Ben var olsam da olmasam da
Dünya işi aksamaz
Ben kalsam da ölsem de
Kimsenin içi yanmaz
Bir zamanlar biz de tıpkı bir çiçek gibi değerliydk
Bu kadar dikenli değildik,
Bir itibarımz vardı
Ey beni bu kış mevsiminde böyle gören kişi
Bu kışı görme, bizim de bir baharımız vardı.
Utanma da yok ! Gelişmelerin ve demeçlerin kronolojisini bozarak ve hem o gününün güncel koşullarından hem de bağlamından kopararak çarpıtıyor. Böylece bir yandan Sayın Demirtaş’ı karalarken diğer yandan da İmralı-Edirne çatışması yaratmak istiyor.
Kronoloji şöyledir. ! 👇>>>
İmralı notları, tartışmalar, olasılıklar ve bir "acaba" olarak Davutoğlu...
Dışarıya taşan, aktarılan veya bilmemiz istenen kadarını duyuran "not" trafiği, her görüşmenin ardından "usulen" kamuoyu önüne düşürülüyor.
Ve her defasında Öcalan'ın kurduğu cümleler, politik tutum ve pozisyonlar üzerinden okunuyor.
Notların detaylı okunduğu konusunda şüphe duymuyorum ama gerçek anlamda okunuyor mu emin değilim.
Karşıtlık cephesinde iki şey yapılıyor.
İlki, Öcalan'ı "şüphe" içine almak ve "güvenilmez" kılmak. İkincisi, süreci seçim endeksli bir söylem üzerine kurarak, Erdoğan karşıtlığıyla mezelemek ve muhalefetteki Erdoğan alerjisini, öfkesini Kürt siyasetinin üstüne yönlendirerek, baskı kurmak.
Bunun sürece, siyasete, görüşmelere ve adımlara etkisini, en son Yeni Parti içi inden çıkan 54 "Hayır" ile gördük.
Bu tavrın kök tutumu ise İmralı'ya gidecek komisyon heyetine üye vermeme tutumunda bulmak mümkün. (İdeolojik miras kısmını ayrı tutuyorum)
Uzun zaman sonra, İmralı heyeti gazetecilerle bir araya geldi.
Akıllardaki soruları cevaplamaya çalıştılar anladığımız kadarıyla. Aslında bunun, sürecin en başından itibaren en olası ve uygun şekilde yapılması ve oluşan bilgi kirliliğinin, şüpheye sürükleyen "kulis" söylentilerinin önüne geçilmesi gerekiyordu ama bir türlü yapılamadı.
Belki de henüz, soruları nasıl karşılamak gerektiği konusunda oturmuş bir süreç pratiği yoktu ama yinede bir derleme yolu bulunabilirdi.
Toplantıdan "ben de oradaydım" kısmının dışında aktarılanlara bakınca, aslında bilmediğimiz bir cümlenin kurulmadığını, anlatılmadığını görüyoruz.
Taşan notların etkisini toplayan ve nasıl tartışılması, konuşulması gerektiğine yoğunlaştırılan bir tutum ortaya konduğunu anlıyoruz. Bu da çok önemli, çünkü okuma yapma hallerimizde absürd iniş çıkışlarımız mevcut.
Konuya, yani dışarı taşan son notlara bakarak, bir kaç nokta üzerinde fikir yürütmenin iyi olacağı kanaatindeyim.
İlki, Öcalan'ın ülkenin batısından yükseken sesleri duyduğu ve o seslere cevaben, onları rahatlatan cümleler seçerek, oluşturulmaya çalışılan kötücül algılara karşı kendi mesajını geçirmeye çalıştığıdır.
Bunu, tarihi 27 Şubat çağrısında da bulmak mümkün.
O zaman da ifade etmiş ve Bahçeli'inin Kürt tarafına, Öcalan'ın Türk tarafına güven veren bir dil kurduklarını ifade etmiştim.
Bunu hem Bahçeli hem Öcalan hala devam ettiriyor diyebiliriz. (Erdoğan da dahil oldu)
Öcalan'ın kendine has üslubuna, tavrına bakarak, küçümseyen ve üstenci yaklaşımlara savrulan ve özel sohbetlerde aşağılamaya kadar varan tutum ve ifadeler çok fazla düşüyor önümüze, ortamımıza.
Bunun, sanırım en büyük nedenlerinden biri, Kürde bakıştaki kibir ve Kürdün devletle masaya oturarak, belirleliyiciğini her alanda hissettirmesi.
