Büyüklenmek haram ama yüksekliğin, yukarıda olmanın, mümeyyiz vasıfta olmanın icabını yerine getirmek vacip.
Ben aşağıdayım, çukurdayım hissiyle yüksek işler yapılamaz. Tevazu yerini bilmektir, alçak gönüllülük değil. Gönlün alçağı değil yücelerde olanı makbul.
Türkler garip bir şekilde kendilerini üstün yapan vasıfları görmezden gelmeyi insanlık açısından daha yüksek bir tutum olarak değerlendiriyor.
Bu tutum da üstünlüklerini koruyamama olarak sonuçlanıyor. Her geçen gün çingeneleşiyor olmamızdan kimsenin rahatsız olmaması bundan.
Türk şiiri, Türkçenin mahiyetini bilmeden yazılamayacak bir şiir. Onun için şiir, Türk şiiri yazmak Türk olmak için bir fırsat.
Türkçe dediğimiz dil bir tavrın, bir ahlakın dili.
Diyoruz ki: 'Şunun Türkçesini söylesene.' 'Mertçe konuş, Türkçe konuş.' Demek ki Türkçe konuşmak hem anlamı çarpıtılmayacak şekilde konuşmak, hem de birini aldatmamak üzere konuşmak demek. Ya da doğruyu itiraf etmek üzere konuşmak demek.
Türkçe doğrudan doğruya bir ihlâs dilidir.
Biz harflerimizi değiştirerek bu dilin görülmesine mani olduk. Bu dil artık görülemiyor. Biz aslında Türkçeyi aslına uygun telaffuz da edemiyoruz o harflerden dolayı. Çünkü 'deniz' diye bir kelimemiz var. Bu kelime böyle telaffuz edilmezdi. Bu kelime 'deﯔiz'dir...
Şimdi biz gayrimüslim ağzıyla konuşuyoruz.
İsmet Özel
Türk milletinin üstün vasıflarını görüp fark edebilecek; incelmiş bir zevkten ve yüksek bir kültürden mahrum Türk milliyetçisi pozuyla ortalıkta dolaşan insanların muhtevasız böbürlenmesi bu felakete yol açmış gibi. Gerçek Türk milliyetçileri böbürlenmiyor, büyüklenmiyor.
90'ı aşkın babama maç açtım.
- "Hangisi Türk?" diye soruyor.
- "Biri Mısırlı Müslüman diğeri Avustralyalı" diyorum.
Biraz durduktan sonra;
- "Hangi taraf Türk, hangi taraf cavurdu?" diye tekrar soruyor.
Kafa net: Bir tarafta Türk, diğer tarafta gâvur.
II. BİLİMİN DÜNYASINDAN BİLGİNİN
DÜNYASINA GEÇMEK MÜMKÜNDÜR
...
Bilimin dünyasından bilginin dünyasına geçmenin yolu nedir? Bizi bilimin dünyasından bilginin dünyasına getirecek yol ikidir. Bunlardan birine genel bir adlandırmayla “Sanat”, bir diğerine de yine genel bir adlandırmayla “Din” denilir. Fakat bu iki kelime bilimin dünyasında öylesine yerlerinden edilmiştir ki bu kelimeleri kullanarak iki insanın aynı şeyleri ifade etmesi hemen hemen imkânsızdır. “Sanat” ve “Din” kelimelerini kullanarak anlaşma temin etmenin bir önemli zorluğu da belli bir yaşa gelmiş her insanın bu kelimelerin anlamını bildiklerini sanmaları ve hemen herkesin bu kelimeleri doğru kullandığına inanıp konuşmalarıdır. Oysa hem sanat hem din konusu üzerinde konuşabilmek için yeterli aydınlığa ulaşmaya bilimin dünyasında pek az insanın imkân bulabildiği bellidir.
Önceki sözlerimin yanı sıra şu kadarını eklemek gerekir ki Din ve Sanat (kendi esaslarına bağlı kalındığı sürece), “Sen” alanı yok edilmek istendiği takdirde asla tecelli edemeyen iki insan faaliyetidir. Din açık ve seçik olarak bir istikamet, bir duruş, bir davranış ve bir dinleyiş çabasıdır. Sanat ise istikameti arama, duruşu mümkün kılacak yeri arama, davranışı tartma ve dinlemek isteme çabasıdır.
Eğer bilimin dünyasından bilginin dünyasına girmek isteyen kimse varsa bu yollardan biri veya ikisi üzerinde yürümek zorunluluğuyla karşı karşıyadır.
İsmet Özel, Tahrir Vazifeleri
Çevre mühendisliği doçentiydi Halil Ürün başkan olduğunda. Mahalle, sokak, komşuluk... Bize ait olan ne varsa işte onun imhası hiç umurlarında olmadı. Beton tanrısına aşık olunmuştu bir kere. Sosyal doku şanla şerefle silindi. İhanetin adı henüz konulmamıştı: "Kentsel Dönüşüm"
Vay be! Şimdi lüks apartman dolu olan Ahmet Özcan Caddesi işte böyle eski evler yıkılarak açılmıştı. İkinci bir çevre yolu oldu.
