yıllar geçecek, yollar açılacak, şehirler yeniden kurulacak , acılara alışılacak , kayıplar unutulacak … ama ruhumuz hep bu enkazların altında kalacak…
Toplu taşım araçları için telefon kullanma yönergesi hazırlamak lazım; zil &bildirim sesini düşür, yüksek sesle konuşma&reels videolarını izleme,ne bok yersen ye ama sessizce ye amk 🤯
@uzeyirogluYLMZ Kızkardeşim yeni doğmuştu,baba işsiz anne ise tam 11 çocuğa ve dedeme sadece bir inekten sağdığı günlük 15-20 lt sütle (satarak,tereyağı yaparak…) bakıyordu. İnek hastalandı ve öldü.Dedemin ağzından ‘keşke bebek ölseydi şimdi Cemile çocuklara nasıl bakacak!‘ sözleri döküldü🥺🥺
Tişrin Üniversitesi’ne bitirme sınavına gitmek üzere yola çıkan Basha köyünden iki kuzen, Şahd Jadid ve Nagham Jadid’den dünden bu yana haber alınamıyor. Aynı gün, aynı üniversiteye giden Betül Süleyman Alluş’un üniversite kampüsü içinde kaçırıldığı, bir başka genç kadının ise son anda kaçmayı başardığı bilgileri kamuoyuna yansıdı.
Bu artık tek tek yaşanan vakalar değil; Alevi kadınları hedef alan sistematik bir korku iklimidir.
Şahd ve Nagham’ın akıbeti derhal açıklanmalı, sorumlular ortaya çıkarılmalı ve uluslararası insan hakları mekanizmaları acilen harekete geçmelidir.
Kadınların kimliği nedeniyle hedef alındığı bu tablo karşısında sessizlik, suça ortak olmaktır.
#SuriyedeAleviKadınlarKaçırılıyor #ŞahdJadid #NaghamJadid
Betül Süleyman Alluş, Suriye’de Cihatçı militanlar tarafından kaçırıldı. Henüz 21 yaşındaydı ve tıp fakültesi öğrencisiydi. Betül’e ailesiyle tehdit ettiler ve Sünniliği seçip bir militanla evlendiğini duyurdular. Annesi babası susmadı. Kızlarının adalet mücadelesine ses olmak için Suriye’den, savaş altındaki Lübnan’a kaçtılar. Kızlarının Cihatçı militanların ellerinden kurtarılıp özgürlüğüne kavuşması için onurlu bir mücadele yürütüyorlar. Bizlere düşen onlara destek olmak. Hiçbir şey yapamıyorsak hikayelerinin bilinmesini sağlamak. @UN_Women@amnesty@hrw@UNHumanRights@UN@womenslink @MADRE__org @FrontLineHRD@NobelWomen @Kvinna_till_Kvin
Emeği, sol ve demokrat ilkeleri sahiplenen; kanı ise sarı lacivert akanlar olarak kurduğumuz anti-faşist taraftar oluşumumuzun kuruluş manifestosudur.
#FenerAntiFa
@m_tiras11 Futbolu gazla-duygularla değil felsefeyle-matematikle oynamak lazım bunu idrak etseydik Aykut Hoca en az 20 yıl futbol iklimimizin baş kahramanı olurdu
Işıl ışıl bakan masmavi gözleriyle, gazeteci Ayşe Önal’ın dünyalar güzeli kızıydı Şafak. TRT’de Ateş Hattı programında Reha Muhtar’la birlikte çalışıyor ve iyi bir televizyoncu olma yolunda hızla ilerliyordu.
