Yıl 2013!
Köprü ve otoyolların özelleştirilmesi gündeme geldiğinde Erdoğan gelen teklifi reddetmiş, "Bu ihaleyi onaylarsam vatana ihanet ederim" demişti.
Yıl 2026!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararıyla Boğaz köprüleri ve otoyollar özelleştirme kapsamına alınıyor.
Aradan geçen 13 yılda Erdoğan'ın fikrini değiştiren ne oldu?
Bu kararın arkasında ne bir plan ne bir strateji var. Ülkenin kaynaklarını hunharca tüketen iktidar büyük bir çaresizlik içinde gözünü bir defa daha geleceğimize dikti.
Ekonomik buhranı çözmek yerine elimizdeki değerli varlıkları elden çıkararak yol alınmaya çalışılıyor, kaynaklarımız ziyan ediliyor.
Şayet bu yanlış kararda ısrar edilirse garanti gelir otuz yıl boyunca başkasına akacak ve bu açığı kapatmak yine vatandaşa kalacak.
ABD’deki herkesin paylaştığını kusursuz yolları inceledim.
ABD’de yollara yaptıkları harcamaların Türkiye’deki delik, yarım yamalı yollardan daha ucuza mal olduğunu gördüm.
Çünkü Türkiye’deki yollar plansızlık, her seçim dönemi veya inşaat şirketlerinin vb. verdikleri zararlar nedeniyle sürekli yeniden yapılıyor.
Uzun vadede biz bu kötü yollara hem fazla para ödüyoruz hem de yüksek vergiler ödeyip aldığımız arabalar bu yollarda eskiyor.
NATO toplantısında yerel belediyeler ve ülkeyi yönetenler her şeyi kusursuz yaptı ve anladık ki mesele beceri değil, tercihmiş.
Ülkemizdeki plansızlık ve kalitesizlik yollardan bile anlaşılıyor.
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
Biz en başından beri aynı ilkeyi savunuyoruz. Tutukluluk istisnadır. Esas olan yargılamanın tutuksuz yapılmasıdır.
Bolu Belediye Başkanımız Tanju Özcan hakkında verilen tutuklama kararı da bu temel hukuk ilkesini bir kez daha açıkça zedelemiştir.
Bir belediye başkanı çağrıldığında gider, ifadesini verir.
Kaçma şüphesi olmayan, delil karartma ihtimali bulunmayan, görevini kamuoyu önünde sürdüren bir isme yönelik bu uygulamanın izahı kamu vicdanında karşılık bulmamaktadır.
Hiç kimse hukukun üstünde değildir ama hukuk da kimseye karşı bir güç gösterisine dönüştürülemez.
Unutulmamalıdır ki zarar gören yalnızca bir kişi değildir. Zarar gören demokrasiye olan güven, Türk milletinin iradesi ve hukuk devletinin itibarıdır.
Keçiören halkının iradesine gölge düşüren bu karar asla kabul edilemezdir.
Hemşehrilerimiz sandıkta açık, net ve tartışmasız bir tercih ortaya koymuş; Keçiören’in yönetimini Cumhuriyet Halk Partisi’ne emanet etmiştir ve bunu da özgür iradesiyle vermiştir.
Eğer Keçiören halkı bu ilçenin AK Parti tarafından yönetilmesini isteseydi, bunu sandıkta zaten açıkça ve tereddütsüz şekilde ifade ederdi. Sandık, milletin sözüdür; o sözün üstünde hiçbir gerekçe, hiçbir hesap olamaz.
Unutulmamalıdır ki;
Yetki millettindir.
Sandıkta alınan yetki, kişilere ya da kurumlara değil, doğrudan seçmene aittir.
Bu yetki bir emanettir; keyfi biçimde devredilemez, el değiştiremez, gasp edilemez.
Bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin politikalarıyla ilgili tek bir şikâyeti dahi olmadığı gibi, konu her gündeme geldiğinde hakkında yaklaşık bir aydır ortaya atılan “AK Parti’ye geçeceği” yönündeki iddiaları da herkesin huzurunda kesin bir dille yalanlamıştır.
Binlerce partili, binlerce gönüllü; hiçbir karşılık beklemeden, gece gündüz demeden, inançla ve fedakârlıkla kendisinin seçilmesi için emek vermiştir. Ortaya konan bu karar, yalnızca bir siyasi tercih değil; o emeğe, o inanca ve o alın terine yapılmış açık bir saygısızlıktır.
Siyaset geçicidir; makamlar gelir geçer.
Ama bazı kararlar vardır ki, hafızalara kazınır.
Çünkü millet, kendisine yapılanı da
kendisini yok sayanı da
günü geldiğinde mutlaka hatırlar.