Masada olması gerekenin kendiniz olduğunuzu düşündüğünüzde, öfkenizin katlanması kaçınılmazdır.
Kendinizin hep yenilen ama Kürtlerin her durumda ayakta kalıp, kazanan olmayı başardığını görmenin ve düşünmenin histerikli bir duygu oluşturma potansiyeli olduğu da bir gerçek.
Şoven bataklığa buralarda düşülüyor maalesef.
Şoven kesimlerin oltasına ilk takılanlar, politik okuma yeteneğini kaybetmiş olanlardan çıkması tesadüf olmasa gerek. Sürüklenen kaybeder oysa...
Evet, öncelikle Öcalan'ın konuşmalarına dair bir belirleme yapma ihtiyacı olduğu kanaatindeyim.
Öcalan masada sadece kendisine gelen heyete konuşmadığı, sanırım az bucuk siyaset okuması yapan herkesin kabulüdür.
Masada devlet var, "örgüt" var, heyet var, "bölge" var, uluslararası denklemler var, "toplum" var, norm ve norm dışı akıl var ve siz masada hepsine konuştuğunuzu biliyorsanız, her cümlenizi buna özgü kılarsınız.
Yani bizim "vay böyle demiş" diye baktığımız şey, aslında masada olan her bir güce mesaj olarak geçiyor ki bunu 2010-13 arasındaki İmralı görüşme notlarını okuyan herkes görecektir diye düşünüyorum.
Bu nedenle nasıl gördüğünüz önemlidir. Histeriden arındırılmış bir yaklaşım şart bu yanıyla+++
Sabahat Akkiraz’ın karın ağrısı belli oldu. Tweet atmak dahil tüm işlerini yapan danışmanı Hasan Akkiraz ve gelini İzmir’deki kooperatif vurgununda alınmış 👌 @sabahatakkiraz
Dünkü tweetinde deyiş meyiş duyarı kasıyordu. Yok ben herkese deyiş okumam vs 😉
Böylece akçeli işlere girip, yakalanınca ezan, bayrak, Mustafa Kemal polümü yapanlara yeni bir şey daha eklenmiş oldu 😁
Kürt sorunun çözümü için meclise sunulan yasaya dair, örgütlü bir “Hayır” tavrı ile karşılaştı kamuoyu.
Bunun planlanmış ve adım adım sahaya sürülmüş bir tavır olduğu tespitini yapabiliriz.
Daha yakından bakarsak:
Yeni Parti’ye yakın TV kanallarının, “Hayır” için, İYİ Parti ve Zafer Partilileri programlarında başköşeye taşıyarak, nasıl psikolojik bir alt yapı inşa etmeye giriştiklerini ve yasaya karşı “psikolojik harp” yöntemlerini nasıl devreye soktuklarını gördük.
İmamoğlu’na yakın akademisyenlerden, gazetecilerden, yorumculardan yükselen “referandum yapılsın” söyleminin, böylesi bir ortamda gündeme geldiği dikkatlerden kaçmamıştır.
Kanallardan pompalanan şoven etkinin, “referandum yapılsın” temelli bir tepkiye akıtıldığına tanıklık ettik böylece.
Bu akış, elbette “Yasaya Hayır” algısında buluşacaktı ama daha etkili olabilmesinin yolu, partinin içinden yüksek oranda “Hayır” tavrının çıkmasına bağlıydı.
Yeni Parti ve “Hayır” | Akın OLGUN yazdı.. https://t.co/Eh7IAYgtD5
Demirtaş ve Mızraklı’dan ortak mesaj:
Sayın Başkan, Sayın Genel Başkanlar, Sayın Milletvekilleri,
Her birinizi ayrı ayrı, tüm içtenliğimizle selamlıyor, hepinize saygılarımızı sunuyoruz.
Ülkemizin ve bölgemizin kaderini köklü şekilde değiştirme potansiyeline sahip, son derece önemli, tarihi bir barış çabasının kritik bir adımını daha, inşallah hep birlikte hayata geçirmiş olacaksınız.
Elbette tartışmalar, eleştiriler, öneriler olacaktır; her biri de kıymetlidir, katkı vericidir. Ancak şunun bilinmesini isteriz ki bizler tüm kalbimizle, samimiyetimizle ve ciddiyetimizle, sadece 86 milyonun huzurunu, refahını, kardeşliğini güçlendirmek, büyütmek için bu sürecin içinde olduk, sürece tüm gücümüzle destek verdik.
