Özgürlüğümüzü kazanmamız için bizim en değerli yardımcılarımızdan olan zaman, onu bizim için çalışmaya mecbur etmediğimizde bize karşı aynı dingin ısrarcılıkla çalışmaya devam eder. Psikolojinin baskın yasası olan alışkanlık yasasını kullanmaya zorlar bizi;
Bu video 35 yıl önce çekildi...
İşgalci İsrail'in Filistin halkına yönelik zulmü 7 Ekim'de başlamadı; onlarca yıldır sistematik şekilde sürüyor.
Aradan geçen 35 yıla rağmen değişen hiçbir şey yok! Filistin halkı aynı zulme, aynı acılara maruz kalıyor. Dünya ise sadece izliyor.
#NoToGlobalSilence #GazaGenocide #FreePalestine
İnsanlık tarihindeki en korkunç sahnelerden biri ortaya çıktı.
İ’srail'in Gazze'de binlerce insanı şiddetli kıtlık nedeniyle kumla karıştırılmış un toplamaya zorladığı an.
İnsanlığın öfkesini büyütmesi ve asla unutmaması gereken insanın kanını donduran o korkunç an.
Öğretmenler odasında geçen "Yani kusura bakmayın da bence bu çağda kesinlikle bir Peygamber gönderilmesi gerekiyor." muhabbeti üzerine..
Elimizin altındaki son kitabı belki hiç okumamış,son Peygamberin sözlerini henüz hiç okumamış veya anlamaya çalışmamışken..
Ne fayda?
Allah (c.c), Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde insanoğlunun kapılacağı pişmanlıkları ve bu pişmanlıkların ardından gelecek olan azap ile sıkıntıları bizlere bildirmektedir. 🌹
“10 kilometreden fazla yürüdüm ve önümde genç bir adamı öldürdüler.”
Bir Filistinlinin bu sözleri, Gazze’deki trajedinin özetidir.
Bir insanın birkaç kilo un, biraz gıda ya da bir paket yardım alabilmek için kilometrelerce yürümek zorunda kalması zaten başlı başına bir felakettir.
Gazze’de insanlar yardım almıyor, hayatta kalabilmek için ölüm koridorlarından geçmek zorunda bırakılıyor.
Ve bütün bunlar dünyanın gözleri önünde yaşanıyor.
Bir genç, bir yardım paketine ulaşılmaya çalışılan bir yerde öldürülüyor, dünya ise hâlâ açıklamalar yapmakla yetiniyor.
Bu, sadece bir insani kriz değil, insanlığın vicdanının, adaletin ve uluslararası sistemin çöküşüdür.
“Aslında para biriktirmeyi denedim ama açlığa üç gün dayanabildim” dedi sesini kısarak.
Yahya, 48 yaşında. Bir beyaz adamın dükkanı önüne koyduğu dikiş makinesiyle terzilik yapıyor.
Eskiden kıyafet satıyormuş. 10 yıllık birikimiyle aldığı kıyafetler çalınınca beş parasız kalmış. Güney Afrika’ya gidip işçilik yapmış ama bir yıl sonra geri dönmüş.
Neden döndün diye sorunca, “Oradaki göçmen ortamı, bir Müslüman’a yakışmazdı.” diyerek geçiştirdi.
Yahya, 18 yıldır terzilik yapıyor.
İkindiye kadar 12 TL kazanmıştı. Yetiyor mu diye sorunca, “Buna da şükür, bazı günler hiç kazanamıyorum.” dedi.
Sevinçle elindeki önlüğü gösterdi. Beyaz adamın eşi için dikiyormuş. Eğer bitirebilirse 6 TL de oradan kazanacakmış.
Burada emeğin karşılığı yok ama buna rağmen fiyatlar çok pahalı. Bu yüzden Yahya hiç öğle yemeği yemiyor.
Fakat şanslı. Normalde çoğu kişinin dikiş makinesi kiralık olur. Makine sahibi ile terzi, parayı bölüşür. Yahya’nın makinesi eşine aitmiş. 10 yıl önce bir iş adamı hediye etmiş.
Sadece bir dikiş makinesi ile 5 kişilik ailesini geçindirmeye çalışıyor.
Evini sordum, “7 kilometre uzakta.” dedi. Minibüs parası günlük kazancının iki katından fazlaymış, bu yüzden her gün yürüyerek geliyormuş.
- Zor olmuyor mu?
“Yok, koşarsam 45 dakikada da gelirim.” dedi.
- Bisikletin yok mu?
“Eskiden vardı ama tekerleği tükendi artık.”
- Tamir ettir.
“Param yetmez”
- Biriktir.
“Aslında para biriktirmeyi denedim ama açlığa üç gün dayanabildim. Tahtadan bir kumbara yapıp içine her gün para atıyordum, bir gün eve gidip tahta kumbarayı kırdım ve yemek aldım.”
Yahya makinesini beyaz adamın dükkanı önünde tutmak isterse ona kira ödemek zorunda. Bu yüzden 500 metre ötedeki bir depoya taşıyor her akşam. Depo sahibi iyi adammış, para almıyormuş.
Arkadaşım, Yahya’ya 100 TL uzatınca mahcup bir şekilde kabul etti. Ne yapacaksın diye sordum, “Uzun zamandır yalnızca nsima (mısır unu bulamacı) yiyoruz. Bugün yanına patates alacağım.” dedi.
Oradan ayrılırken dönüp Yahya'ya baktım. Mutluluğunu uzaktan bile görmek mümkündü.
Şimdi vakit akşam, muhtemelen Yahya bir sofra başında çocuklarıyla patates yemenin mutluluğunu yaşıyor.
Model ve müzisyen Jura, Kopenhag Moda Haftası sırasında podyumda Filistin bayrağı açmasının ardından sahneden indirildi.
🗣️Model Juda'nın sosyal medya hesabında yaptığı paylaşım:
"Eğer şimdi İsrail’in tüm Filistin’i açlığa mahkûm etmesini kabul edersek, dünyanın en zenginlerinin sıradaki azınlığı soykırıma uğratmasını da kabul etmiş oluruz."
Okuduğum kitapta “Bir insanın kendinden hoşnut ve kendiyle barışık olması Rabbinden razı olduğunun bir emaresidir” diyor. “Kişinin kendisine özen göstermesi de Efendimiz (sav) ifadesiyle Allah’ın verdiği nimete değer vermektir.”
Fatma Bayram, aileyi ve okulu adeta çocukların yönettiği "veletşahi" düzeninden, sınırsızlığın getirdiği mutsuzluğa; çocuklardan önce yetişkinleri esir alan ekran bağımlılığından, sarsılan öğretmen otoritesine kadar pek çok konuya değindi.
https://t.co/kUo0fBGyR6