını kaybeden tüm ailelere sabır diliyoruz.
#marmaradepremi#17ağustos1999
2022 yılında açılan Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin 2024 yılı kontenjanları %55 artmış. YÖK Atlas verilerine göre akademik kadrosu 10 kişiden oluşuyor ve eczacılık lisans çıkışlı sadece 1 hocası var.
Şair Deniz İnan’ın " Karşı evin annesi "
isimli şiiri 2019 yılında Avrupa ’da en iyi
Türk Şiiri ödülünü almıştır.
KARŞI EVİN ANNESİ
Sen iki ters bir düz kırgınlıklar örerken beş numara şişle
Yumuşacık kakaolu kekler yapardı karşı evin annesi
İmrenirdim
Mutfağındaki eksik malzemeden bihaber
Tepeleme dolu kızgınlıklar yüklerdim dişlerimin arasına
Bilmezdim anne
Karşı evin babasında bitermiş iş
Bunu görmezdim
Hep başın ağrırdı
Başın, hep ağrırdı
Sırf bu yüzden bile bazı zamanlar
Seni sevmezdim
Küçüktüm anne
Bilseydim evinde su faturası ödenmemiş
Çeşmeden akmayan suya
İsyan etmezdim
Sen iki kere ikinin dört ettiğini ekmek hesabından bilirken
Mis kokulu çamaşırlar asardı karşı evin annesi
Özenirdim
Ellerindeki çamaşır suyu kokusundan rahatsız
Çocukça bir küskünlük eklerdim gecelerime
Oysa ellerin ruhuma akarmış saçlarımdan
Ömrümü tararmış titreyen parmakların
Bilmezdim anne
Büyümek denen illet dayanıncaya dek kapıma
Ellerinin ne muhteşem olduğunu bilmezdim
Küçüktüm anne
Yoksa
Gün aşırı patlayan sarı ampulü
Mumla yamayacak yüce gönlünü
Ezecek kadar ezilmezdim
Sen çalı süpürgesiyle süpürürken dış kapının ağzını
Taze boyalı saçlarını savurarak süzülürdü karşı evin annesi
Ayağında yüksek topuklu bir isyan
Düşündüm de şimdi
Ne iğreti dururdu o topukların üstünde dursan
Senin çatlamış ayakların vardı anne
Hacı şakir kokardın en beyazından
İncecik bir yemeniyle gizlerdin
Ölünce her bir teli yılan olacak sandığın sırma saçlarını
Çok yeni anladım anne
Ağaran her saç telinden üstüme düşen payımı
Çocuktum anne
Bir bisikletim olsa bütün mutluluklar benimdi
Babam eve sarhoş gelmiş geç gelmiş
Hepsi sabah sokağa çıktığımda biterdi
Bilmezdim anne
Karşı evden arta kalan çantalar dolusu giysi
Üstümüze cuk otururken
Ruhuna azap olur akarmış
Bilmezdim benim annem gözünün yaşıyla her bayram
arifesi
Vitrinlere bakarmış
Sen ilkokul fişlerimi kardeşimle hecelerken
Telefonu keşfetmiş karşı evin annesi
Bilsen ne cahildin ne görgüsüzdün gözümde
Yak deseler yakacağım o dakika dünyayı
Yık deseler
Ne şu eski divan kalacak
Ne çiçekli perdeler
Şimdiki aklımla ah bir sorsalar bana
Desem
O tertemiz günlerim
Hani şimdi neredeler
Ben ay sonunu nasıl getireceğim diye
Hesaplar yaparken bir gün
Oğlum nefes nefese yararak ortalığı girdi içeri
Yumuşacık kakaolu kekler yapmış dedi karşı evin annesi
Çok geç anlıyor insan anne
İlle de kendi annesi
İlle de kendi annesi
DENİZ İNAN
Eşdeğer ilaç; etkin madde açısından orijinal ilaçla (referans) aynı olan ilaçtır. Kalite, etkililik ve güvenlilikleri bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Dolayısıyla eşdeğer ilaçların tedavi açısından orijinal ilaçların yerini tutamayacağı algısı kesinlikle yanlıştır. #eşdeğer
Siz hiç “ACİL” ilaç ihtiyacı olan bir kanser hastanıza, Pazartesi’nden önce bu ilacı bulamayız.
Ne firmalar, ne de depolar bu ilacı göndermez zamdan önce. dediniz mi???