Düşünenlerden Allah razı olsun. Bu arada fotoğraftakileri tanıyan var mı?
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
...
Yunus Emre der hoca,
Gerekse bin var hacca,
Hepisinden iyice,
Bir gönüle girmektir.
Şuursuzluğun sebebi şiirsizlik. Hikmet sevgisi nakısası. Yunusların kurduğu ülke. Vay be.
Konya Bozkır’daki BİMDER Erkek Öğrenci Yurdu'nda bir öğrencinin vahşice darbedildiği skandal görüntüler ortaya çıktı.
Olayla ilgili adli ve idari soruşturma başlatılırken şahsın görevden alındığı öğrenildi.
Videoda Ekrem Demirli'nin kurban konusundaki tespitleri yer alıyor.
https://t.co/zLFZgNOxUX
Konuyla ilgili olarak 2014'de Konya Yenigün Gazetesinde "Kurban Bir İbadettir Yardım Değil" başlığıyla yayımlanan yazıma da şu linkten ulaşabilirsiniz.
https://t.co/HNcPJQnncy
Müslim emre karşı gelmeyendir.
Mümin emrin hikmetine ermiş ve ona katılandır.
Muhsin ise hikmeti milletçe tutunacak estetik bir kulpa dönüştürebilendir.
O ihsanda bulunabilir.
Bayramların estetik bir tutamak haline getirilmesi ve bir neşe kaynağı yapılması muhsinlerin derdidir.
15 yıldır farklı yürüyüş ekipleri ile birçok rotada yürüdüm. Hem rûhî, hem bedenî açıdan sıhhat veren bir iş. Öyle büyük organizasyonlara, tur şirketlerine falan hiç ihtiyaç yok. Sırtınıza bir okul çantası, elinize bir baton, ayağınıza bir bot. Kim tutar sizi?
Sistem şirketlerin faydalanamadığı işleri parlatmıyor.
Bugün bir arkadaşımla Konya'ya yakın bir güzergahta yürüyüş yaptık.
Masrafı az, getirisi yüksek faaliyetler. Milletin kolaylıkla istifade edip sıhhat ve ferahlık bulabileceği işler. Kafa dengi 3-5 kişi çıkın dağlara...
Merhum Tahir Büyükkörükçü vaazlarında sıkça İstiklâl Marşı'ndan mısralar okurdu. Sadece Konya'da değil bütün Türkiye'de ilgiyle dinleniyordu.
Hiçbir zaman 'Türkiye aleyhine bir İslâm' üretme projesinin elemanlarından olmadı. İslâm'la millî varlığın kaynaşık olduğunu biliyordu.
İnsanlar da sular gibi.
Pınar gibi, nehir gibi olan var. Bir de durgun birikinti gibi olan var.
Temizi var, kirlisi var. Temiz ama temizleyici olmayan var.
Bir de temiz ve temizleyici olan var.
Aynı şekilde cemaatle birlikte yapılan yemek duası, cenaze duası, cenaze namazında "nasıl bilirdiniz?" diye sorulup helallik istenmesi, gelin kız evinden çıkarken ve oğlan evine girerken, pazar yeri-bedesten açılırken yapılan toplu dualar... Bunlar hep ahi işi olsa gerek.
Zannediyorum ki müezzinin işaretiyle cemaatin hep birlikte salavat getirmesi, tesbih çekip dua etmesi yekpare bir millet hayatı tesis etmek için fütüvvet/ahi teşkilatlarının çaldıkları mayanın tutması ile ulaşılmış yüksek bir kıvam. Ordu millet...
Araştırılması gereken bir konu.
Namazdan sonra tesbihatın hep birlikte müezzin hatırlatmasıyla yapılması Türkiye'ye mahsus bir gelenek. Bunu bize ait makam ve usuller dışına çıkarak icra etmeye çalışıyorlar. Bize mahsus bir gelenek bu topraklara yabancı bir kalıba sokulunca garabet bir durum ortaya çıkıyor.
Namazdan sonra tesbihatın hep birlikte müezzin hatırlatmasıyla yapılması Türkiye'ye mahsus bir gelenek. Bunu bize ait makam ve usuller dışına çıkarak icra etmeye çalışıyorlar. Bize mahsus bir gelenek bu topraklara yabancı bir kalıba sokulunca garabet bir durum ortaya çıkıyor.
Bedene "sana yeni bir ruh üfleyelim" diyorlar, ruhsuz kalıyor. Ruh nasılsa geri geliyor. Bu defa beden diyor ki "Hayır, sen benim ruhum değilsin." Birileri sazımızdan Türkümüzü kovuyor. Sonra türkü geri geliyor ama sazın telleri bozulmuş. Bu defa saz, Türküyü beğenmiyor.