Hayat tüm hızıyla akıp giderken Zürih’te yaşayan müzisyen Paul Pavey’e aşık oldu. Çok genç yaşta sevdiği adamla evlendi. Her şeyden vazgeçip eşinin peşine düşerek İsviçre’de yaşamaya ve Cenevre Üniversitesi’nde sanat eğitimi almaya başladı. Aşk ve sanatla dopdolu, belki de hayatının en toz pembe günlerini yaşıyordu. O sıralarda eşinin hem meslektaşı ve hem de arkadaşı olan Çek vatandaşı Miroslav Hess, beyin tümörü teşhisi ile tedavi görmeye başlamış ve kendisine Cenevre’deki bir onkoloğa görünmesi tavsiye edilmişti. Zürih’e gelen ve Pavey’lerin evinde bir gece misafir olan Hess, Ertesi günü saat 09.03 treni ile Zürich ana istasyonundan Cenevre’ye gitmeye karar verdi. Sağlık durumunun ağır olması nedeniyle Şafak kendisine refakat etmeyi teklif etti. Ertesi günü beraberce Zürih istasyonuna gittiler. Hess yavaş yürüdüğü için Şafak perona gidip trene binmesini, kendisinin de biletleri alıp yanına geleceğini söyledi. Gişe kalabalıktı, genç kadın gecikmişti. Tren hareket etmeye başladı, Hess son vagonun kapısını açık tutarak Şafak’ı bekledi. Kendisi binemese bile, hiç olmazsa Hess’in biletini veririm düşüncesiyle, bir olimpiyat koşucusu gibi koşturan Şafak, tam Hess’in seviyesine geldiğinde ayağının kaymasıyla peronla tren arasına düştü. O anları sonradan şu sözlerle anlatacaktır: “Kaza anında tamamen kendimdeydim. Tren üstümden geçmişti, ben kendimi kenara doğru çekmeye çalışıyordum. Demek ki anlık şeylerde insanlar bir şey hissedemiyorlar. Bir şey olmadı zannediyordum ama çok da korkmuştum. Birden kopmuş bacağımı gördüm, bilincim yerindeydi, bacağımı kaybettiğimin farkındaydım. Kolum tamamen vardı, ama damarlar ve sinirler çok ezilmişti. Hastaneye kadar konuşa konuşa gitmişim. Polisler bile şaşırmışlar..”
Tarihler 1996 yılının 24 Mayıs’ını, saatler 09:03’ü gösterirken, pırıl pırıl düşleri olan henüz 19 yaşındaki genç kadın vücudunun neredeyse yarısını bir tren istasyonunda bıraktı.. Hayati tehlikeyi atlatmıştı. Ama eşi, aşık olduğu ve uğruna işini, yaşadığı ülkeyi değiştirdiği o adam, hastaneye bile gelmedi. Kısa bir süre sonra da boşandılar.
Bir insan bunca acıya nasıl dayanır? Sıradan bir insan için bu denli büyük darbeler ciddi depresyon sebebiyken Şafak Pavey için tam tersi olur. Yaşama azmini asla kaybetmez, aksine daha sıkı, sımsıkı sarılır hayata. Ruhu o kadar barışıktır ki yaşam mozaiğini oluşturan her bir zerreyle, ne sevdası ne de vefasıyla yanında durmayı başaramayan o adamın soyadını taşımayı bile sürdürür ve öylesine sıra dışıdır ki Şafak; tek kolu ve bacağıyla milyonlarca insana hayatın acılarının üstesinden gelmeyi ve yaşama sevincinin ne olduğunu öğretir. İsviçre’deki Universgspital Hastanesi’nde azmi ve metanetiyle herkesi kendine hayran bırakır. Onun bu yaşama gücü ve inanılmaz azmi, akademik düzeydeki bir araştırmaya konu olur. Tüm davranışları izlenir. Hastanede tuttuğu günlüğüne de yer verilerek, hayata tutunma azminin anlatıldığı 500 sayfalık bir tez hazırlanır ve bu tez, benzer durumdaki hastalara tedavinin bir parçası olarak okutulur.
Anne Ayşe Önal, bu feci olayın şokunu ancak kızından aldığı güçle atlatabilir. Şafak’ın, doktoruna, üst yanına savrulmuş kolunu ve parçalanmış bacağını göstererek “Kurtarabilir misin?”diye sorduğunu, doktorun “Üzgünüm ama hayır” diye karşılık verdiğini ve Şafak’ın “Öyleyse kalanları kurtarmalısın, çünkü annem çok üzülür” dediğini sonradan öğrenecektir. Anne-kız bu trajik öyküyü o yıl birlikte kaleme alıp ”13 Numaralı Peron” adlı kitaba dönüştürür ve ”acılara direnilen bir serüven” olarak ölümsüzleştirir.
Şafak Pavey, kazanın üzerinden bir yıl geçmeden Londra’ya gitti. Westminster Üniversitesi’nin ”Uluslararası İlişkiler” ve ”AB Politikaları” olmak üzere iki bölümünden mezun oldu ve üst lisans yaptı. Agos Gazetesi’nde yazdı. Sayısız projede aktif görev aldı. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Dünya Sekreteryası’na atanmış ilk özel kalem olarak yıllarını mülteci kamplarında zor koşullarda yaşayanların yanında geçirdi. 2011 yılında Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili seçildi. Çok iyi konuştuğu İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyancanın yanı sıra, uluslararası işaret dilini de akıcı şekilde konuşabilmeyi öğrendi.