Bu süreç bölünme, ayrışma süreci ya da ucuz pazarlıklara dayalı bir al ver süreci değildir.
Hiç kimse kıymetli çabaların altında gizli hesaplar, kirli planlar arayarak zaman tüketmemeli, enerjisini boşa harcamamalıdır. Şüpheyle yaklaşan veya olumsuz ön yargıyla bakan çevreler, bu süreci istedikleri kadar eşelesinler, altından bin yıllık kardeşliğimizden, birbirimize sıkı sıkıya sarılma arzusundan ve Kürdüyle, Türküyle hep birlikte Türkiye olma duygusundan başka bir şey bulamayacaklardır.
Atılan ve atılacak her adım yeni ufuklara, yeni reformlara ve yeni bir hayata da zemin hazırlayacaktır. Elbette tüm bu çabalar güçlü ve köklü demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük reformlarıyla devam etmeli, halkımızın hak ettiği, layık olduğu huzurlu bir yaşama kavuşmasına katkı sunmalıdır. Bunun için de herkesin ve her kesimin çok dikkatli, hassas ve ciddiyetle meseleleri ele almasında büyük yarar vardır.
40 yıllık çatışma ortamının sonucu olarak, yüreği yaralı olmayan neredeyse kimse kalmadı. Bu nedenle, zafer görüntülerine veya gösterilerine de kaybetme duygusuna ve kaygısına da sebep olmadan vakur, olgun, erdemli bir duruşla bu süreci ilerletmek, acılarımızı ortaklaştırıp geride bırakarak el ele geleceğe yürümek zorundayız.
Değerli Milletvekilleri,
Kullanacağınız her oyun barışımızı, birliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirecek yönde olmasını, eleştiri ve uyarılarınızın yapıcı temelde ifade edilmesini temenni ediyoruz. Hepimiz için hayırlara vesile olacağına inandığımız bu adımın siyasete de yeni kapılar açarak nezaket, iş birliği ve olgunluk kazandıracağını umuyoruz.
Bu vesileyle zorlu bir sürecin başlaması ve yürütülmesinde siyasi iradeyi en güçlü şekilde ortaya koyan Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Devlet Bahçeli başta olmak üzere, barış için büyük çaba sarf eden Sayın Abdullah Öcalan'a özel olarak teşekkür etmek istiyoruz.
Yine sürecin sahiplenilmesi ve her aşamasının sağlıklı yürümesi için katkı sunan Sayın Numan Kurtulmuş'a, Sayın Özgür Özel'e, Sayın Mahmut Arıkan'a, Sayın Ali Babacan'a, Sayın Ahmet Davutoğlu'na, Sayın Erkan Baş'a, Sayın Seyit Aslan’a, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu'na ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
Olumsuz eleştirileriyle, dolaylı olsa da sürece katkı sunan Sayın Müsavat Dervişoğlu'na, Sayın Fatih Erbakan’a teşekkür ediyoruz.
Ve elbette büyük fedakarlıklarla sürecin motor gücü olan DEM Partili arkadaşlarımıza, Eş Genel Başkanlarımız Sayın Tuncer Bakırhan ve Sayın Tülay Hatimoğulları ile İmralı Heyeti üyelerimize ayrı ayrı teşekkür ediyor, bu vesileyle Sırrı Süreyya Önder arkadaşımızı da rahmetle, minnetle anarak tüm milletvekillerine sıcak selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz.
Bu sürecin mutfağında yoğun emek harcayan isimsiz emektarlara özel olarak teşekkür ediyoruz.
Barışa katkı sunan, bu yangına bir damla su taşıyan herkesten Allah razı olsun, çıkacak olan yasa hayırlara vesile olsun.
Bir kez daha Genel Kurul’u saygıyla selamlıyoruz.
Reha Ruhavioğlu (@reharuhavioglu): "Mesleği siyaset bilimi olan, çatışma çözümü literatürüne hakim olan; 'Türkiye seçimli otoriterdir, sandık sadece Erdoğan'ın güdümündedir' tezleri yazan insanların, bugün referandumu keşfetmelerini iyi niyetli bulmuyorum. Bu bir ihtiyaçtan değil, siyasi agresyondan kaynaklanıyor"
"Bir çocuğa birisinin istismar ettiği günün ertesi günü hadi referanduma gidelim idam cezası için demek nasıl bir şeyse, Kürt meselesinde bu kadar kritik bir eşikte söylemek budur"
@cakir_rusen'in söyleşisi🔗 https://t.co/vaGHG4XzFU
TUNCAY SONEL'İN OYUNLARI HİÇ BİTMEMİŞ...
