..Bugün dünden daha çok idealist kadrolara, gerçek dava adamlarına, gerçek milliyetçilere ve bunların birlikte hareketine ihtiyaç vardır…
Evet İslam ile mecz olmuş Türk milliyetçiliği fikrini savunuyoruz. Bu fikir, tam bağımsız milli devletin yegane kaynağı olmalıdır.
Türkçe; sesimiz, hafızamız ve dünyaya vurduğumuz millî mührümüzdür.
Dilimize sahip çıkmak, istiklalimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır.
Bir milletin sınırları yalnızca sınır taşlarıyla değil, kelimeleriyle de çizilir.
Büyük Birlik Partisi olarak Türkçenin devletimizin, eğitimimizin, bilimimizin ve kültür hayatımızın temel direği olduğuna inanıyoruz. Türkçemizi korumak, zenginleştirmek ve gelecek nesillere bütün ihtişamıyla ulaştırmak, millî bağımsızlığımızın vazgeçilmez şartıdır.
Bu duygularla Türkçemize sahip çıkan, emek veren bütün devlet adamlarımıza,
akademisyenlerimize, yazar ve şairlerimize şükranlarımızı sunuyorum.
🇹🇷Türk Dil Bayramımız kutlu olsun.
Kurucu Liderimiz, şehit Muhsin Yazıcıoğlu ve onunla birlikte şehadete yürüyen arkadaşlarımızın şehadet sürecinin aydınlatılması noktasında ortaya koyduğu kararlılık ve hassasiyet dolayısıyla kıymetli Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’e ; Faili Meçhul Suçları Araştırma Komisyonu üyelerine, yargı, MİT ve emniyet mensuplarımıza şahsım ve Büyük Birlik Partisi camiası adına şükranlarımı sunuyorum.
İnanıyoruz ki Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından büyük bir titizlikle yürütülen soruşturma sonucunda, yıllardır kamuoyunun vicdanında karşılık bulan tüm şüpheler giderilecek, karanlıkta kalan hususlar aydınlatılacak ve gerçekler bütün açıklığıyla ortaya çıkarılacak, kastı ve kusuru olanlar hukuk önünde hesabını verecektir.
Şehitlerimizin aziz hatırasına ve milletimizin adalet beklentisine karşı en büyük sorumluluğumuz, bu sürecin sonuna kadar takipçisi olmaktır.
MUHSİN YAZICIOĞLU SORUŞTURMASINDA HAKİKATİN İZİNİ SÜRMEYE DEVAM EDİYORUZ!
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki arkadaşlarının hayatını kaybettiği helikopterin düşmesi olayının tüm yönleriyle aydınlatılması için yürütülen soruşturmayı kararlılıkla sürdürüyoruz.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinesinde, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığımızın desteğiyle Ankara İl Emniyet Müdürlüğümüzle birlikte yürütülen çalışmalar kapsamında bu sabah ikinci dalga operasyon gerçekleştirilmiştir.
FETÖ/PDY faaliyetleri kapsamında tasarlayarak kasten öldürme suçuna iştirak ettikleri ve olayın açığa çıkarılmasını engellemek amacıyla çeşitli suçlar işledikleri değerlendirilen 47 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır.
Ankara merkezli 16 ilde 45 adreste eş zamanlı arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilmiş ve şu ana kadar 33 şüpheli gözaltına alınmıştır. 10 şüphelinin cezaevinde olduğu belirlenirken firari 4 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürmektedir.
Soruşturma kapsamında; arama-kurtarma çalışmalarının yanlış yönlendirilmesi, gerçeğe aykırı bilgi notları hazırlanması, tanık ve gizli tanıkların manipüle edilmesi ile maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını engellemeye yönelik eylemler tüm yönleriyle araştırılmaktadır.
Bu tarihi soruşturmayı titizlikle yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımıza, soruşturmayı destekleyen Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığımıza, sahada operasyonu başarıyla yürüten Ankara İl Emniyet Müdürlüğümüze ve süreçte emeği geçen tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.
Aradan geçen süre ne olursa olsun, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi için soruşturmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.
Adalet er ya da geç mutlaka tecelli edecektir!