Gökyüzünü sahiplenmekten başka çaresi kalmamış kederli sürgünleri anlattığı Nereye Gitsem Gökyüzü Benimdir adlı son kitabıyla, yaşam karşısında, “bana verdiğine de benden aldığına da razıyım” şeklindeki cesur duruşuyla, şafaksızlara ışık, korkaklara güç, yalnızlara ayna olmaya devam ediyor…"
Özlem Kekeç BÜLBÜL🌹🍁
Togg övüp Mercedes'e biniyorlar.
İmam Hatip övüp çocuklarını yabancı okullarda okutuyorlar.
Şehadet övüp çürük raporu alıyorlar.
Ortadoğu övüp Avrupa Amerika'dan vatandaşlık alıyorlar.
Şeriat övüp seküler yaşıyorlar
Tasarruf övüp israf içinde yaşıyorlar.
Fakirlik övüp lüks içinde yaşıyorlar.
Mağdur gibi konuşup zalimlik yapıyorlar.
Ne söyledilerse tersini yapıp, ne yapıyorlarsa tersini söylüyorlar.
EbuBekir gibi konuşup Ebucehil gibi davranıyorlar.
Harun gibi konuşup Karun gibi yaşıyorlar.
Ne oldukları gibi görünüyor, ne de göründükleri gibi oluyorlar.
Ben Fatmanur Çelik.Yıllarca kızımla maruz kaldığımız istismara karşı adliye önünde nöbet tuttum,"Başıma bir şey gelirse intihar demeyin"diye haykırdım.Sesimizi duymadılar;Mart 2026'da kızımla birlikte cansız bedenimiz sahilde bulundu Fail hâlâ serbest ben sadece yaşamak istedim..
Barbaros Şansal’dan muazzam bir tespit:
“‘Bazı şeyler kapıya gelmeden tedbir alınmıyor. Mesela Türkiye su fakiri haline gelmeye başladı. Yüzlerce gölümüz kurudu.
Ben Anadolu üzerinde sürekli uçuyorum Kıbrıs’tan gelip giderken. En son Eğirdir Gölü’nün haline acıdım. İkiye bölünmüş göl, yok. O madenler, dağ tepe kalmamış.”
“‘Siz bir Çanakkale Kirazlı beldesine, barajın arka tarafına Amanos’a bir çıksanıza, görsenize oraları. Yağmalanan bir coğrafyayla karşı karşıyayız.””
@MotivacionesF Rude Deschamps, pourquoi une telle cruauté envers une personne si gentille ! Quel crime a-t-il bien pu commettre pour ne pas mériter un adieu ? 🤔🤨
Dear UEFA Ethics and Disciplinary Inspector,
I am writing to formally report serious concerns regarding potential breaches of UEFA’s integrity rules, match-fixing regulations, and betting prohibitions involving officials at Galatasaray Sportif A.Ş., a club participating in UEFA competitions.
According to credible media reports and statements from Turkish authorities dated 17 July 2026, Mr. Maruf Güneş, Vice President of Galatasaray Sportif A.Ş., was detained as part of a large-scale illegal betting operation. He is accused of placing 48 betting coupons on matches involving his club during his tenure as an official. These actions allegedly include bets on outcomes such as rival teams winning or over/under goal totals in Galatasaray’s matches.
Such conduct, if proven, would constitute a clear violation of:
• UEFA’s Club Licensing and Financial Sustainability Regulations
• UEFA’s Disciplinary Regulations (especially articles related to match-fixing, illegal betting, and conflict of interest)
• FIFA’s Code of Ethics and the broader principles of sporting integrity
• Turkish Law No. 6222 and related anti-betting provisions that apply to clubs in European competitions
Officials in positions of authority at clubs competing in UEFA competitions have a heightened duty to uphold the integrity of the game. Allowing or failing to address such alleged activities risks undermining public confidence in football, particularly in the UEFA Champions League or Europa League, where Galatasaray regularly participates.
I respectfully request that UEFA:
1. Immediately open a formal investigation into this matter.
2. Examine Mr. Maruf Güneş’s role and any potential involvement of other Galatasaray officials.
3. Assess whether Galatasaray Sportif A.Ş. has fulfilled its obligations regarding integrity and due diligence on its executives.
4. Take all appropriate disciplinary measures to protect the integrity of European football.
Thank you for your attention to this important matter.
