1980’de Öcalan’ın emriyle PKK, Asteğmen İlyas Bayraktutar’ı kaçırıp işkenceyle şehit etti.
Daha 4 aylık acemi birliğinin ardından, o yıllarda PKK’nın kol gezdiği Şanlıurfa Viranşehir’e gönderildi. Orada gördü ki, okullardaki örgüt yanlısı öğretmenler Türk bayrağı çektirmiyor, İstiklal Marşı söyletmiyor. İlyas Astegmen buna “dur” dedi, okullara bayrak çektirdi. İstiklal Marşı’nı yeniden söyletmeye başladı.
Ama bunu hazmedemediler, yolunu kestiler, onu ele geçirdiler. Onu “halk mahkemesi” dedikleri bir mağaraya götürdüler. Çengele astılar, kasıklarına, kulak arkalarına, kaburgalarına şişler soktular, organlarını kestiler, sonra yaktılar. Ceylanpınar’a götürüp Devlet Üretme Çiftliği’nin kuyusuna attılar.
Öcalan denen hainin emriyle bu masum askerimiz şehit oldu.
O, bu bayrak için şehit oldu.
kgrtculere gore 'ezilen' halkin cv
-arkasina akpyi almak
-fatura odememek
-sahil mafyaligi tum hukuk sistemi tarafindan gormezden gelincek kadar ayricalikli olmak
-narko teror orgutu kurmak
-tff baskanindan insiyatifli olmak
en son bu kadar ayricalik misirda firavunda vardi
Haymana'nın Evliyafakı köyü muhtarı Sakarya Meydan Muharebesi sırasında köyde yaşananları anlattı:
“Atatürk, ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır’ sözünü bu köyde söyledi.”
Gaziantep'in iki merkez ilçesi var. İkisinin de adı bir şehidin adı. Biri kırk üç yaşında bir teğmen. Öteki on dört yaşında bir çocuk.
Yirmi bir Ocak bin dokuz yüz yirmi. Antep'te bir fırının önü, Fransızların erzak deposu. Hatice Hanım dinlenmek için duruyor. Üç Fransız askeri peçesini açmak istiyor. Yanındaki çocuk, eli boş, üstlerine koşuyor. Adı Mehmet Kâmil, on dört yaşında, orada süngüleniyor. Bugün bir ilçenin adı: Şehitkâmil.
Şehir o gün öğrendi ki mesele bayrak değil, vergi değil, karakol değil. Mesele evin kapısıydı. Ordusu yoktu, ustası vardı. Demirci ocağı mermi döktü, bakırcı el bombası yaptı, kadınlar barut eledi. Bin iki yüz silahlı savunucu, yirmi bin Fransız askerine karşı.
Öteki adamın adı da Şahin değildi. Gerçek adı Mehmed Said. Bin sekiz yüz yetmiş yedi Antep doğumlu. Yemen, Trablusgarp, Çatalca, Galiçya, Sina-Filistin. Beş cephe, üç kıta, yirmi yıl. Bin dokuz yüz on sekizde Filistin'de İngilizlere esir düştü, döndü ve döndüğü şehirde yabancı bir bayrak buldu.
Antep'in hayatı tek bir yola bağlıydı: Kilis yolu. Fransız'ın askeri de mermisi de yiyeceği de Halep'ten o yoldan gelecekti. Şahin Bey yüz elli kadar adamla Elmalı'da o yolun önüne dikildi. Yirmi beş Mart'ta kol geldi, geri döndü. Ertesi gün yine geldi, yine döndü. Dört gün. Yirmi sekiz Mart bin dokuz yüz yirmide cephanesi bitti, yanındakiler eridi, çekilmesi söylendi. Çekilmedi. Elmalı köprüsünde şehit oldu.
Bir Nisan bin dokuz yüz yirmi: kuşatma başladı ve on ay sürdü. Ev ev, duvar duvar. Sekiz bin bina yıkıldı. Altı bin üç yüz on yedi şehit, çoğu sivil.
Ve tarihin en sert takvimi. Altı Şubat bin dokuz yüz yirmi bir: Meclis, yüz kırk yedinci birleşimde doksan üç sayılı kanunu oy birliğiyle kabul etti, Antep'in adı Gaziantep oldu. Dokuz Şubat: şehir teslim oldu. Meclis o adı, şehrin düşmesinden üç gün önce verdi. Bir zaferi değil, on ayı ödüllendirdi.
Yirmi Ekim bin dokuz yüz yirmi bir Ankara İtilafnamesi imzalandı. Yirmi beş Aralık bin dokuz yüz yirmi birde Fransız Antep'ten çıktı. Şehir kuşatmayı kaybetmişti. Savaşı kaybetmemişti.
Bir not, net olsun: Fransız ordusunun bölgeye Doğu Lejyonu'nu getirmesi bir Fransız komutanlık kararıdır. Suç o kararı verenlerindir, bir halkın değil. Antep'te o kararın bedelini şehrin tamamı ödedi.