Irak El Hikmet Hareketi Parlamento Grubu heyet başkanı Ali Şeddad ve grubunu Genel Merkezimizde ağırladık.
Gerçekleştirdiğimiz görüşmede; Türkiye-Irak ilişkileri, bölgesel gelişmeler ve iki ülkeyi ilgilendiren başta güvenlik, terörle mücadele ve Kalkınma Yolu projesi olmak üzere, diğer gündemdeki konular üzerine karşılıklı değerlendirmelerde bulunduk.
Nazik ziyaretleri ve kıymetli istişareleri dolayısıyla Irak El Hikmet Hareketi heyetine teşekkür ediyorum.
Okullarımızın, derslerin yanında vermesi gereken "Değerler Eğitimi" konusunda eksik kaldıklarını görüyoruz.
Alperen ocaklarında gençlerimiz milli kültürlerini öğreniyorlar, inançlarını öğreniyorlar, derslerine çalışıyorlar hem ailelerine hem toplumumuza hayırlı bir evlat, hayırlı bir genç olarak, 21. Yüzyıl'ın Alperenleri olarak yetişiyorlar.
Sayın Genel Başkanımız Mustafa Destici: Çocuklarımızı yalnızca okul kapısında değil; evde, okulda, çevresinde ve dijital dünyada bir bütün olarak korumak zorundayız.
Özellikle riskli davranış gösteren çocuklar için olay yaşandıktan sonra değil, öncesinde devreye giren bir erken uyarı ve rehberlik sistemi oluşturulmalıdır.
Sayın Genel Başkanımız Mustafa Destici, SuperHaber YouTube kanalında Genel Yayın Yönetmeni Sinan Sungur’un sorularını cevaplıyor.
Gündeme dair önemli açıklamaların yapılacağı yayını aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz👇
https://t.co/Q8Z9qUNuWL
Sayın Genel Başkanımız Mustafa Destici: Emeklilerimiz 2023 sonrası ağır bir hak kaybına uğradı.
Emeklilerimizin yaşadığı mağduriyet sona erdirilmelidir.
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir lisede meydana gelen silahlı saldırıda öğrencilerimizin ve vatandaşlarımızın yaralanması hepimizi derinden üzmüştür.
Yaralılarımıza acil şifalar diliyor, öğrencilerimize, ailelerine ve eğitim camiamıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Okullarımızın çocuklarımız için güvenli ve huzurlu mekânlar olması hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu tür olayların bir daha yaşanmaması için gereken tüm tedbirlerin kararlılıkla alınması büyük önem taşımaktadır.
Rabbim yaralı evlatlarımızı ailelerine sağlıkla kavuştursun.🤲
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici:
Özel üniversitede LGBT bayrağını görünce 'Herkes bayrak asabiliyor mu?' diye sordum, 'Asabilir' dediler.
'O zaman buraya bir Alperen Ocakları bayrağı assınlar' deyince 'O biraz siyasi oluyor' cevabını aldım.
‼️ PKK/KCK Ter#r örgütü elebaşı Cemil Bayık’ın 17 Eylül 2026’da yayımlanan röportajda söyledikleri özetle şunlardır:
1. Meclis’te kabul edilen yasanın örgütün taleplerini karşılamadığını ve Türkiye’nin çıkarlarına göre hazırlandığını söyledi.
2. Yasanın temel amacının PKK mensuplarını silahsızlandırmak ve dağıtmak olduğunu ileri sürdü.
3. Yasayı küçümseyerek, “Bu onların yasasıdır, bizim de yasalarımız var” dedi.
4. Çıkarılan yasada Kürt meselesinin çözümüne yönelik bir temel bulunmadığını savundu.
5. Öcalan’ın çalışma ve hareket şartlarının genişletilmesini, süreci yönetmesine imkan verilmesini istedi.
6. PKK’nın feshedilmesi kararının Türkiye ile yapılan bir anlaşmanın sonucu olmadığını; Öcalan’ın örgütle görüşerek bu kararı aldığını söyledi.
7. KCK yöneticilerinin İmralı’ya giderek Öcalan’la doğrudan görüşmesi gerektiğini belirtti.
8. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun iyi olmadığını ve dünyadaki savaşların Türkiye’yi sıkıştırdığını iddia etti.
