Yine adamları karalamışız.
Al işte, fındık aromasıyla buram buram fındık kokan bir krema! Ayrıca adamlar yetinmemiş, yapay çikolata aromasını da koymuş!
Hem bunları Türkiye'deki etikette ne güzel gizlemişler!
Ne diye bunları araştırıp, milleti uyandırıyorsak!?
@gidadedektifi
Evet dostlar bir kitap ile linç yiyen arkadaşımızın namı hesabına 20 adet daha kötülük problemi kitabını hediye ediyorum
Şartlar
@leylazize ve @Chartpaternn hesaplarını takip etmek
Bu tweet rt%fav
İki arkadaş etiket
@AltayCemMeric@Yes_contextACM
MUTLU OLMAK İÇİN ALMAN GEREKEN CESUR KARARLAR
1. Geçmişinle ve geçmişte yaşadığın korkularınla yüzleş ve onların senin hayatını zindana çevirmesine izin verme.
2. Beyninde ve yüreğinde affedemediğin ne kadar kişi varsa onları kendin için affet ve ağırlıklarından hemen kurtul.
3. Değmeyecek insanlar için yanık ekin yaprağına dönüştürdüğün kalbinin ayrık otları tarafından istila edilmesine izin verme ve asla nadasa bırakma.
4. Elinde avcunda malında mülkünde verebileceğin ne varsa azda olsa onu ver ve iyilik yapan tarafta ol. Veren al alan elden daha üstündür unutma.
5. Hayatı rutine bağlama mutlaka farklı bir şeyler yapmak için sınırlarını zorla. Yapamam beceremem elimden gelmez aman bizden geçti bu saatten sonra mı gibi cümleleri kullanma
6. Dünyayı ve yaşananları iyi oku ve haline binerce kez şükret. Şükrettiğin zaman sana sonsuz ve sınırsız destek olan Yüce Yaratıcıyı kendine daha yakın hissedeceksin.
7. Her ne iş yapıyorsan yap kendine hedefler belirle. Bu üzerindeki metal yorgunluğu atmana yardımcı olacak ve beynini rutin hastalığından kurtarmış olacaksın.
8. Şefkatli ve Merhametli olarak empati yapmayı sürekli uygula. Hem kendin hem başkaları yanlış bir karar verse bile anlama melekelerini önce çalıştır ki yargılamak aklına bile gelmesin.
9. İnançlarını sapasağlam yaşamak için mücadele et. Kıyısından köşesinden başla devamı gelecektir. Tam olarak kendimi değiştirmeli ve tertemiz inancımı yaşamalıyım şekilde düşünme ne kadar hata yapsan da samimi bir kalbe yöneldiğinde yapılan hataları affeden bir Rabbin olduğunu unutma
10. Dışarıda hava nasıl olursa olsun Allah’ın yarattığı bu muhteşem günde ne kadar güzel işlere imza atacağım diye karşıla doğan her günü.
11. İyi arkadaşlar ve dostlar edin. Defalarca değişir mi diye şans verdiğin kimselerin senin duygularını istismar etmesine izin verme.
12. Sık sık gülümseyerek aklına ve kalbine olumlu sinyaller gönder. İyiyim ama daha iyi olacağım, evet sorunlar var fakat geçecek, tamam şu an bunu yaşıyorum ama biliyorum ki bitecek gibi olumlu cümleleri kullanmaya devam et.
13. Müzik dinlemek, kitap okumak insanı en mutlu eden eylemlerin başında yer alır. Hayatı anlamanın en güzel yolu doğru kitapları okumak kendimizi dinlemenin en güzel yolu ruhumuza uygun müzik dinlemektir.
14. Ön yargılı ve ön kabulden uzak adalet duygularını ön planda tutarak insanları değerlendir. Yanlış, çirkin, kötü kimden ve nereden gelirse gelsin raddeden doğru iyi güzel nereden ve kimden gelirse gelsin kabul edenlerden ol.
15. Her şeyini ihmal et fakat aileni ihmal etme. Diğerlerini telafi edebilecek imkân ve zamanın olur ama aileni kaybedersen tekrar kazanamazsın. Sevgini bölüştürürken dışarıya cimri ama ailene alabildiğine cömert davran.
16. Her şey çok güzel yaptım fakat sonuç elde edemedim bu bela ve musibetler beni neden buldu diye isyan etme. Sen sadece elinden gelenleri yapmakla mükellefsin elinde olmayanların sorumluluğu sende değildir imtihanın sırrını anla.
17. Dua ediyorum kabul olmuyor diye düşünme. Allah ya hemen kabul ediyor ya bir belayı def ediyor ya da başka bir zaman erteliyordur unutma.
18. Bu hayat fani ve sınırlı bir ömrümüz var. Misafir olduğumuz bu yalancı dünyada ev sahibi gibi davranma.
19. Umudunu kaybetme ve her zaman mücadeleye devam et. Mücadele etmezsen müdahale edemezsin bilesin.
20. Allah’ın yarattıklarını sev koru ve kolla. Eğer böyle yaparsan o da sana yardımcılar gönderecek gerçek huzurun kapılarını açacaktır.
