Böyle bir manyaklık olabilir mi!
Herkese karşı bir suç ithamında bulunanlar önce bir kendilerine bakmalılar “acaba ben suç işliyor muyum” diye bir sorgulamalılar!
O “terörist” şu “hain” bu “suç örgütü üyesi”!
Peki sen nesin? İşkenceci, kötü muamele yasağını ihlal eden kişi değil misin? Bunlar kanunda suç olarak sayılmamış mı? Madem devleti o kadar seviyorsunuz, önce siz kanunlara uyacaksınız!
Kişilerin, cemaatlerin ve tarikatların düşünceleri hiç hoşumuza gitmeyebilir. Bize çok ters de gelebilir. Bunlar hiç bir zaman ceza ve tutuklama nedeni olamaz. Anayasaya ters olmaması önemli. Hukuk ve demokraside böyledir. Devlet de iktidar da hukuka tabidir.
DEVLETTEN BÜYÜK GÜÇ YOK MU?
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, Alparslan Kuytul’u hedef aldığı paylaşımına Kur’an ayetiyle başlıyor.
Kuytul’a:
“Din bezirgânı, bozguncu!”
diyor.
Ardından:
“Senin de suyun yeterince ısındı Kuytul! Akıllanmamışsın, sıra sana da gelecek!”
diye devam ediyor.
Ve aynı metinde şu cümleyi kuruyor:
“Devletten büyük hiçbir güç yoktur.”
Ertesi sabah Alparslan Kuytul’un evine operasyon yapılıyor ve Kuytul gözaltına alınıyor.
Sonra ne oluyor?
Oktay Saral bu paylaşımını siliyor.
Şimdi mesele yalnızca Alparslan Kuytul değildir.
Mesele, Türkiye’de devlet, millet, hukuk, siyaset ve din arasındaki sınırların ne hale getirildiğidir.
Önce Saral’ın o iddialı cümlesinden başlayalım:
“DEVLETTEN BÜYÜK HİÇBİR GÜÇ YOKTUR.”
Hayır Saral.
Devletten büyük güç vardır.
Hukuk devletinde önce MİLLET vardır.
Çünkü Anayasa ne diyor?
“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.”
Devlet milletin sahibi değildir.
Millet devletin meşruiyet kaynağıdır.
Devlet millete hükmetmek için yaratılmış kutsal ve dokunulmaz bir kudret değildir; milletin haklarını, hukukunu ve güvenliğini korumak için vardır.
Bu nedenle demokratik hukuk düzeninde devletin üzerinde millet iradesi vardır.
Ama siz paylaşımınıza Kur’an ayetiyle başladığınıza göre bir şeyi daha hatırlatmak gerekiyor:
Devletten de milletten de büyük olan ALLAH’ın kudretidir.
Kur’an ne diyor?
“Ey mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın… Hiç kuşku yok sen her şeye kadirsin.”
Âl-i İmrân 3/26.
Öyleyse ayetle başlayıp birkaç paragraf sonra:
“Devletten büyük hiçbir güç yoktur”
demek nasıl bir çelişkidir?
Kur’an’ı referans gösteriyorsanız, mutlak kudret devlete değil Allah’a aittir.
Demokratik Cumhuriyeti referans gösteriyorsanız, egemenlik devlete değil millete aittir.
Yani hangi kapıdan girerseniz girin aynı yere çıkıyoruz:
DEVLET MUTLAK GÜÇ DEĞİLDİR.
Devlet milletindir.
Millet devletin tebaası değildir.
Ve devlet yöneticileri de devletin sahibi değildir.
Daha açık söyleyelim:
Hükümet devlet değildir.
AK Parti devlet değildir.
Cumhurbaşkanlığı devletin sahibi değildir.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı mahkeme değildir.
Hepsinin üzerinde hukuk vardır.
Milletin verdiği yetki vardır.
Ve bir Müslüman açısından bütün dünyevi iktidarların üzerinde Allah’ın kudreti vardır.
Asıl vahim olan ise bundan sonra başlıyor.
Bir Cumhurbaşkanı Başdanışmanı bir vatandaşa:
“Akıllanmamışsın.”
diyor.
Ne demek “akıllanmamışsın”?
Hangi suçun hukuki karşılığıdır “akıllanmamak”?
İktidarı eleştirmek mi?
Devlet uygulamalarını eleştirmek mi?
Bir operasyonu sorgulamak mı?
Savcılıkların görevi siyasi iktidara karşı konuşanları terbiye etmek midir?
Sonra:
“Sıra sana da gelecek.”
diyor.
Ve ertesi sabah sıra gerçekten Kuytul’a geliyor.
Üstelik bu ilk örnek de değildir.
Oktay Saral daha önce Fatih Altaylı için de:
“Suyun ısınmaya başladı.”
dedi.
