Milli takımın villaları istememesine rağmen İbrahim Hacıosmanoğlu'nun neden zorla o villaları yaptırıp vermek istediğini biliyor musunuz…Çünkü o bölge sit alanı. Milli takım üzerinden bütün izinleri çıkartıp, birinci derece korunması gereken o bölgeyi yaşam alanına çevirerek tam 4000 tane villa yapacaklar..Bunu hayata geçirebilmek için de basını ve medyayı çok güzel kullandılar, durumu futbolculara "Milli Maç Hediyesi" olarak servis ettiler..O yasaklı bölgenin eski sahibi Ali Ağaoğlu'ydu. Eskisi gibi gücü ve imkanı kalmadığı için, projeyi TFF'nin başına geçen İbrahim Hacıosmanoğlu'na devretti. O da elindeki bütün imkan ve gücü bu doğrultuda çok güzel kullanarak izinleri çıkardı. Üstelik kamuoyu algısı yaratılarak yaptırılan haberlerde, sanki sadece milli takımdaki oyuncu sayısı kadar villa yaptırılacağı söyleniyor ama maalesef gerçek bu değil..Toplamda 4 bin tane villa yapılacak. Ve birinci derece korunması gereken sit alanında yüzlerce yaşayan canlı var..Hem doğaya hem de hayvanlara yazık olacak..Umarım proje iptal edilir, futbolcular da adam gibi çıkıp "O villaları istemiyoruz" diye basın açıklaması yapar. Çünkü bizler hiçbir zaman yapılan bu kötülüğü unutmayacağız.
Sendika adı altında üyelerinin üzerindenden servet ve itibar devşiren asalak yapılar, artık son bulmalı…
İşin kötü tarafı, geçtiğimiz yüzyılda işçilerin haklarını piyasada işverene karşı koruyan sendikalar; günümüzde büyük ölçüde kamuda faaliyet gösteren ve devletten geçinen yapılar haline geldi.
Gereğinden fazla istihdam edildikleri ve doğru dürüst iş üretmedikleri halde, üyelerine devletten sürekli mali hak ve ayrıcalık koparan işçi sendikalarının rasyonel ve sahici bir temeli yok. Memur sendikaları ise, “balta ile odun kesicinin ‘hık deyicisi’ olmaktan başka işe yaramıyor.
Kaynakları büyük ölçüde devletten sağlanınca, bu defa bol gelirli ve servetli sendika ağalarının ortaya çıkması da kaçınılmaz oluyor.
İşte Irak gerçeği:
"Irak'ın ihraç ettiği tüm petrolün gelirleri doğrudan ABD'deki bir bankaya aktarılıyor ve Irak'a ne kadar para verileceğine, bu paranın ne zaman gönderileceğine tamamen Washington karar veriyor. Irak halkının oylarıyla seçilen parlamento bir başbakan adayı belirlediğinde, Amerikalılar buna karşı çıkıyor ve kendi çıkarlarına uygun bir isim üzerinde uzlaşılması için siyasi mekanizmaları zorluyor.
İsrail, Lübnan'ın güneyinde yasaklı fosfor bombaları kullanıyor, Hizbullah'ın tünellerini yok etme bahanesiyle köyleri yerle bir ediyor ve artık kimse bundan bahsetmiyor bile. İnanılır gibi değil!
C’est une déclaration tellement sidérante qu’elle dépasse l’entendement. Le rabbin ne se cache même pas. Il se vante. Il raconte, sans trembler, qu’Israël a kidnappé des centaines ou des milliers de bébés yéménites pour les vendre à des familles américaines, les utiliser comme cobayes médicaux, et même comme monnaie d’échange dans des négociations nucléaires avec les États-Unis. Et là, il le dit. Devant une caméra. Sans honte, sans remords, sans complexe.
On pourrait croire à un scénario de film d’horreur, mais non : c’est une confession en direct, un aveu de la laideur méthodique du sionisme. Des bébés arrachés à leurs mères, expédiés à des inconnus, utilisés pour des expériences, puis oubliés. Et la France ? Elle a servi de faire-valoir, de pion sur l’échiquier nucléaire israélo-américain. Un rôle bien connu pour ceux qui ont l’habitude de payer les pots cassés du sionisme.
Sidérant.
İsrail, Han Yunus'ta sivillerle dolu çadırlara bomba yağdırıyor —insanlar uykudayken gecenin tam ortasında!
Gazze'de sığınacak yer kalmadı!