9. Türkiye’nin bütün imkanlarıyla PKK’yı yenmeye çalıştığını ancak bunu başaramadığını öne sürdü.
10. PKK’nın Türkiye’yi parçalamak ve ayrı bir devlet kurmak istemediğini; kimlik, dil, kültür ve anayasal hak istediğini savundu.
11. Öcalan’ın fiziki olarak serbest bırakılması gerektiğini söyledi.
12. Öcalan serbest bırakılmadıkça örgütün silah bırakmayacağını ve mensuplarının Türkiye’ye dönmeyeceğini açıkça belirtti.
13. Silah bırakmaları karşılığında siyaset yapma hakkı, yasal değişiklikler, siyasi tutukluların serbest bırakılması, kayyım uygulamasının sona ermesi ve terör listelerinden çıkarılma talep etti.
14. Türkiye’ye güvenmediklerini ve mevcut sürece kuşkuyla yaklaştıklarını söyledi.
Cemil Bayık’ın sözleri bütün halinde okunduğunda açık bir tehdit ve dayatma görülmektedir:
“Türkiye’yi parçalamak ve ayrı bir devlet kurmak istemiyoruz” diyerek kamuoyunu yatıştırmaya çalışıyor.
Fakat hemen ardından “Kürtlerin anayasal statüsü”, “kendi toprakları”, “Kürt ulusal birliği” ve “Kürdistan” ifadelerini kullanıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve milli devlet yapısının değiştirilmesini istiyor.
Etnik kimliğe dayalı anayasal statü, ayrı siyasi alan ve yerel egemenlik talep ediyor.
Böylece sınırları resmen değiştirmeden, Türkiye’yi içeriden çok ortaklı ve çok egemenlikli bir yapıya dönüştürmeyi hedefliyor.
Yani hukuki bölünme görüntüsü vermeden fiili bölünmenin altyapısını kurmak istiyor.
“Bu onların yasasıdır, bizim de yasalarımız var” sözüyle Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk düzenini tanımadığını açıkça ilan ediyor.
“Öcalan serbest bırakılmazsa silah bırakmayız” diyerek devlete silahlı tehdit yöneltiyor ve silahı siyasi pazarlık aracı olarak masada tutuyor.
“Türkiye PKK’yı yenemedi” sözüyle süreci bir barış arayışı değil, Türkiye’nin geri adım attığı bir teslimiyet görüntüsü olarak sunuyor.
“Türkiye’nin durumu iyi değil, dünya savaşı Türkiye’yi sıkıştırıyor” diyerek Türkiye’nin zor durumda bulunduğunu ve bu durumdan yararlanmak istediklerini itiraf ediyor.
İmralı’ya gitme ve Öcalan’la doğrudan görüşme talebiyle terör örgütü yönetimine siyasi muhataplık ve meşruiyet kazandırmayı amaçlıyor.
“Kürt ulusal birliği” söylemiyle yalnızca Türkiye’deki vatandaşlarımızı değil; Türkiye, Irak, Suriye ve İran’daki Kürt nüfusu ortak bir siyasi hedef altında toplamaya çalışıyor.
“Kürdistan” söylemi de kültürel bir ifade değildir. Türkiye’nin bir bölümünü ayrı bir siyasi coğrafya gibi gösteren bölücü bir kavramsallaştırmadır.
Özetle Bayık’ın söylediği şudur:
“Türkiye’yi kağıt üzerinde bölmek istemiyoruz; ancak üniter ve milli devlet yapısını ortadan kaldıracak anayasal, siyasi ve bölgesel bir düzen istiyoruz. Taleplerimiz kabul edilmezse silahı bırakmayacağız.”
Bu, barış dili değildir. Aba altından sopa göstererek Türkiye Cumhuriyeti’ne yeni bir devlet yapısı dayatma girişimidir. Hedef, sınırları hemen değiştirmek değil; üniter yapıyı içeriden tasfiye ederek Türkiye Cumhuriyeti’ni kuruluş esaslarından uzaklaştırmak ve fiili bölünmenin hukuki zeminini oluşturmaktır.
https://t.co/NLK4mewUkh
Borsa İstanbul’da yaşanan sert dalgalanma, yalnızca rakamlardan ibaret değildir, Döviz yerine Türk lirasında yatırımlarını tercih eden vatandaşımızın birikimi de burada etkilenmektedir.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik şartlarda vatandaşımızın tasarrufunu dövizde veya yurt dışında tutmak yerine Türk Lirası cinsinden değerlendirerek sermaye piyasalarımıza yönelmesi, ülkemizin finansal istikrarı açısından kıymetlidir.