Ardından Altaylı gözaltına alındı ve tutuklandı.
Şimdi aynı metafor:
“Senin de suyun ısındı.”
Ve yine ardından adli operasyon.
Tüm bu olanların HUKUKLA ZERRE KADAR İLGİSİ VAR MI?
Bir dini lidere yapılan hukuksuzluğa karşı çıkınca dini liderin müridi olmuyorsunuz, bir gruba yapılan hukuksuzluğa karşı çıkınca o grubun üyesi olmuyorsunuz, seçilmiş siyasi parti başkanına yapılan hukuksuzluğa karşı çıkınca o partili olmuyorsunuz. Hukukçu olmak böyle bir şey değil.Delirdiniz iyice.
Öncelikle videoda gösterilen yatak odasının bizim evimize ait olmadığını net bir şekilde görmeniz için bizim yatak odasını paylaşayım. Parkelerimiz açık renk ve odada beyaz bir dolap yok. Başka bir görüntüyü birleştirdikleri ortada. Ne kadar acınası beyhude bir çaba..
Ben ALPASLAN KUYTUL'un bir çok görüşüne katılmam, ama bu adam bence suçlu olduğu için değil, AK PARTİ POLİTİKALARINI SERT BİR ŞEKİLDE ELEŞTİRDİĞİ İÇİN göz altına alındı.
"Süleymancıların ardından bunu da araya kaynatalım, bir muhallif daha eksilir..." diye düşündüler sanırım.
TOPUK KANI meselesi dahil, partilerin-diğer büyük cemaatlerin sustuğu birçok konuda bu adam cesaret ile konuştu, her şeyi doğru mu yaptı? Hayır, ama en azından samimiydi.
Mali suçlarmış, vergi suçlarıymış?
Bu adamın mütevazi bir hayatı olduğu, cemaatinin de zengin olmadığı biliniyor. Şirket dedikleri de holding filan değil, cemaatin yayın şirketleri.
Tutuklanması usulsüz olduğu gibi eline kelepçe takılması da gereksiz ve usulsuz. Tutuklamaya direnç göstermiyor, kaçmaya çalışmıyor, hatta operasyonun yapılacağı da biliniyordu, adam evinde bekledi.
Her halde "basın önüne kelepçeli çıkartın" talimatı verildi, suçlu olduğuna dair algı oluşturmak için kelepçelendi, malum devir adalet değil, algı devri.
Avukatının arama ve göz altına alma işleminde bulunmasına izin verilmemesi ise ayrı hukuk rezaleti...
Bu konuda baroların söyleyecek birkaç sözü olmalı diye düşünüyorum. Elbette Türkiye de yargı o kadar itibar kaybetti ki, ortada dikiş tutacak bir durum yok.
Halk yeterince tepki göstermez ise çok uzun süren bir yargı sürecinden sonra berrat eder, bu arada uzun süre de (TEDBİR OLARAK ???) tutuklu kalır. Bunun benzeri işler 28 Şubat sürecinde çok yapılırdı.
Beni en çok rahatsız eden, midemi bulandıran da; bir kısım yalakanın ve trollerin adamı yargısız infaz edip suçlu ilan etmesi ve hatta bazılarının FETÖ ile bir tutması!
Ben az çok Türkiyedeki cemaatleri bilirim, FETÖ'ye de ilk dava açanlardan birisiyim, çatı davasındaki 25 müştekiden birisiyim, ancak bu FETÖ algısı çok kötüye kullanılır oldu, 28 Şubat döneminde İrtica algısının kullanıldığı gibi kullanıldı. Alpaslan Kuytul'a yapılan da bunun çirkin bir örneği.
Anladığım kadarı ile halkın güveni ve sevgisini kaybedenler bu açığı korku ile kapatmaya çalışıyor, korku da bir süre işe yarar ama... Nereye kadar?
Adalete güvenin kalmadığı bir Devlet ayakta kalabilir mi? Adaleti yok eden devleti yok eder.
Furkan Hareketine Yapılan Operasyona Gazze’den Tepki!
“Biz Alparslan Hoca’yı ve Furkan Hareketini iyi biliyoruz. Allah şahitki onlardan iyilikten başka bir şey görmedik. Alparslan Hocayı, eşini ve Furkan Hareketinin diğer hocalarını serbest bırakın.”
SuçDeğil SusDosyası
AlparslanHoca Gözaltında
SemraKuytul Gözaltında
#AdanaEmniyeti
Alparslan Kuytul’u hiç tanımadım, tanıyanla da tanışmadım. Gördüğüm tek şey inandığı doğruları eğilmeden bükülmeden söyleyen ve kimseye biat etmeyen bir adam.