@UEFA@ChampionsLeague@FIFAcom
#WeAreClean
Geçen yıl bu zamanlar Dardanel ton balıklarının kg fiyatının 1000 liralara dayandığını söylemiştik. Geçen aylarda ise yine aynı ton balıklarının kg fiyatı tam 1700 liraları gördü... Geçen haftalarda yan yana duran iki ton balığının aralarındaki fiyat farkına dikkat çekmiş ve bunlar arasındaki fiyat farkının sebebini sormuştuk.
Bugün ise bir takipçimiz tarafından Migros mağazasından gönderilen bu fotoğraf, aylardır fahiş fiyatlarla satılmaya çalışılan Dardanel ton balığı konservelerinde %45 oranında indirim yapıldığını gösteriyor. Bu indirime rağmen ürünlerin kg fiyatı ancak 1000₺’ye buluyor.
Şimdi ise olayın vehametini daha iyi anlamak için biraz uzaklara, İngiltere’ye gidelim... Benzer şekilde okyanuslarda tutularak ithal edilen ton balıklarının İngiltere’deki marketlerde 145 gr’lık 4’lü paketlerde hem de zeytinyağlı çeşitlerinin sadece 2,49 £ yani yaklaşık 155 liraya satıldığını görüyoruz. Buna göre İngiltere’de zeytinyağlı ton balığı konservesinin kg fiyatı sadece 4,29 £ yani 62 kat kur farkı uygulandığında sadece 265 liraya geliyor!
Belki inanması zor ama durum bu...
Bir yanda İngiltere’de kilosu 265 liraya satılan zeytinyağlı ton balıkları, diğer yanda Türkiye’de kg fiyatı 2000 liraya yaklaşan ayçiçek yağlı ton balıkları...
Şimdi soralım: İngiltere’de satılanlar ton balığı ise, Türkiye’de satılanlar ne balığı?
Küba'dan bir çığlık yükseliyor !
DÜNYAYA AÇIK BİR MEKTUP: Küba'dan bir kadın, kimsenin görmek istemediği suçu ifşa ediyor.
--- Tüm insanlığa, dünya annelerine, Sınır Tanımayan Doktorlar'a, dürüst gazetecilere ve hâlâ adalete inanan hükümetlere sesleniyorum:
İsmim, milyonlarca diğer insanınkiyle aynı. Ünlü bir soyadım ya da yüksek bir makamım yok. Ben sıradan bir Kübalı kadınım. Bir evlat, bir kız kardeş, bir vatanseverim. Ve bunları paramparça olmuş bir ruhla, titreyen ellerle yazıyorum; çünkü halkımın bugün yaşadığı şey bir kriz değil. Bu, Washington tarafından soğukkanlılıkla gerçekleştirilen, yavaş ve hesaplanmış bir cinayet.
Ve dünya başka yöne bakıyor.
👵 BÜYÜKANNEM VE BÜYÜKBABAM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yaşlı insanların vaktinden önce ölmesini ifşa ediyorum; çünkü abluka, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon ve diyabet ilaçlarının ülkeye girişini engelliyor. Mesele kaynak yetersizliği değil. Bu, kasıtlı bir yasak. Küba'ya satış yapmak isteyen şirketler para cezasına çarptırılıyor, baskı görüyor ve tehdit ediliyor. Kendi hükümetleri ise sessiz kalıyor. Ve bu sırada, Kübalı bir büyükbaba göğsünü tutarak bekliyor. Ölüm uyarı yapmaz; ama abluka yapar.
---
👶 ÇOCUKLARIM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yakıt yetersizliği nedeniyle kuvözlerin kapatılmak zorunda kalmasını ifşa ediyorum. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti hangi ülkelerin bize petrol satıp hangilerinin satamayacağına karar verirken, yenidoğan bebeklerin hayatta kalma mücadelesi vermesini... Washington'daki bir ofiste imzalanan bir emrin, kıyılarından sadece 90 mil ötedeki bir çocuğun feryadından daha önemli görülmesi yüzünden çocuklarının hayatının tehlikeye girdiğini gören Kübalı annelerin varlığını...
Uluslararası toplum nerede? Çocuk haklarını bu denli hararetle savunan örgütler nerede? Yoksa Kübalı çocuklar yaşamayı hak etmiyor mu?
🍽️ KASITLI AÇLIĞA KARŞI SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Ablukanın, kurgulanmış bir açlık yaratma girişimi olduğunu ifşa ediyorum. Gıda, sebepsiz yere ortadan kaybolmuş değil. Gerçek şu ki, onu satın almamız engelleniyor. Gıda taşıyan gemiler taciz ediliyor. Banka işlemleri engelleniyor. Bize tahıl, tavuk ve süt satan şirketlere yaptırım uygulanıyor.
