Gönderinin altında Türklerin kedilere gösterdiği özen ve Türkiye'nin bir kedi cenneti olmasına dair övgülerle dolu yorumlara bir göz atın. İşte yaşam düşmanı az gelişmiş primatların bunu da yıkmasına izin vermeyeceğiz. Kabus gibi çökeceğiz nefeslerine.
20 Aralık 2025
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler:
“SDG bir birlik halinde entegrasyondan bahsediyor ancak bu kabul edilemez. Mutlak surette Suriye ordusuna ferdi olarak entegre olmaları lazım. Bu konudan geri adım atmamız söz konusu değildir. Birlik olarak değil, ferdi olarak entegre olmaları lazım. Aksi halde bunun adı entegrasyon olmaz.”
***
Ve bugünkü durum:
SDG/YPG/PKK, FERDİ OLARAK DEĞİL, İŞGAL ETTİKLERİ BÖLGELERDE KONUŞLANAN VE TERÖRİSTLERDEN OLUŞAN 4 TUGAY OLARAK SURİYE ORDUSUNA KATILDI. KIRMIZI BÜLTENLE ARANAN KOMUTANLARI TERÖRİST DE MİLLİ SAVUNMA BAKAN YARDIMCISI OLDU.
***
Yani FESHETME YOK. Entegrasyon örtüsü altında örtülü özerk ordu. Silahları, cephanelikleri de teslim edilmedi... Tüneller de doldurulmadı korunuyor.
Gerçek durum budur
"18 yaş üstü" için kullanılan kalıbın doğrusu "+18" değil; "18+".
"+18", herhangi bir yaşın 18 fazlası anlamına gelebilir (belki).
En basit şeyler bile gündelik yaşama yanlış yerleşebiliyor. Ama neden ve nasıl oluyor, muamma.
Yapımcı-yönetmen Gülşah Çeliker, dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in başarı dolu müthiş kariyeri ve olağanüstü hayat hikayesini anlatan belgeseli 5 yıllık bir çalışmanın sonunda gerçekleştirdi. Belgeselde; genelde Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve özelde havacılık tarihi
Akit’in “karma eğitim sona ersin” sürmanşetinde görüşlerine başvurduğu iki isim daha bir hafta önce Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’le birlikteydi. MEB’e eğitim verdiler, okullara tarikat şeyhleri sokan projeyi anlattılar, bakan elinden plaket aldılar… Organize işler bunlar. 👇🏼
İnsanlık olarak en karmaşık kuantum bilgisayarlarını ve süper yapay zekâları tam da onları yönetecek insan aklının tükendiği döneme denk getirmeyi başardık.
Grafik açıkça fısıldıyor: Dünya hızla yaşlanıp çocuk yapmayı bırakırken, kalan avuç içi kadar parlak zekâ da yapay zekâya daha komik kedi videoları ürettirmekle meşgul.
Galiba geleceğin en büyük lüksü muhtemelen bir robotun değil, düşünebilen genç bir insanın varlığı olacak…
Tutanakları okuyunca; önder dedikleri zatın en ufak bir dünya görüşü yok.
Feodal bir ağa gibi saçmalıyor. Altında da en ufak bir ideoloji yok. Düpedüz şark kurnazı bu Öcalan!
1- PKK feshediliyorsa, Öcalan neden daha fazla siyasi yetki istiyor?
Feshedilen bir örgütün liderinin etkisinin azalması gerekir. Bu Öcalan’a göre ise tam tersine örgüt küçülürken, kendi siyasi rolünün büyütülmesini planlıyor.
2- Saçma sapan komplo teorileriyle devleti yanına almış gibi abuk subuk konuşunca milleti ikna oldu mu sanıyor?
3- Eylemlerin yüzde 90-95’i Öcalan’ın iradesi dışında olmuş! PKK’nın tartışmasız lideriydin hani?
4-Sivil katliamlara karşı olduğunu söylüyor. Madem karşıydın 40 yıldır ne yapıyordun?
5- Sonuçların böyle olacağını bilseydim silahlı grupları göndermezdim” diyor.
Yahu bir terörist lider, başlattığı silahlı mücadelenin sivil ölümleri ve büyük yıkım üretebileceğini gerçekten öngörmemiş olabilir mi? Sen salak mı sanıyorsun milleti?
6- Devletin geçmiş uygulamalarını ağır biçimde suçlarken mevcut devlet görevlileri için “devlet aklı burada” diyor!.