Bir hastanın çaresizliğini, 3 kuruş için oynanan sağlığını ve kendisini o kadar değersiz hissedişini gözlerinde gördünüz mü??? Gözlerinde yok oluşunu izlediniz mi?
Görmediniz, görseniz bunu yapamazdınız. Görseniz biz ne yaptık diye geceleri uyuyamazdınız. Görseniz ah görseniz….
Allah’tan hiç bir yakınınızın o gözlerle kimseye bakmamasını dilerim. Çünkü ben insanım. Ben bir sağlık neferiyim. Tek isteğim bu yaşattıklarınızı kimse yaşamasın. Bu insanlara bunu reva görmemeliydiniz. Bu kadarını yapmamalıydınız.
@titckgovtr@saglikbakanligi@HMBakanligi
“Fırınlarda fareler cirit atıyor.
Pastaneler hamamböceği dolu.
Tuvalette dondurma yapıyorlar.
Baklavaya antep fıstığı yerine ezilmiş bezelye koyuyorlar.
Kırmızı biberde kiremit tozu var.
Zeytini koyu siyah olsun diye ayakkabı boyasıyla yıkıyorlar.
Bayat tavuk beyaz görünsün diye klora batırılıyor.
Küflenmiş peyniri jel ile harmanlayıp, taze kaşar diye kakalıyorlar.
Lahmacunda yağ külü var.
Kemik öğütüp salam yapıyorlar.
Sosis horoz ibiğinden.
Dönerde bağırsak var.
Tavuk dönerinde deri var.
yoğurda domuz kemiğinden yapılan jelatin katılıyor,
dana eti diye satılan sucuklarda at ve eşek eti bulundu,
tereyağına patates karıştırılıyor,
tulum peynirine nişasta koyuyorlar,
sakatatı boyayıp hazır kıymaya katıyorlar,
çikolatalarda şekerlemelerde hayvan yemi var,
kuru üzüm kurutulmadan mazota bulanıyor,
zeytin çabuk kararsın diye havuzlarına paslı demir atılıyor,
Çiğ süte, daha fazla peynir elde etmek için şeker gübresi konuluyor, sütün ekşimesini önlemek için hidrojen peroksit ve formaldehit koyuyorlar, ekşimiş sütün ekşiliğini almak için soda, kostik ve trisodyum sitrat koyuyolar, sütün öz yağı alınıyor, yağlı süt izlenimi versin diye margarin katılıyor.
Zeytinyağına kanola karıştırılıyor, eskiden ucuz diye ayçiçeği yağı karıştırılıyordu, şimdi daha ucuz diye kanola karıştırılıyor, yarın öbür gün kullanılmış motor yağı karıştılırsa şaşma… Anca sabun üretiminde kullanılan yüksek asitli yağlar, ısıl işlemden geçirilip natürel sızma zeytinyağı diye satılıyor.
Arı görmemiş bal var!
Petekli ballarda petrol ürünü mumdan petek kullanılıyor.
Bitkisel baharatların içine kurutulmuş ot karıştırılıyor.
Tahini soyayla yapıyorlar.
Kaçak çayı domuz kanıyla renklendiriyorlar.
börek salonunda, kol böreğinde at eti çıktı.
Bursa da pidecide, eşek eti çıktı.
Denizli'de pidecide, bağırsak çıktı.
Ankara'da köftecide, dana köfte harcında tavuk ayağı çıktı.
Kahramanmaraş'ta antep fıstığı ezmesinde boya çıktı.
Afyon'da sucukçuda tükrük bezi çıktı.
Niğde'de bitkisel doğal üründe ilaç çıktı!
İstanbul'da çöpten toplanan ekmekleri kurutup un haline
getirdikleri, pasta ve kurabiye yaptıkları,
hatta başka pastanelere ucuz yollu sattıkları ortaya çıktı.
Aydın'da ramazan ayında sokak iftarlarının en büyük
tedarikçisi olan yemek fabrikasında, domuz eti çıktı.
*
Hal böyleyken…
Askerler yemekten zehirlendi, Türkiye ayağa kalktı,
sabotaj mı var, komplo mu,
televizyonlarda endişeli tavırlarla tartışılıyor,
acaba dış güçler mi yapıyor,
nasıl olur da askerler zehirlenir filan.
Kardeşim!