Küba'daki açlık bir tesadüf değil. Bu, ABD hükümetinin bir devlet politikasıdır; 60 yıl boyunca geliştirilmiş, her yönetim tarafından güncellenmiş, Donald Trump tarafından şiddetlendirilmiş ve Marco Rubio tarafından acımasızca uygulanmıştır.
Buna "ekonomik baskı" diyorlar. Bense buna açlığa mahkûm etme terörü diyorum.
ÜLKEMİN DOKTORLARI İÇİN BİR ÇAĞRI:
Tüm dünya çökerken pandemi sırasında hayat kurtaran doktorlarımızın bugün şırınga, anestezi ve röntgen ekipmanından yoksun bırakılmasını kınıyorum. Bunları nasıl üreteceğimizi bilmediğimiz için değil; yetenekten yoksun olduğumuz için de değil. Aksine, abluka yüzünden malzeme, yedek parça ve teknolojiye erişimimiz engellendiği için.
Bilim insanlarımız beş COVID-19 aşısı geliştirdi. Beş tane. Kimsenin yardımı olmadan. Tüm zorluklara rağmen. Ablukaya ve yalanlara rağmen. Yine de imparatorluk, bunu başardığımız için bizi cezalandırıyor.
🌍 DÜNYAYA SESLENİYORUM:
Küba sadaka dilenmiyor.
Küba asker istemiyor.
Küba sevginizi istemiyor.
Küba adalet istiyor. Ne fazlasını, ne de azını.
Halkımın çektiği acıları normalleştirmeyi bırakmanızı istiyorum.
Ablukayı gerçek adıyla, yani İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇ olarak adlandırmanızı istiyorum.
Biz boğulurken "diyalog" ve "demokrasi" masallarıyla kandırılmamanızı istiyorum.
Hayırseverlik istemiyoruz. Sadece yaşamamıza izin verilmesini istiyoruz.
Sessiz kalarak buna ortak olan hükümetlere:
Tarih sizden hesap soracak.
Yalan söyleyen medyaya:
Gerçek her zaman bir yolunu bulup ortaya çıkar.
Yaptırımlara imza atan cellatlara:
Küba halkı unutmaz ve affetmez.
Kalbinde hâlâ insanlık taşıyanlara:
Küba'ya bakın. Ona neler yapıldığına bakın. Ve kendinize sorun: Tarihin hangi tarafında yer almak istiyorum?
---
Bu küçük adadan, devasa bir halkın içinden; pes etmeyi reddeden sıradan bir Kübalı kadından...
Ikay Romay
Eğer bu yazı içinizde derin bir his uyandırdıysa, paylaşın.
İster 10 arkadaşınız olsun ister 10.000 takipçiniz; fark etmez.
Profilinizin herkese açık ya da gizli olması; fark etmez.
Normalde hiç paylaşım yapmıyor olmanız; fark etmez.
Ama bu farklı.
Bu, bir gün batımı fotoğrafı değil.
Bu, bir dedikodu değil.
Bu, sadece bir fikir beyanı değil.
Bu bir HAYKIRIŞ. Ve haykırışlar kendine saklanmaz. Onlar DUYULUR. Onlar TEKRARLANIR. Onlar KOCAMAN BİR KALABALIĞA DÖNÜŞÜR.
Bugün sizden bir "beğeni" istemiyorum.
Sizden, başparmaklarınızı sadece ekranda gezinmekten çok daha büyük bir amaç için kullanmanızı istiyorum.
PAYLAŞIN.
Ki dünya, Küba'da yaşananların sadece bir kriz olmadığını bilsin.
Bu bir SUÇ.
Ki başka ülkelerdeki anneler bilsin; burada çocuklar, abluka yüzünden elektriği kesilen kuvözlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Ki başka diyarlardaki büyükanneler ve büyükbabalar bilsin; burada yaşlılar, Washington'ın ülkeye girişine izin vermediği ilaçları beklerken can veriyor.
Ki bu duruma ortak olan hükümetler utanç duysun.
Ki yalan haber yayan medya organlarının saklanacak yeri kalmasın.
Ki sorumlular, SESSİZ KALMAYACAĞIMIZI bilsin.
Bu mesajı paylaşan tek bir kişi dünyayı değiştirmez.
Ama binlercesi, milyonlarcası—işte onlar değiştirir.