Hangi devlet?
Gerçek devlet: suçladığınız devlet mi, masada övdüğünüz devlet mi?
7- Kadın özgürlüğünü anlatırken neden konu sürekli Abdullah Öcalan’ın kadınlarla ilişkisine geliyor? Adam bildiğin abaza!
8- Yıllardır görmediğiniz bir kadın örgüt yöneticisi karşınıza geliyor; ilk anlattığınız şey neden havuzda birlikte yüzme teklifiniz?
9-Kadını özgürleştirdiğini söyleyen bir erkek, neden kadınların hikâyesini bile sürekli kendisi üzerinden anlatıyor?
Çok sinirim bozuldu okurken. Sinirim zıpladı. Bu kadar cahil bir adama yüklenen süreç mi olur!!
Bu adamın lafına güven mi olur?
SERVET MERVET...
Bu patron milleti, her gece ve gündüz pahalı restoranların sofralarında belki de bir defada 10 işçinin yevmiyesi kadar hesap ödedikleri sofralarda birbirlerine "başarı öyküleri" ile hava yaparlar.
Şirketlerini "nereden nereye" getirdikleri konusunda şişinirler. Sosyetede her biri hakkında "Ne başarılı adam/kadın" diye hikayeler bestelenir ve magazin dünyasının sayfalarını ekranlarını süslerler.
Ama, emekçinin alın terinin karşılığını ödemeye gelince çok azı gereğini yapar. Ya asgari ücret veya biraz üzerinde ödeme yaparak ya da çalıştırıp Yıldızlar Holding'in "Şeysi" gibi, işçiye utanmadan "borç takarak" çarkı çevirmeye çalışır.
"Servet düşmanı" mıyım?
He vallahi! Böyle edinilen servete, yalnız benim değil hepimizin düşman olması lazım. Böyle düşmanlık değil, böyle zenginleşmek ayıptır.
toplumun bir kısmı olan bitenin farkında değil sanırım ve bu beni çok öfkelendiriyor. hayvan canı sizin için mühim değil diyelim, savunmasız bulduğu her canlıya eziyet edebilecek insanların varlığı da mı rahatsız etmiyor sizi? neden susuyorsunuz? aynı dünyaya mı bakıyoruz biz?
Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde geçen yıla göre 4 sıra geriledik.
180 ülke arasında 163'üncü sıradayız.
Sudan ve Irak'tan kötü, Yemen ve Belarus'dan iyi durumdayız.
Cumhurbaşkanına hakaret, dezenformasyon gerekçesiyle gazetecileri gözaltına alıp tutuklayarak düştüğümüz seviye burası...
Hafta sonu Ege ve Batı Aldeniz dışında Türkiye yağışlı. Yağışlar gök gürültülü ve şiddeti olabilir. 3 gün devam edecek. Uzun aradan sonra İstanbulda yağışlı. Yağışla birlikte kuzey ve iç kesimlerde sıcaklık 6-7 derece düşecek.
Yağışlara dikkat edelim. Dere kenarlarından köprülerden uzak duralım.
Açılım süreci, şimdiye kadar siyaset sahnesinde pek rastlanmayan nitelikte, bir yeni örgütlenmeye meşruiyet kazandırmıştır.
Saiki ne olursa olsun sonuç budur. Terör örgütü olarak tanınan bu örgütün silahlarını terk ederek sivilleşmesi öngörülmekte ve bu olgunun da Türkiye’ye barış ve huzur getirmesi umulmaktadır.
Bu konuda İktidar ve Ana Muhalefet arasında hiçbir uyuşmazlık yoktur.
Bu noktada İktidar tarafından Öcalan’ın, PKK'yı desteklemeyenler dâhil, tüm Kürtlerin temsilciliğine tayini, sürecin gelişmesini onun insiyatifine bırakmaktadır.
Türkiye siyasetinde tayin edici rol verilen PKK'nın, disiplinli militanları bu siyaseti uygulamakla görevlendirilerek peyderpey siyaset sahnesine salıverilmektedir.
PKK, kendisine meşruiyet verilerek devlet himayesinde elde ettiği bu konumu, sadece devlet tekelinde bulunması gereken şiddet kullanarak elde etmiştir. Bunun da bilincindedir. İstediklerini elde edemezse tekrar şiddete başvurmayacağının güvencesi yoktur. Bu konuda hazırlıklı kalması çıkarınadır.
