Yıllardır dillerde olan “Zihin Konforu” denilen binayı inşa etmenin yolları; birincisi eleştirel kafa yapısını ortadan kaldırmak, ikincisi beklenti yönetimini sağlıklı yapmak, üçüncüsü her şey dahil hiçbir şeyi büyütmemek! Neticede, hayat bu… bunu bilmek.
İnananların temiz duygularını istismar ederek paralel yapı kuran ve bu yapıyı ranta çeviren art niyetli kişilere alışıktır bu memleket. Menzilciler, Süleymancılar, Ahbapçılar, İhhcılar, Fetöcüler, Fenerciler ve daha niceleri bu istismarın merkezindedir. Hepsine müdehale şarttır.
bir edebiyatçı ve bir bilim insanı ile sıradan bir rehber arasındayız. hiçbiri olamadık! bütün bu noktasızlığımızı kendimiz yarattık. maalesef ‘arada’ kalmışlığımızı kabul edecek yaşa da geldik. üzgünüz…
Daha düne kadar tanımadığımız İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir’e gösterilen teveccühün kaynağı Türkçe’nin en özel kelimesi olan ‘samimiyet’tir. Bu denli samimi bir siyasetçimizin olmayışını bize gösterdiğin için teşekkürler Başbakan. @KristrunFrosta
Mizah, zekânın zerafetidir...
Kalabalığın Alkışı, Hakikatin Beratı Değildir! Mukaddesatını istihza mevzuu hâline getiren, tarihini maskaralığa tahvil eden, milletinin hafızasını birkaç dakikalık kahkahaya tahsis eden bir anlayış, adına ne derse desin, ne mizah üretmektedir ne de fikir. Zira fikir, hakikatin yükünü omuzlar; maskaralık ise alkışın peşinden sürüklenir.
Bugün "cesaret" diye takdim edilen şey, çoğu zaman emniyetli hedeflere taş atmaktan ibarettir. Türk'ün diniyle, tarihiyle, şehidiyle, mazlumuyla, millî hafızasıyla istihza etmek kolaydır. Çünkü alkış hazırdır, şakşak hazırdır, mazeret hazırdır: "Sanat...", "İfade özgürlüğü...", "Kara mizah..."
Hâlbuki cesaret, alkışın istikametinde yürümek değil; gerektiğinde alkışa da itiraz edebilmektir.
Asıl ibretlik olan, bu nümayişin seyircileridir. Türk'ün mukaddesatı tahkir edilirken kahkahaya boğulanlar, bunu "entelektüellik" zannedenler, kendi medeniyetine burun kıvırmayı ilericilik sayanlar... Bunlar tenkit etmiyor; mensubiyetlerinden hicap duyduklarını ilan ediyorlar. Zira insan, ancak aidiyet kuramadığı değerlere karşı bu kadar müstehzî olabilir.
Kendi milletine tepeden bakmayı irfan, kendi kökünü inkâr etmeyi medeniyet, kendi tarihini küçümsemeyi aydınlanma sanan zihniyet, aslında sömürgeleşmiş bir aklın en bariz tezahürüdür. Zincir bazen demirden yapılır, bazen de hayranlıktan. En ağır esaret, zihnin kendi değerlerine yabancılaşmasıdır.
Mizah; zekânın zarafetidir. Müptezelliğin, seviyesizliğin ve mukaddesata yönelmiş kolaycı istihzanın adı ise mizah değildir. İnsanları düşündürmeyen, yalnızca tarafını memnun eden her söz; sanatın değil, propaganda kürsüsünün mahsulüdür.
Şunu da hatırdan çıkarmamak gerekir: Bir milleti yıkmak isteyenler önce onun kalelerini değil, hafızasını hedef alırlar. Evvela tarihini tartışmalı hâle getirirler. Sonra kahramanlarını küçültürler. Ardından mukaddesatını alay konusu yaparlar. Nihayet bütün bunlara itiraz edenleri de "çağdışı" ilan ederler. Bu usul yeni sanılır; hâlbuki insanlık kadar eskidir.
Son olarak ilke, muhatabına göre değişiyorsa artık ilke olmaktan çıkmıştır. Aynı fiili bir gün nefret söylemi, ertesi gün sanat diye takdim edenler; özgürlüğü savunmuyor, yalnızca kendi mahallesinin dokunulmazlığını savunuyorlardır. Çifte standardın en tehlikeli tarafı da budur: Adaleti değil, tarafgirliği ilke gibi pazarlamasıdır.
https://t.co/IIql7TpxI4
Son günlerde NATO Zirvesi dolayısıyla belediyemizin yürüttüğü çalışmalar hakkında çeşitli eleştiriler ve değerlendirmeler yapılıyor. Belediyemizin bu konudaki ayrıntılı açıklamasını bağlantıdan inceleyebilirsiniz.
Sevgili hemşehrilerim;
Bizim belediyecilik anlayışımıza göre yapılan eleştiriler; talep edilen hizmetlerin daha iyisini yapabilmemiz için yol göstericidir.
Bu nedenle yapılan her eleştiriyi dikkatle dinliyor, her birini başımın üstünde taşıyorum.
Hiçbir zaman kusursuz olduğumuzu söylemedik. Elbette eksiklerimiz var. Bunların bir kısmı belediyemizin iradesi dışında gelişen şartlardan kaynaklansa da bizim görevimiz mazeretsiz çözüm üretmektir.
Bu anlayışla, başta şahsım olmak üzere tüm üst yönetimimiz ve ilgili birimlerimiz gerekli değerlendirmeleri yaptı. Ekiplerimize hizmetlerin daha dikkatli, daha hızlı ve daha etkin yürütülmesi konusunda gerekli talimatları verdik.
Bu vesileyle şunu da belirtmek isterim; ilgili kamu kurumları ve belediyemiz, yıllardır özlemini çektiğimiz koordinasyon ve birlikte çalışma anlayışıyla bu süreçte çalışmıştır.
Katkı sunan tüm kurumlara da teşekkür ediyorum.
Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Elindeki kılıcı, ‘etrafındaki insanları’ terbiye etme aracına dönüştüren Mussolini; şahsiyetiyle değil ancak kılıcının keskinliği kadarınca ADAM sayıldı.
Ey insan teki sana sesleniyorum: Yalnızlığı din bellemenin, hele hele kendi gölgene tapmanın alemi yok! Hiç kimseden daha fazla yalnız değilsin; boşuna süsleme cümleleri. O taştan duvarları kırmayıp (kıramayıp) o gölgeyi, o yalnızlık putunu yıkmıyorsan kabul et artık ACİZSİN!
Hayatınız boyunca karşılaştığınız bütün olumsuzluklarda; beceriksizliklerinizi, yapamayışlarınızı, başaramayışlarınızı kendinize dahi itiraf edemeyip bütün kabahati başka başka insanlara atıyorsunuz ya! YAPMAYIN…
Bu ukala, bu saçma sapan, bu ucube halinizi "kalabalıklar içine yalnızlık" gibi lümpen ifadelerle açıklamaya girişmeniz de ancak ergen zihinlerde kurtarır sizi... BİLESİNİZ.