İŞTE SKANDALIN BELGESİ...
Gülistan Doku soruşturmasında ortaya çıkan yeni belge akıllara durgunluk verecek türden...
Doku ailesi Gülistan'ın ortadan kaybedildiği 5 Ocak 2020 tarihinden bir gün sonra Tunceli'ye gelerek kızlarını aradı...
Gülistan Doku'nun telefonunda sinyal alınmadığı için hiç bir şekilde ulaşmak mümkün olmayınca, telefon hattı anne Bedriye Doku'nun üzerine olduğu için 8 Ocak 2020 günü yedek SİM kart çıkarılarak telefon aktif hale getirildi...
Dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, savcılık talimatı ve mahkeme kararı olmadan Gülistan Doku'nun telefonunu istihbarat şubeye talimat vererek teknik takibe aldırdığı için 8 ocak 2020 günü çıkarılan yedek SİM kartın aktif hale gelmesi ile müdür Emniyet Müdürü durumu önce vali Tuncay Sonel'e bildirdi ve görevlendirdiği polisler Doku ailesinin yanına giderek telefonun kullanılmasına izin vermeyerek aileyi valilik makamına götürdü...
Valilik makamında Vali Tuncay Sonel, İl Emniyet Müdürü Yılmaz Delen ve İl Jandarma komutanı Albay Sinan Şen ile toplantı halindeyken aile görevlendirilen polisler eşliğinde valilik makamına gelerek SİM kartı vali Tuncay Sonel'e teslim etti...
Vali Tuncay Sonel, Emniyet müdürü ve il jandarma komutanı ile toplantı halindeyken SİM kartı inceletmek üzere Ankara'da bilişim konusunda uzman olan tanıdığı bir polise göndereceğini söyledi. İl jandarma komutanı ve emniyet müdürü başsavcının bilgisi olması gerektiğini söyleyince Vali, Başsavcı ile konuşur hallederim deyince emniyet müdürü ve İl jandarma komutanı bu duruma itiraz etmedi...
Gülistan Doku soruşturmasını Tunceli Emniyet müdürlüğü yürüttüğü halde Emniyet Müdürü Yılmaz Delen yaşanan bu durumu soruşturma savcısına bildirmek zorunda olduğu halde ne sözlü ne de yazılı olarak bu durumu savcılığa bildirmemiş...
SİM kart vali Tuncay Sonel tarafından Ankara'ya gönderip temizletip, deliller tamamen yok edildikten sonra 18 Ocak 2020 tarihîden sonra SİM kart valiye geri gönderilmiş...
Vali Tuncay Sonel tarihi tam net olmasa da 19 yada 20 Ocak 2020 tarihlerinde Ankara'da Gökhan Ertok tarafından temizlenerek geri gönderilen Gülistan Doku'nun SİM kartını kendisi bizzat soruşturma savcısına teslim ediyor...
Vali Sonel SİM kartı savcıya teslim ettikten sonra Doku ailesinden Aygül Doku'yu çağırarak ben SİM kartı bana verdiğiniz tarihte savcılığa teslim ettim. (burada aileye yalan söylüyor. Aynı tarihte teslim etmemiş.) Ancak sizden birinin bir dilekçe yazarak SİM kartın aile tarafından savcılığa teslim etmesi gerekiyor. Bu sadece yasal gereklilik ondan dolayı bir dilekçe yazıp savcıya götürülmesi gerekiyor diyor...
Valinin bu talebi sonrası aile üyelerinden abla Aygül Doku 6 Şubat 2020 günü SİM kart üzerinde inceleme yapılarak delillerin ortaya çıkarılması için SİM kartın aile tarafından savcılığa teslim edildiğine dair bir dilekçe yazıp soruşturma savcısına teslim ediyor...
Aygül Doku dilekçede Gülistan'ın kullandığı GSM hattının anne Bedriye Doku'nun üzerine kayıtlı olduğu için 8 Ocak 2020 günü yedek SİM kart çıkardıklarını belirtmesine rağmen savcı bu kartı kim kullandı, yada kartı kime teslim ettiniz, kartı neden çıkardınız gibi hiç bir soru sormadan sadece dilekçeyi alarak işleme koyuyor...