Danimarka'da mı yaşıyorsunuz?
Finlandiya mıdır burası?
Kanser oluyoruz, kalp hastası oluyoruz, tansiyon,
şeker hastası oluyoruz, hamilelerde düşüğe yol açıyor.
İddia ediyorum, gıda terörünün
bu topraklarda öldürdüğü insan sayısı
Tüm terör olaylarından fazladır.
Dolayısıyla bu ülkede zehirlenmek değil
zehirlenmemek haberdir.”
Yılmaz Özdil
Kim yazmışsa HARİKA YAZMIŞ...
"Ah Müjgan...
Çok arada kaldık biz,
Kendimiz olamadık.
Tespih elimize,
Malboro ağzımıza yakışmadı.
Fes kafamızda,
501 kot pantolon kıçımızda
O Amerikalı kızdaki gibi durmadı.
Western filmlerinde
Ezilen kızılderililere ağlayıp,
Mavi ceketlileri tuttuk.
Ne solcu olabildik,
Ne sağcı,
Das kapital, okumak için çok uzundu,
Zaten okumayı hiç sevmedik.
Devrim türkülerinin ezgisini tutturamadık,
Bıyığı aşağı bırakmakla olmadı,
Mafyalaştık,
Milliyetimizi araplaştırdık...
Dinimizi Arapça okuduk
Ayetleri anlamadık.
Dünyada anlamadığı bir dilde dua eden başka bir millet var mı bilmiyorum.
Hoş millet miyiz?
Onu da bilmiyorum.
Teknoloji çağına yetişemedik,
Bırak matbaayı,
Bilgisayarın tuşuna da,
Yirmi yaşımıza da
Aynı gün bastık.
Cep telefonunu kemerlerimize astık,
Kazağı pantolonun içine.
Çok aralarda kaldık biz.
Toprak ağalarını demokrat,
Kapitalistleri yatırımcı sandık.
En büyük yalanı söyleyene daha çok inandık,
Camide iken ‘’Uydum hafız olan imama’’ derken, Her yerde imama uyduk.
Laikliğin ne demek olduğunu
Bizi okumanın, eğitimin kurtaracağını anlamadık.
Parayı kazanmak kolay sandık
Bankerlere, Jet Fadıla,
Çiftlik banklara,
En son kriptocuya kaptırdık.
Çok arada kaldık biz.
Kural koyduk, bozduk,
Anayasa yaptık, uymadık
Üniversiteleri haşat, Liyakatı madara,
Bakara’yı makara ettik.
Nihat Hatipoğlu’nu YÖK’e
Milli güreşçiyi bankaya atadık,
Okul yaptık, eğitim yapmadık,
Yol yaptık çöktü
Köprü yaptık geçmedik
Yine de parasını ödedik.
Devletin elektriğini,
Tekelini,
Limanlarını,
Barajlarını,
Fabrikalarını,
Kaz dağlarını bir güzel sattık.
Devletin malı denizdi,
Dezenfektan satmayan kerizdi.
Zaten ortada kaldıydık,
Bir kanal eksikti arada,
Onun da Projesini hazırladık
Yakında yüzeriz kanalda.
Leblebi tozu vardı bir zamanlar,
pudra şekerine nasıl geçtik?
Hiç anlamadık,
Ve Hiç sormadık,
Acaba bu hayatı,
Kendimiz mi seçtik?
Ümit etmek güzel,
Beklentisi var herkesin...de
Biz küçükken,
Sapanla kuş avlayan arkadaşımıza,
‘dur’ diyemediysek eğer,
Şimdi o arkadaş
Devletin gücünü,
Medyanın sözünü,
Paranın tadını,
Yandaşın hırsını,
Cahilin gönlünü,
Eline avucuna almışken ‘dur’ dememizi
Kimse beklemesin.
... ...
Diyeceğim ama diyemiyorum.
Biri söylemiş işte;
“Muhtaç olduğun kudret
Damarlarındaki, asil kanda mevcuttur “ diye..
Bence uyan artık,
Yoksa geç kalacaksın
Kendini kurtaracak kimse arama,
Seni yine,
Sen kurtaracaksın..."
Bir eczacı internetten aldığı güneş kremiyle, eczanede satılan kremi UV ışığı altında test etti.
Sonuçlar izleyenleri şoke etti.
https://t.co/NNFw1hmhio