Eğer biat etseydi saltanat sahibi olur, TV’lerde İngiliz marka cüppelerle, hitabeti ile çok havalı dururdu.
CB Başdanışmanının kullandığı dili görünce X üzerinden bir birine hakaretler yağdırma yarışına giren şahısları ve onların taraftarlarını görmek hiç de garip gelmedi.
Bu dil, toplumun en üst kademesinde bulunanların fikirden uzaklaşıp güç zehirlenmesiyle çürüdüğünün göstergesidir.
Külliye'de yaşamak İslami camiaya parmak sallama yeteneğini kazandırıyor sanırım.
Çünkü başka yeteneği olduğunu hiç görmedik!
"Size ne oluyor da Allah yolunda ve 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı gönder.' diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?" (Nisâ Suresi, 4:75)
Bir İz Bırak gencinin günü nasıl geçer?
Günün bir bölümünde mutlaka sahâbe hayatlarına yer vardır. 📖🤍
Onların hayatlarını okuyor, mücadelelerini öğreniyor, güzel ahlaklarını kendimize örnek almaya çalışıyoruz.
Peki, senin günün nasıl geçiyor?
#SahabeHayatıOkuyorum#Gençlik
✒️ Filistinlilerin "şairü’n-nahda (uyanış şairi)" dediği büyük şair Mahmud Derviş, 18 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı
▪️Küçük bir çocukken sürgünü ve sonrasında kendi topraklarında mülteci olarak yaşamayı tecrübe eden şair, şiirleri ile Filistin direnişinin sesi oldu.
✍🏼: Başkalarını Düşün, Mahmud Derviş
🎬: Kefernahum
insanlar değişir. düşünceler dönüştürüyor insanı ve herkes kendi zihninin döngüsünü yaşıyor bir şekilde yorulunca.
ben bir defasında kendi ihtimallerimin altında tamamen ezildiğimde değiştim mesela.
çaresiz kaldığımı, kendi aklımın pazarlık konusu olamayacak kadar yetersiz olduğunu ve o çok inandığım "hesapladım, hallederim" kibrinin işe yaramadığını fark ettim o belirsizliğe düşünce.
hiçbirini halledemedim çünkü.
insanın mantığındaki o sahte kontrol gücünü itiraf etmesi kadar arındırıcı bir şey yok dünyada.
yıllarca "her şeyi düşündüm" diye yürüdüğüm yolun sonu, kurduğum felaketlerde boğulmaya vardı. belirsizliği taşımak kolay da, acıdan kaçabileceğini sanan aşırı düşünme aptallığını taşımak zor. insan çökerken asıl meselenin "güvende kalmak" değil, "kontrol ediyormuş gibi görünmek" olduğunu anlıyor.
aklıma fazla güvenmişim, dünya kafamdaki mantığa uymak zorundaymış gibi. hayat "planın kimin umurunda?" demeden doğrudan gösterirmiş. gösterdi. excel tablosu gibi işlemiyor duygu. "hesapladım, sırada şu var" diyemiyorsun. "bugün belirsizliği eledim, yarın üzüntümü engellerim" demekle olmuyor.
silip yeniden hesaplamak, en başa, saf belirsizliğe dönmek zorunda kalıyorsun hikayede.
mantıklı olmayı acıdan kaçışla, kahramanlıkla karıştırmışız. zihni susmayan, yanılmayan o "mükemmel" akıl... dönüp bakıyorum da, hayatı çözmeye değil içimdeki kaygılı krallığı ayakta tutmaya çalışmışım. tahtı ben kurmuşum, eziyeti ben çekmişim.
her şeyi bilemeyeceğimi kabullenmek bana çok iyi geldi. kabullenmek, aynaya bakıp "hesaplayamadın" demek. kafası susmayan biri için en zor cümlelerden biri bu: "bunu öngörememiştim."
çünkü, aşırı düşünen insan zihnini ya kurtarıcı sanır ya kurban. ikisini de oynadım, ikisinde de berbattım. kurtarıcıyken aklım havadaydı, kurbanken zihnim sürünüyordu. kendi yorgun kafamın o bitmek bilmez gürültüsünden usandım.
şimdi daha az eminim ama gerçeğim. her ihtimalin cevabını bilmek zorunda değilim. "bilmiyorum" demek, "düşündüm, hallederim" demekten daha kolay geliyor.
hayatın akışında kalmayı bildiğin sürece yanılmak da iyidir ya.
ezgi akgül
9 ağustos 2026 / ankara
İnsanların ciddi bir kısmı bu kızın standartlarında veya daha aşağısında yaşıyor. Verilen mesaj: Parasızlıktan bunaldı iseniz bedeninizi teşhir ederek zenginlerin dikkatini çekmeye çalışabilir ve sıkıntılarınızı giderebilirsiniz.