Bu bombalar durdurulamayacak mı?
Bu nasıl barbar, canavar bir dünya öyle!
İnsanlık öldü!
Ölen insanlık!
In the early 2000, this clip was shown on Palestine TV. A few weeks later, Israel completely destroyed the Palestine TV building in the West Bank, but not before I obtained the footage from them.
I'm posting it to show you a glimpse of how these jewish supremacist parasites have been targeting and terrorizing our children for decades.
John McAfee İspanya'da cezaevinde intihar(!) etmeden verdiği röportaj.
- Evime baskın yapıp köpeğimi öldürdüler; çok öfkelendim.
- Hükümet içindeki birçok sekretere, casus yazılım yüklü laptop bağışladım.
- Bir hafta içinde tüm hükümet bilgisayarları kontrolüm altındaydı.
- O baskını kimin yaptırdığını arıyordum.
- Bulamadım, ama şunu öğrendim:
- Ulusal Savunma Bakanı, Orta Amerika’daki en büyük uyuşturucu,
- Göç Bakanı ise en büyük insan kaçakçısıydı.
🔴Eski CIA görevlisi John Kiriakou:
“İsrail, seni öldürmek istiyorsa ve bir apartman bloğundaysan, seni vurabileceklerini düşündüklerinde tüm apartmanı havaya uçurur ve seninle birlikte 2 bin kişiyi öldürürler; işte İsrail’in politikası bu.”
💢 Türkiye'de Adalet o kadar kusursuz çalışır ki, eğer kaza eseri bir soruşturmaya YANDAŞ takıldıysa hata hemen düzeltilir
💢 Sonra gönül rahatlığı ile "Türkiye bir Hukuk Devletidir" martavalına devam edebiliriz
A. Gürlek sabah 10 akaryakıt şirketine kayyum atandı diyor.
Akşamüstü sahibi Erdoğan'a yakın GTS şirketi bizim ismimiz sehven yazılmış diyor
SEHVEN hukuku...
Millet bu habere ERİŞİM ENGELİ, HESAP KAPAMA, YALANLAMA gelmeden okuyun❗️❗️❗️
Eşi benzeri görülmemiş SAHTECİLİK olayıında dünya rekoru kırmışız❗️
Mahkeme şokta❗️❗️❗️
Kazakistan Astana Büyükelçilik inşaatında şirket “Paramı vermediniz” diye dava açıyor,
Dışişleri Bakanlığı mahkemeye “ÖDEDİK” diye sahte belgeler sunuyor,
✅ Büyükelçi imzası SAHTE
✅ İdari Ataşe imzası SAHTE
✅ Bölge Koordinatörü imzası SAHTE
4 sahte ödeme tutanağıyla tam 15.074.542 DOLAR (yaklaşık 700 MİLYON TL) kasadan çıkmış gibi gösterilmiş❗️
Para şirkete gitmediğine göre 15 milyon dolar kimin cebinde?
Vallaha ben demiyorum, hiçççç bana saldırmayın trolcükler. TBMM’nin seçilmiş DEDEKTİF lakaplı, AKP’nin korkulu rüyası Zonguldak milletvekilimiz @yavuzyilmazd diyor. Haberi ortaya çıkaran @baristerkoglu çıkarmış. Aha da belgesi👇👇👇
OPERASYON GÜNÜ KAÇIŞ PLANI
Murat Ağırel: “Girne doğumlu Ferit Samuray’ın sahibi olduğu şirkete ortak ve yetkili olarak giren Asil Ersoydan’a toplamda ne kadar para gitmiş biliyor musun? 413 milyon dolar.
“413 milyon dolar para o şirketin kripto hesabına çıkmış Papara’dan. 413 milyon dolar yani bugünkü değeriyle 16 milyar lira. Ve bunu kimse görmemiş. Bak. Hazine görmemiş, Maliye görmemiş, İstihbarat görmemiş….
Orada daha ilginç bir şey var. POLNET’ten bakmışlar Asil Ersoydan 23 Temmuz 2025 tarihinde İstanbul Havalimanı’ndan çıkmış.