21. Son olarak dünyevi hırslarının seni ele geçirmesine değil hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya ama yarın ölecekmiş gibi öteki dünya için çalışmak inancını hayatının merkezine oturt.
Eğer bunları yapmak için gayret gösterir veya bir yerlerden başlarsan arkası gelecek kendini daha güçlü hissedecek sorunlarında yiğitçe mücadele edecek figüran olarak değil assolist olarak öteki alemde yerini alacaksın. Bunları yapmak için karar verip uygulama seçeneğinden başka şansın olmadığını söyler misin ne zaman anlayacaksın?
Ortam çok rüzgârlıydı. Bir odada dört tane mum usul usul yanıyordu.
Dört mum yavaşça yanıyordu ama ortalık o kadar sessizdi ki mumların kendi aralarında yaptıkları konuşmalar duyuluyordu.Birinci mum: “Ben BARIŞ’ım! Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim.” dedi. Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü.
İkinci mum: “Ben İNANÇ’ım! Ne yazık ki artık vazgeçilmez değilim. Onun için bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.” dedi. Sözlerini tamamladığında esen rüzgâr onu da tamamen söndürdü.
Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle konuştu: “Ben SEVGİ’yim. Ama artık yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu, değerimi hiç bilmiyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.” Sevgi de daha fazla beklemeden sönüp gitti.
Ansızın odaya küçük bir çocuk girdi ve üç mumun da yanmadığını gördü. Üzgün ve ağlamaklı bir sesle: “Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu?” dedi. Ardından da ağlamaya başladı.
O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı: “Korkma, ben hâlâ yanıyorum. Ben yandığım sürece öteki mumları da yeniden yakabiliriz. Ben UMUT’um!”
Duydukları karşısında sevinen çocuk, gözleri mutlulukla parlayarak UMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı.
Evet arkadaşlar, hâlâ bir umudumuz daha var, değil mi? Hem “Bu dünyayı değiştirmek için önce kendimizi değiştirmek.” gibi bir hedefimiz yok mu bizim?
Doğar doğmaz ölmeye başladığımız bu dünya için ömür sermayemizi acılarla eksiltmenin bir anlamı var mı?Çaresizliği de yaratan O, çareyi de yaratan O…
Mutluluğu da yaratan O, mutsuzluğu da yaratan O… Kalk, silkelen, kendine gel. Umutsuzluğa sarılma! Umutsuzluk şeytandandır, ümit etmek Allah’tandır. Ümitvar ol, hayrı iste.
En kötü gününüzde bile dilinizde iki kelime olsun: Allah büyüktür!Allah umudu daim yaratmıştır. Umut, karanlıkta bile beyaz; çöllerde bile rengârenktir.
Umut etmekten vazgeçmeyin, bıkmayın, yılmayın; çünkü sabretmeyi, istemeyi, beklemeyi ve mücadele etmeyi becerenlerin her şey ayağına gelir.
Firavun’un hazine işleriyle görevli bir veziri vardı; bunun da Maşite adında bir hanımı vardı. Firavun’un kızının dadılığını yapıyordu. Kendisi Musa Aleyhisselam’ın dinine inandığı hâlde imanını gizliyor, ibadetlerini de gizli yapıyordu.
Maşite Hatun bir gün hamamda Firavun’un kızının saçını tararken tarak yere düştü. Tarağı yerden gayriihtiyari besmele çekerek aldı.
Firavun’un kızı bu söze kızarak dedi ki: "Ey dadı! Bu nasıl sözdür? Benim babamdan başka tanrı mı vardır? Babamın adını değil de bir başkasının adını nasıl söylersin?"
"Evet yavrum, Allah vardır. Hem yeri, göğü ve içindekileri yoktan var eden; seni, beni, babanı ve bütün varlıkları yaratan bir Allah vardır."
Firavun’un kızı bu sözlere daha da kızarak dedi ki: "Seni babama şikâyet edeceğim. Hak ettiğin cezaya çarptırılacaksın."
Durumu babasına söyledi. Firavun, Maşite Hatun’a dedi ki: "Sen benden başka bir tanrıya inanıyormuşsun. Söyle, benden başka yeryüzünde tanrı var mıdır?"
"Ey Firavun, sen de biliyorsun ki sen ilâh değil, âciz bir kulsun. Seni de yaratan Allah’tır. Sen fânisin, yok olacaksın. Fakat Allah ebedidir, fâni değildir. Musa Aleyhisselam da O’nun peygamberidir."
Bu sözlere çok kızan Firavun, onu hemen öldürmektense her gün bir uzvunu keserek başkalarına da ders olmasını istedi. Önce tırnaklarını çektirdi. Saçından tavana astırdı. Kamçılarla vücudundan kan çıkıncaya kadar kırbaçlattı. Bunlara rağmen dininden dönmeyince Firavun’un kini günden güne arttı. Maşite Hatun’u bir ağaca bağlattı.
