@piriltemel5 …vurucu ve öğretici. Özellikle Marx’ın özcülük ve ahlakçılığa karşı aldığı tutumu gösteren mektuplarına değinmesi çok iyi çünkü çok değinilmiyor.
@piriltemel5 Gareth Stedman Jones’un biyografisi Marx’ın yetiştiği entelektüel çevreyi ve Marx’ın hayatını biçimlendiren politik olaylara da detaylıca girmesi sebebiyle epey iyi; ek olarak yazarın Marksist olmaması da avantaj bence. David Riazanov’un Marx (ve Engels) biyografisi kısa ama…
Oto Sansür 🎤 Deniz Göktaş
Deniz Göktaş’ın ilk special gösterisi “Selam Selam”dan bir kesit izlediniz. Full hâli YouTube’da sizi bekliyor. Bu arada yeni gösterisi “Ölü Deniz” de halen YouTube’da!
Friedrich Ebert iş birliğiyle "yeni parti" anketi yapmışlar. Çıkan sonuç ise yeni bir ANAP'ın öncülleri. Anket değerlendirmesinde "Seçmen ‘CHP’den ayrılmış CHP’lilerin partisi’ değil, CHP’yi de içeren ve onu aşan yeni bir parti istiyor." deniliyor. Katılımcılar yeni partide "sol/sosyal demokrat" (%22,5) veya "Atatürkçü" (%22,7) çizgiyi değil, "kapsayıcı merkez parti" çizgisini (%38,9) istediklerini belirtmişler. Kim bu katılımcılar bilinmez ancak bu "merkez parti" eğilimini zaten Kılıçdaroğlu 6'lı masa döneminde denedi; şimdi de başka bir siyasi düzlemden -devlet güdümlü- yeniden deniyor. Bu kulvarda İYİP var, bu kulvarı doldurmak isteyen başka partiler de var. Türkiye siyasetinde bitmek bilmeyen "merkez sağ" klişesini bu sefer bu tip anketlerle, siyasi angajman ilişkileriyle halk arasında popülerleşen Özgür Özel'e (onun üzerinden yeni partiye) yüklemek isteyenlerin olduğu ortada. Ancak yoksulluğun dar ve orta gelirleri kırdığı, işsizliğin tüm nüfus gruplarını vurduğu, alım gücünün gerilediği, servet ve gelir bölüşümünde eşitsizliğin derinleştiği, sömürü oranının yüzde 200'lere yükseldiği, halkın öfkesinin ise tam da bu konularda toplandığı bir yerde "merkez parti" çizgisinin ve bunu isteyenlerin gerçeklikle bağı yok. Vatandaş, vergi politikalarından şehir hastanelerine ayrılan kaynakla neler yapılabileceğine dek her şeyin farkında. Bana kalırsa muhalefet kanadındaki fetret döneminde birileri de kendi gerçekliğini inşa etmeye çalışıyor. Ki, yeni parti daha kurulmadan -kararsızlar dağıtıldıktan sonra- birinci çıkmış bile... David Easton'cı davranışçı ekolün sorunlarından mustarip bir yaklaşım halihazırda.
Pelin Batu'nun silip özür dilediği twiti aşağıda.
Depremin ikinci gününden itibaren aylarca sahadaydım. Son üç buçuk yılın büyük kısmını Hatay'da geçirdim. Şu anda da bu satırları Hatay'dan yazıyorum.
"İlk günlerde devlet yoktu" sözünü bir siyasi slogandan değil, enkazın başındaki insanlardan, konteyner kentlerde yaşayan depremzedelerden birkaç kez değil, yüzlerce kez duydum. Bugün bile aynı cümleyi kuran insanlar var.
Senin haddin değil yüzlerce deprem mağduru insanın söylemini yok saymak, dolaylı yoldan yalanlamak.
"Devlet kurumları ve yöneticilerinden özür diliyorum" demek, gerçeğe sırtını dönüp gücün karşısında hizaya girmektir. Devletin görevi alkışlanmak değil; denetlemek, soruşturmak ve hesap vermektir.
Eğer bugün yani depremin üzerinden 3.5 sene geçmişken Ahbap'la ilgili iddialar konuşuluyorsa, bu aynı zamanda devletin denetim mekanizmasının da sorgulanması gerektiği anlamına gelir.