İnançlı ve amaçlarına ulaşmak için bütün bir aileyi katletmekten dahi çekinmeyen PKK’nın, Kürt asıllı vatandaşlarımızın yoğun bulunduğu yerlerde yapılacak seçimlerde, onları temsil edecek belediye başkanlarını, milletvekillerini tayin edeceği aşikâr hâle gelmektedir.
Ve bunu devletten aldıkları meşruiyete dayanarak yapacaklardır. Herkesin ağzından düşürmediği demokratikleşme eşit vatandaşlıktan kast edilen budur.
Devletin bekasına karşı en tehlikeli oluşum; halkın, PKK'nın devletten daha güçlü olduğuna inanmakta oluşudur.
Bu kanıyı güçlendiren son olay 1984 ayaklanmasının yıldönümünün havai fişeklerle kutlanması karşısında hiç tepki gösterilmemesi / gösterilememesidir.
Her masum sözden hakaret anlamı çıkararak hemen dava açan savcılarımızın, bu konudaki körlük ve sağırlığı bir tıp mucizesidir.
Türkiye etnik çeşitliliğe sahip bir imparatorluğun varisidir. Ancak Cumhuriyet, kökenine bakılmadan her çağdaş devlet gibi, eşit vatandaşlık temelinde kurulmuştur. Bu ilkenin uygulanıp uygulanmadığı geçmişteki ve mevcut yönetim yapısına bakılarak kolayca doğrulanabilir.
Ancak vatandaşın da devlete sahip çıkma, toplum güvenliği ve refahı için kendi seçtiği hükümet tarafından yönetilen devlete itaat etme mecburiyeti vardır. Her devlet kendine karşı çıkanı tedip etme hakkına sahiptir.
Aynı zamanda bununla görevlidir.
Herhangi bir siyasi veya idari düzenleme, Türk vatandaşlığının benimsenmesi temelinde olabilir. Hâlbuki vatandaş çoğunluğu ben Türk'üm demeyi gerekli görmediği hâlde PKK propagandasına kapılan vatandaşlar, kendilerini, metroda bile ben Kürdüm diye bağırmaya mecbur hissetmektedirler.
Her partinin, özellikle de iktidar partilerinin küçük hesapları, Türk siyasetinin yönlendirilmesini Öcalan ve emrindeki DEM’e emanet etmiştir.
Onlar gayet açık konuşmaktadırlar. Bu sürecin bir al-ver olduğunu, silah bırakmanın kamuoyuna takdim edildiği gibi bir teslimiyet olmadığını ifade etmektedirler. Yani PKK ve devlet eşit muhataptır.
Amaç bellidir. Türkiye’yi çalmaktır. Yönetimi ele geçirilen demokratik Türkiye, diğer Kürt toplumlarını da birleştiren, İsrail’in, ABD’nin, Avrupan’nın, hatta Rusya’nın stratejik ortağı olacak bir Büyük Kürdistan Devletinin gönüllü ve müşfik ebeliğini yapacaktır.
Çerçeve kanunu bu sürecin ilk aşamasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin sonunu getirecek bu süreç önlenemez mi?
Eğer bunu istemeyen ve siyasi partilerce temsil edilmesi gereken halk iradesi, temsil imkânına kavuşursa önlenir. O da iktidar ortakları içinde dahi bu sürece karşı olanlar, muhalefet rolünü oynamakta olan siyasi partiler, gittikçe örgütlenen toplum, tek sesle yeter derse!
Biraz bilinç. Biraz öngörü, biraz cesaret!
Sermayenin yeniden yapılandırılması tarikatlar üzerinden devam ediyor.
Bugün yeni bir operasyonlarla 11 şirkete Süleymancılar operasyonu nedeniyle kayyım atandı.
Süleymancılar ve Furkan Hareketi operasyonları sonrası TMSF'nin dün itibariyle kayyım olarak atandığı şirket sayısı 1267'ydi.
Halihazırda TMSF 1000'den fazla şirkette kayyımlığa devam ediyor...
Emekliye, memura, gençlere niye kaynak yok?..
"Aynı aşı Londra'da 3 dolar, bizimkiler 70 milyon doz aşıyı 12 dolara aldılar. Bir yandaşın cebine tam 630 milyon dolar parayı boca ettiler. Memura, emekliye, eğitime kaynak yok. O kaynak işte bu aracılarla dağılıyor."