ŞİMDİ SORALIM:
- Gülistan Doku soruşturmasını yürüten Tunceli Emniyet müdürlüğü 8 Ocak 2020 günü Gülistan Doku'nun kullandığı telefon hattının yedek SİM kartının çıkarıldığını ve telefonun aktif hale geldiğini neden bir yazı ile soruşturma savcısına bildirmiyor?
-Doku soruşturmasını yürüten kolluğun başında bulunan Emniyet Müdürü Yılmaz Delen Gülistan Doku'nun GSM hattının aktif hale geldiğini verdiği tanık ifadesinde, Gülistan'ın GSM hattının 8 Ocak 2020 günü aktif hale geldiğini tespit ettiğini beyan etmesine rağmen bu durumu neden sözlü yada yazılı olarak kayıtlara geçmesi için soruşturma savcısına bildirmiyor?
-Tunceli Emniyet Müdürü, il jandarma komutanı ile birlikte Tuncay Sonel'in makamında toplantı halinde oldukları sırada SİM kart aile tarafından valiye teslim edildikten sonra vali SİM kartı Ankara'da bilişim konusunda uzman bir polise göndereceğini beyan etmesine rağmen emniyet müdürü neden bu durumun yasal olmadığını valiye hatırlatmıyor ve bu durumu neden soruşturma savcısına bir yazı ile bildirmiyor?
-Soruşturma savcısı SİM kartı Tuncay Sonel'den teslim aldığı halde neden ailenin verdiği dilekçeyi kabul ediyor?
-Soruşturma savcısı vali Tuncay Sonel'den talimat alarak mı soruşturmayı yürüttü?
-Soruşturma savcısı 8 Ocak 2020 günü çıkarılan SİM kartı 6 şubat 2020 günü teslim alırken aradan geçen yaklaşık 1 aylık sürede bu SİM kartın kimler tarafından kullanıldığı yada SİM kart üzerinde kimlerin işlem yaptığını neden araştırmadı?
- Soruşturma savcısı valinin talimatı ile Doku ailesinin SİM kart ile ilgili dilekçe yazdığını önceden biliyor muydu?
- Aygül Doku SİM kart dilekçesini soruşturma savcısına teslim ederken, savcı neden Aygül'e hiç bir soru sormadı? Bu SİM kartı kim çıkardı, neden çıkardınız, kime teslim ettiniz, bu bir aylık süre içinde SİM kart sizde miydi başka birinde miydi? gibi soruları sorup ifade alması gerekirken neden hiç bir soru sormadan dilekçeyi teslim alıp işleme koydu?
-SİM kart üzerinde 18 ocak 2020 günü 3 saatten fazla veri alış verişi olduğu halde ve bu gerçek 2024 yılından sonra tespit edilmesine rağmen soruşturmanın ilk savcısı SİM kart ilgi olarak GSM şirketi ve diğer birimlere neden yazı yazarak SİM kart üzerinde işlem yapılıp yapılmadığını ve veri alış-verişinin olup olmadığını sorma gereği duymadı?
-Dönemin Cumhuriyet Başsavcısı ve soruşturma savcısının Tuncay Sonel ile olan yakın arkadaşlıkları ve aralarındaki görüşme trafiği neden hiç araştırılmıyor?
♦️Diyarbakır, 2 Milyon nüfusu ile Türkiye’nin ilk 10 şehrinden birisi
♦️Bu 10 şehir içinde Diyarbakır;
♦️Raylı sistemi olmayan tek şehir
♦️Şehir ulaşımında metro, tramvay ağı, metrobüs gibi alternatif toplu ulaşım araçları olmayan tek şehir
♦️Bu eksiklik ne zaman giderilecek?
@HurAyse Biraz camı açın oksijen girsin konforlu odanıza... Bir de kendi etrafa bakin mahallenizi de görün. Belki bir iki derin, analiz bahçeniz için de yaparsanız.
Düşün artık Kürt halkının sırtından, Kürt'tün dostu gibi görünmekten de vazgeçin. Herkes, herkesi artık iyi tanıyor...
@HurAyse Diğerleri sabahtan akşama 40 tane fikir ortaya atar akşamda inkar eder. Ama siz on yıldır bedel ödeyen bir insanın bedelini hala daha ödemeye devam ettiği bir fikrinden mi vazgeçti diye soruyorsunuz! Siz o konforlu klavyenizden yine sorgulayın bu derinlikli analizlerinizi...