Biri 5 yaşında, diğeri de 5 aylık olan iki kız çocuğundan büyüğünü karşısına getirerek şöyle söyledi: "Ey Maşite! Beni tanrı olarak kabul edersen seni serbest bırakacağım."
Maşite, yavrusunun acıklı hâline, bir de Firavun’un hâline baktı. Sonra dedi ki: "Ben ancak bir olan Allah’a inanıyorum."
Firavun, eline geçirdiği bıçakla 5 yaşındaki yavrunun gırtlağını annesinin gözü önünde kesti. Kanını da Maşite’nin ağzına yüzüne sürdü. Sonra tekrar hiddetlenerek şöyle sordu: "Söyle, benden başka tanrı var mıdır?"
"Allah birdir, Allah’tan başka ilâh yoktur."
Bu sefer Firavun, 5 aylık kundaktaki yavruyu getirmelerini istedi. Getirilen yavruyu annesine yaklaştırdıklarında saatlerdir süt emmeyen yavru meme aramaya başladı. Maşite Hatun, önceki yavrusunun uğradığı akıbeti düşündü. İkinci yavrusunun da hunharca kesilmesine bir anne olarak dayanamayacaktı; kararını verdi.
Firavun’a “Rabbim sensin” diyecek, fakat kalben inanmayacaktı. Tam “Rabbim sensin” diyeceği sırada küçük yavru dile gelerek dedi ki:
"Hayır anne, hayır! Sabret! Rabbim sensin deme! İmanından asla dönme. Firavun’a inanma! Benim için, ablam için, senin için Allah’ın cennette hazırlamış olduğu makamı görüyorum. O makamı, etrafında sana hizmet etmek için pervane gibi dönen hurileri de görüyorum."
Firavun ve orada hazır olanlar bu sözü duydular. Tevbe edeceklerine daha da hiddetlenen Firavun, 5 aylık yavruyu da hemen boğazlattı. Fakat Maşite Hatun ağlamıyor, gülüyordu. Kızının gördüklerini artık o da görüyordu. Ölümünün bir an evvel gelmesini arzuluyordu.
Firavun, kocasıyla beraber Maşite Hatun’u ve yavrusunu kaynar kazanın içine attı.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu konuyla ilgili der ki: “Dünyada şu dört bebek konuşmuştur: Yusuf’un şahidi, Cüreyc’in sahibi, Meryem oğlu İsa ve Firavun’un kızının berberi (tarakçısının) oğlu.”
Rabbim makamlarını âli eylesin…
Allah��a emanet olun…
Enes bin Malik (r.a.) anlatıyor: Hz. Muhammed (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk. Bir ara azı dişleri görülecek şekilde gülümsedi. Sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:
“Ümmetimden iki kişi Allah’ın huzuruna gelir. Birisi, ‘Yâ Rab! Benim bunda hakkım var; hakkımı bundan al, bana ver.’ der. Allah Teâlâ da ötekine, ‘Hakkını ver.’ buyurur.
Adam, ‘Yâ Rab! Bende sevap namına bir şey kalmadı.’ der. Cenâb-ı Hak, ‘Baksana, bu adamın sevabı kalmadı, ne dersin?’ buyurur. Adamcağız, ‘O hâlde benim günahlarımdan alsın.’ der.”
Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz bunu anlatırken gözleri yaşardı ve: “O gün büyük bir gündür. İnsan, günahının alınmasını ister.” buyurdu.
Bunun üzerine Allah Teâlâ hak sahibine: “Baş��nı kaldır ve cennete bak.” buyurur.
Adamcağız: “Yâ Rab! İnci ile işlenmiş, gümüşten ve altından köşkler görüyorum. Bunlar hangi peygamber, hangi sıddîk veya hangi şehitler içindir?” der.
Allah Teâlâ: “Bunlar, bana ücretini verenler içindir.” buyurur.
Adamcağız: “Bunların hakkını kim ödeyebilir?” der.
Cenâb-ı Hak: “Sen istersen bunlara sahip olabilirsin.” buyurur.
Adam: “Nasıl olur, yâ Rab?” deyince, Allah Teâlâ: “Hakkını bu adama bağışlamakla.” buyurur.
Adam: “O hâlde ben bunu affettim.” der.
Allahü Zü’l-Celâl hazretleri de: “Arkadaşını al, beraberce cennete girin.” buyurur.
Sonra Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz: “Allah’tan korkun, Allah’tan korkun ve siz de kendi aranızı düzeltin. Bakınız, bizzat Allah müminlerin arasını buluyor.” buyurmuşlardır.
Gelin o zaman: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” diyen sevgili Peygamber Efendimize (s.a.v.) binlerce kez salât ve selâm edelim.
“hediyeleşiniz ki, birbirinize olan muhabbetiniz ziyâdeleşsin”
2 arkadaşa 3 ciltlik riyâzü's sâlihîn hediye olsun. yalnızca fav kâfi.
yarın akşam açıklanır inşallah.