Lakin;
“Bu güvenin zedelenmesine yol açacak her türlü manipülasyon ve spekülatif işlem, yalnızca yatırımcıya değil, ekonomimize de zarar verir. Hele ki küçük yatırımcının birikiminin hedef alınması asla kabul edilemez.”
SPK; piyasayı manipüle eden, yapay fiyat ve işlem hareketleri oluşturan, yatırımcıların güvenini istismar eden kişi ve yapılar hakkında gereken inceleme ve denetimleri kararlılıkla yapmalı, hukuka aykırılık tespit edilmesi halinde gerekli müeyyideleri gecikmeksizin uygulamalıdır.
Bu minvalde, SPK’nın ve TCMB’nin yaptığı açıklamaları ve uygulanacak esasları desteklediğimizi ifade ediyoruz. Kim ki milletimizi rakamlarla kandırır ve şahsi kazançlar uğruna devletimizin ve milletimizin sermayesine göz diker, bunlarla ilgili devletin gerekli kanalları, en ağır biçimde gerekli tedbirleri alarak bugünlerden vatandaşımızın zararsız bir biçimde kurtarılmasını sağlamalıdır.
Defaatle tekrar ediyoruz; devletimiz böylesi bir sıkı para politikası uygularken bu şekilde finansal piyasaları kendi oyuncakları haline çevirerek milletimize ağır darbeler vurmaya çalışanlarla ilgili gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır!
#bist100
#bist
Türkiye’de hiçbir etnik topluluk ayrılık ya da bölünme istemiyor.
Kürt kardeşlerimiz de istemiyor.
Türkiye'yi bölmek isteyenler, ABD’nin, İsrail'in, Batı'nın uşağı bir azınlık, PKK ve onun siyasi uzantılarıdır.
Sırrı, bize de şimdi faşist diyeceksen ilk önce şunu bil. 70/80’li yıllarda komünizm kendine karşı çıkan vatan ve milletperver Türk gençliğini faşistlikle suçlamıştır.
Biz ise faşist değil hala komünizm’e karşı vatan ve milletperver Türk gençleriyiz.
Ne mutlu Türküm diyene!
Şimdi rahatsızlığına gelelim bu ülkede laz’da yaşıyor çerkez’de onlar bu slogandan rahatsız olmuyor, hatta kimi vatanperver kürtler bile rahatsız olmuyor. Ama bir grup kürt var ki diğer etnik kökenlerden kendilerini sayıca fazla gördüklerinden olsa gerek Türkiye’de Türk kelimesini duyunca kuduruyor, her yerden kaldırılmasını istiyor! kendilerine bir çok konuda hak talep ediyorlar! ülkeyi bölmeyi hedefliyorlar.
Diyecek lafımız şu kudurun! Doğu-Güneydoğu’muzun dağlarında yeşeren bir tutam otu bile yedirmeyiz!
Üç ay önce Doğubayazıt’ta çektiğim bir videoda, yaşayanların tamamının Kürt olduğu bir coğrafyanın dağlarına “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazılmasının doğru olmadığını söylediğim için dünden beri faşist sürüler saldırı kampanyası başlattı.
Siz hepiniz ben tek, vız gelir tırıs gider!
Ama 12 Eylül cuntacılarının icadı bu uygulamayı savunanlara soruyorum:
Şöyle ülkenin birkaç yerine de “Ne Mutlu Kürdüm Diyene” diye yazıverelim. Olur mu?
Yaşadığınız her gün başınızı kaldırdığınızda bu yazıyı görür, sürekli Kürtlüğün ne kadar mutluluk verici bir şey olduğunu düşünürsünüz.
Kim bilir, belki uslu birer Şirin olursanız, bir gün gerçekten de bir Kürde dönüşüverirsiniz.
Olmaz mı?