Yani hangi tarihte? Operasyonun yapıldığı gün. Aynı tarih, aynı gün. Operasyonu haber almış ve çıkmış gitmiş 413 milyon dolarla…”
Ankara'da NATO zirvesi dolayısıyla valiliğin yasak kararının ardından, geniş çaplı bir operasyon düzenlenmiş. Sabah saatlerinde çok sayıda adrese baskın yapılmış, gazeteciler ve avukatlar gözaltına alınmış, bazı evlerin kapıları kırılarak aramalar gerçekleştirilmiş.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı operasyonların "terör örgütlerinin ülke genelindeki eylem ve faaliyetlerinin deşifre edilmesi" amacıyla yürütüldüğünü açıkladı. Toplam 241 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, 209 kişinin gözaltına alındığı ve şüpheliler hakkında 24 saat avukatla görüşme kısıtlaması uygulandığı belirtiliyor.
Ülkemizde meseleyi "terörle mücadele" başlığına sıkıştırınca her şey mubah görünüyor: kapının kırılması da, sabaha karşı yapılan gözaltılar da, avukata erişimin engellenmesi de hukuka uygunmuş gibi sunuluyor.
Değil.
Hukuk devletinin en temel bazı zorunluluklarını tekraren hatırlatmış olalım: Gözaltı, ceza muhakemesinde istisnai nitelikte bir koruma tedbiridir; önleyici idari tedbir değildir. Hiç kimse, ileride suç işleyebileceği yönündeki varsayımlara dayanılarak özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Zirve öncesi getirilen toplu yasak ile bu ölçekteki bir gözaltı dalgasının üst üste gelmesi, somut suç şüphesinden değil, "muhtemel eylem" ve "muhtemel fail" varsayımından hareket edildiğini düşündürüyor.
Her ne kadar bizde sıradanlaşmış olsa da bu, ceza hukukunun fiile değil faile yönelen tehlikeli bir mantığıdır; hukuk devletinin reddettiği bir fişleme refleksidir.
Aynı sonuca daha hafif bir araçla ulaşılabiliyorsa, daha ağır müdahaleye başvurulması ölçülülük ilkesinin (özellikle gereklilik, yani en hafif aracın seçilmesi ölçütünün) açık ihlalidir. Kapıyı çalmak yeterliyken milletin sabaha karşı kapısını kıramazsınız.
Ülkemizde bu temel ilkelerden çok uzaklaşmış olduğumuzu, birçoğu için bu hatırlatmaların da anlamsız göründüğünü elbette biliyorum. Buna rağmen bıkmadan, usanmadan hukuku yok sayanlara görevlerini hatırlatmış olalım. Olur ya bazılarına belki tesir eder. En azından milletimize unutturmaya çalıştıkları hukukun unutulmamasına katkı sağlamış oluruz. Ayrıca yargı ve kolluğun hukuksuz uygulamaları o kadar sıradan hale gelip fiili norma dönüştü ki uygulamada bulunan birçok kişinin anayasal devletin temel gerekliliklerini unutmuş olmaları dahi kuvvetle muhtemel.
Bunların ötesinde kişinin avukatıyla görüşmesinin keyfi biçimde 24 saat süreyle engellenmesi, savunma hakkının fiilen askıya alınması anlamına gelir. CMK'nın tanıdığı bu kısıtlama imkânı, savunma hakkının özüne dokunacak biçimde uygulanamaz. Avukata erişim, adil yargılanma hakkının daha ilk anından itibaren güvence altındadır.
Savunma hakkı, devletin uygun gördüğü zamanlarda tanınan bir ayrıcalık değil; adil yargılanma hakkının ayrılmaz ve vazgeçilmez unsurudur.
Daha da önemlisi, ceza muhakemesinin temel mantığı, delillerin ortaya koyduğu makul suç şüphesi üzerine soruşturma yürütülmesini gerektirir. Hukuk devletinde soruşturma, mevcut delil ve olguların değerlendirilmesi sonucunda başlatılır; soruşturma işlemleriyle sonradan suç şüphesi oluşturulması veya şüpheyi haklı gösterecek deliller aranması bu mantıkla bağdaşmaz. Aksi yaklaşım, masumiyet karinesini yok sayar ve ceza muhakemesinin amacını tersine çevirerek hukuk güvenliği ilkesini anlamsız kılar.
Türk asıllı ABD'li gazeteci Cenk Uygur:
-İran savaşından önce Hizbullah İsrail'e hiç füze atmadı. İsrail ise Lübnan'a 1000'den fazla füze attı.
-Hizbullah, "1000 füzeyle vurulduk, biz de savaşa katılacağız" dedi.
-Ama Reuters, "İğrenç Müslümanlar zavallı İsrail'e saldırdı" şeklinde yansıttı.
İlginç işler: Kayyum listesine girdi, çıktı!