Görevini eksiksiz yaptığını iddia edemeyeceğin kurumlardan özür dilemek, hatayı düzeltmek değil; devleti kutsamak, iktidarı eleştirinin üstüne çıkarmaktır.
Eğer bir özür gerekiyorsa bunun adresisi halktır; kamu gücü değil. Bu metin, özeleştiriden çok otoriteye bağlılık bildirisi gibi okunuyor.
Sen de "valimizle şöyle çalışıyoruz, bakanlığımızla şöyle koordineyiz" diyen Haluk Levent gibi krala yaslanıyorsun. Dikkat et sen de düşersin!
Gençler belki hatırlamaz, ama geçen sene bu tarihlerde muhalif basınımızın bazı şöhretli "yorumcuları" bütün yazı AKP-MHP arasındaki çatlağı anlatarak geçirmişlerdi. Onlara göre süreci başlatan Bahçeli, İBB davasının açılmasından memnun değildi ve duruşmaların TRT'den yayınlanması için baskı yapıyordu. CHP-MHP-DEM ittifakı ülkedeki siyasi havayı değiştirecekti. Bu nedenle muhalifler süreci desteklemeli, CHP de komisyona katılmalıydı. İçlerinden en iddialı yorumları yapanlardan biri, İmamoğlu'nun 2025 yazında hapisten çıkacağını bile söylüyordu.
Tam bu ortamda hayatımıza giren "Bahçeli'yi anlama dekoderi" Mümtaz'er Türköne ise @medyascope'daki haftalık mülakatlarında Erdoğan döneminin sonuna gelindiğini ilan ediyordu. Bu analizler 19 Mart operasyonunun yarattığı toplumsal tepkiyi soğuturken, İmralı sürecinin asıl amacının saklanmasına ve kamuoyunun dikkatinin dağıtılmasına yol açtı.
Gelinen noktada, İmamoğlu bırakın serbest bırakılmayı, kendisini doğru düzgün savunma hakkından bile mahrum bırakıldı. Mahkemenin TRT'den yayınlanmamasını geçiyorum; davayı takip eden gazeteciler gözaltına alındı. CHP'de ise mutlak butlan yoluyla yönetim değiştirildi ve parti kontrollü bir yıkım sürecine sokuldu.
Daha bir yıl önce ortaya atılan bu tezlerin büyük bölümü gerçekleşmedi. Buna rağmen ne bu analizlerin neden bu kadar isabetsiz çıktığı ne de bunları savunan isimlerin herhangi bir özeleştiri yapmadan aynı şekilde yorumlarına devam etmesi yeterince sorgulanıyor.
Ne yazık ki muhalif basında da zaman zaman siyasi gerçeklerden kopuk, temennilere dayalı analizler öne çıkabiliyor. Tıpkı Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanı adaylığı tartışmalarında olduğu gibi, İmralı süreci ve komisyon tartışmalarında da kamuoyu büyük ölçüde tek taraflı analizlerle yönlendirildi.
Gözden kaçtı sanırım ama meraklıları için çok ilginç bir durum var: Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülü'nün sonuçları açıklanmış ama "öykü dalında ödüle değer bir eser belirlenememiş", çünkü adayların, öyküleri yapay zekâya yazdırdığı yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş.
Kostüm giydirdikleri adamlara “Yeniçeri” muamelesi yapıp, iki yüz yıl sonra tarih sahnesine dönmüşler gibi haber yapıyorlar. Tam bir kara komedi. Osmanlı cosplay’i. Tarihle çocuk gibi oynarsan, ülken Disneyland’a döner. Tüm dünya absürt ve grotesk bir Disneyland’a dönüyor zaten.
🖊️Sevda Çetinkaya yazdı:
Deniz’i salın
"İlk geldiği gün ve ertesinde diğer bloklardan onun avluya doğru “Deniiiiiiiiz, Denizzzzzzz” diye bağırmış mahpuslar. “Şaka yapsana” diyenler olmuş"
https://t.co/A8MGgJWzHu
Hisse senedi alıp satmak da katma değer yaratmaz mesela. Emekçinin maaşını verimlilik diye diline dolayanlar, faiz ve kira ile servet yapanların verimlliliğini ve kamuya yükünü bahse konu yapmazlar. Bu ülkede gelirin yarısını nüfusun yüzde 20'si alıyor, müthiş verimli olmalılar.