Adalet Bakanı Akın Gürlek sabah akaryakıt sektöründeki 10 şirkete kayyum atandığını duyurdu.
Medyaya verilen (iktidar yanlıları dahil) bilgide şirketler listesinde Global Tetminal Hizmetleri de vardı.
Bu şirket Cumhurbaşkanı Erdopan'a çok yakın olan, hemşehrisi Öztürk aikesine ait Nakkaş Holding'e bağlı. Başkanı Ramazan Öztürk. Bir dönem BMC'nin ortağı olan Taha Öztürk'ün oğlu.
Nakkaş, FETÖ'den el koyulan HES Kablo gibi önemli bir şirketi 2025'te TMSF'den satın almıştı. Daha pek çok satın alma var.
Ancak şirket az önce bir açıklama yapıp isimlerinin 'sehven' yer aldığını duyurdu.
RUSYA DEVLET BAŞKANI PUTİN’İN ALMAN HÜKÜMETİNE VE ALMAN HALKINA MESAJI
“Sizlere saldırmak istemiyoruz! Neden saldıralım ki? O günler çoktan geride kaldı! Aklı başında ve net düşünebilen herkes bunu anlar.
Birincisi:
Zaten 2,5 trilyon avroluk devlet borcunuz var ve hiçbir ciddi iktisatçı, bunu nasıl geri ödeyeceğinizi bilmiyor. Şimdi de bize karşı silahlanmak için 1 trilyon avro daha borç almak istiyorsunuz. Rus halkının bu borçları ödemesini mi istiyorsunuz? Asla!
İkincisi: Ülkeniz, size yılda 50 milyar avroya mal olan milyonlarca göçmenle dolu. Bunun hesabını Rus halkı mı sormalı?
Üçüncüsü: Nüfusunuzun önemli bir kısmı o kadar çılgın ki, bisiklete binerek ve böcek yiyerek iklimi etkileyebileceğine inanıyor. Belki bu muazzam beyin hasarı giderilebilir, ama bu da bize “çok” pahalıya mal olur.
Dördüncüsü: – Eğitim sisteminiz bir zamanlar örnek niteliğindeydi. Artık pek çok sınıfta neredeyse hiç ders yapılmıyor, çünkü neredeyse kimse Almanca konuşmuyor.
Beşincisi: – Altyapınız çürüyor ve onarımlarda ilerleme kaydedemiyorsunuz.
Altıncısı: – Demiryollarınız bir zamanlar dünyanın gurur kaynağıydı. Artık trenleriniz Hindistan’daki gibi çalışıyor.
Yedincisi: – Ünlü mühendislerinize ihtiyacımız yok. Yaptırımlar sırasında onlarsız da idare edebileceğimizi öğrendik. Ama yine de onlara ihtiyacımız olursa, Çin’e başvururuz. Oradakiler sadece daha ucuz değil, aynı zamanda daha da iyidir.
Sekizinci olarak: – Ne hammaddeniz ne de enerji kaynaklarınız var. Öyleyse neden ülkenizi işgal edelim ki? Aslında hiç yaşamayacağımız sorunları çözmek için mi? Gerçekçi bir bakış açısıyla: Bizi çağırsanız, teslim olsanız ve beyaz bayraklar sallasanız bile, yine de gelmeyiz!
İngiltere’de,milletvekillerinin dokunulmazlığı sadece parlamento kürsüsünde söyledikleri ile sınırlıdır. Bu 1689’dan beri böyle
Milletvekili,parlamento dışında bir suç işlemişse,savcılık parlamentoya fezleke falan göndermez,polisin direkt tutuklama yetkisi var ve polis sadece Parlamento başkanını bilgilendirir
İngiltere’de dört gün önce,Liberal Demokrat Parti milletvekili Cameron Thomas,polis tarafından gözaltına alındı ve hâlâ sorgulanıyor
Söz konusu milletvekili suçlu bulunursa,hakkında Parlamentodan fezleke/oylama yapılmadan direkt tutuklanır
Polis,Parlamento Başkanı ve Liberal Demokrat Parti’yi bilgilendirdi ve partisi milletvekilini partiden uzaklaştırdı
Ama şunu unutmamak gerekir ki,İngiltere bir hukuk devletidir. Hiçkimsenin mahkemelerin siyasi karar verebileceği aklına bile gelmez
Hukuk devleti değilseniz ve bağımsız yargınız olmadıktan sonra,milletvekillerinizi istediğiniz kadar zırhlarla korumaya alınız hiç bir faydası olmaz