Kurtuluş Savaşı sadece bir tarih dersi konusu değildir, bir milletin bağımsızlık iradesinin adıdır.
Bu topraklar işgal altındayken verilen mücadele, yalnızca cephede kazanılan zaferlerden ibaret değildi, esareti reddeden bir milletin yeniden ayağa kalkış hikayesiydi.
Kelimeler hafızadır. Kurtuluş Savaşı demek, bağımsızlığın hangi bedeller ödenerek kazanıldığını unutmamaktır.
Milli Mücadele, 1919-1922 arasındaki tüm süreci kapsayan daha geniş bir tarihsel kavramdır. Diplomatik girişimler, kongreler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, siyasi örgütlenme ve askeri mücadeleyi birlikte ifade eder.
Kurtuluş Savaşı ise özellikle işgal güçlerine karşı verilen silahlı bağımsızlık savaşını ve bu mücadelenin sonucunda ülkenin işgalden kurtuluşunu vurgular.
Geçmişini doğru hatırlayan milletler, geleceğini daha güçlü inşa eder.
#TarihiniBilmekVatanınıSevmek
3 harfli marketlerde yerel marka yarım litre pet şişe suyun fiyatı 4 ay önce 3.75 liraydı. Önce 5.25 oldu şimdi de depozito kampanyası ayağına 7.25 lira olmuş. 4 ayda yüzde 90’ın üzerinde zam nasıl yapılabilir? Sizin yapacağınız geri dönüşümün de, ekonomi denetlemesinin de…
İZMIR BOZYAKA’DA BIR VATANDAŞIMIZ BIM, ŞOK VE 101 MAĞAZALARINDA AYNI GÜN SU FIYATLARINI 5.25’TEN 7.25’E ÇIKTIĞINI, ÜÇÜNÜN DE BIRLIKTE HAREKET ETTIĞINI ALDIĞI FIŞLERLE ISPAT ETTI…
VATANDAŞ FERYAT EDIYOR… ENFLASYONUN NEDENI BU DIYOR… VATANDAŞ %100 HAKLI…
ÖZEL DÜZENLEMELER YAPILMAZSA, BU ANLAŞMALI SOYGUNLARIN SONU GELMEZ .
HÜKÜMET MEMURA, EMEKLIYE ZAM YAPACAK ÜÇ HARFLILER SUYA %38 ZAM YAPIP DAHA ZAM YAPILMADAN GELECEK PARAYI CEPLERINE INDIRIYORLAR… BÖYLE VICDANSIZLIK OLMAZ…
TÜRKIYE’YE SOYANLARA KARŞI ÇOK AĞIR CEZAI TEDBIRLER ALINMASI ŞART…
DUYARLI VATANDAŞIMIZA TEŞEKKÜR EDIYORUM…
Bakın, bu videoda gördüğünüz cennet yer, "Milli Takım oyuncularına villa hediye ediyoruz" bahanesiyle katledilmek istenen bölgedir. Burası, yıllardır birinci derece sit alanı olarak korunan, nesli tükenmekte olan binlerce canlıya ev sahipliği yapan ve antik kent dokusuna sahip muhteşem bir doğa harikasıdır. Bizim uyanık Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, futbolcular üzerinden bu cennet yerin reklamını yaptırarak, bugüne kadar korunması için alınmış tüm mahkeme kararlarını hiçe sayıyor. Sit alanı olan bu bölge için yeniden mahkemeye başvurup onay çıkartarak, imara açılan bu yere tam 4 bin adet villa inşa edecek…Hiçbir futbolcumuz bu evleri istemezken "Zorla bu çocuklara evlerini vereceğim" diyerek haber ve basında algı oluşturup, arka tarafında 9.7 milyon metrekarelik devasa doğayı katledecekler.
Bir x kullanıcısı, TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’nun futbolculara hediye edeceği villaların arkasındaki gerçeği paylaştı:
“TFF başkanı, ‘en yüksek koruma statüsündeki SİT alanı’ ilan edilen Bargilya Sulak Alanı’na 4000 villa dikmek için resmen Milli Takımı kullanıyor.”
📍YILIN HADSİZLİĞİ!
Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun olan bir kardeşimiz diplomasını alacağı esnada, paraşütle inen akademisyen Yasin Ramazan Başaran ile fotoğraf çektirmek istemedi.
Akademisyen diplomayı vermemek için diretti, diplomayı çekiştirdi, öğrenci hak ettiği diplomasını zar zor aldı!
Rezalet görüntüler! Yasin Ramazan Başaran bir gün bile beklenilmeden görevden alınmalıdır! @YuksekogretimK
Milli takımın villaları istememesine rağmen İbrahim Hacıosmanoğlu'nun neden zorla o villaları yaptırıp vermek istediğini biliyor musunuz…Çünkü o bölge sit alanı. Milli takım üzerinden bütün izinleri çıkartıp, birinci derece korunması gereken o bölgeyi yaşam alanına çevirerek tam 4000 tane villa yapacaklar..Bunu hayata geçirebilmek için de basını ve medyayı çok güzel kullandılar, durumu futbolculara "Milli Maç Hediyesi" olarak servis ettiler..O yasaklı bölgenin eski sahibi Ali Ağaoğlu'ydu. Eskisi gibi gücü ve imkanı kalmadığı için, projeyi TFF'nin başına geçen İbrahim Hacıosmanoğlu'na devretti. O da elindeki bütün imkan ve gücü bu doğrultuda çok güzel kullanarak izinleri çıkardı. Üstelik kamuoyu algısı yaratılarak yaptırılan haberlerde, sanki sadece milli takımdaki oyuncu sayısı kadar villa yaptırılacağı söyleniyor ama maalesef gerçek bu değil..Toplamda 4 bin tane villa yapılacak. Ve birinci derece korunması gereken sit alanında yüzlerce yaşayan canlı var..Hem doğaya hem de hayvanlara yazık olacak..Umarım proje iptal edilir, futbolcular da adam gibi çıkıp "O villaları istemiyoruz" diye basın açıklaması yapar. Çünkü bizler hiçbir zaman yapılan bu kötülüğü unutmayacağız.
Maksadım hayvanlara sataşmak ya da kedileri hedef göstermek değil. Burası Konya Meram'da bir Aile Sağlığı Merkezi. Bebeklerin muayene edildiği, hatta kıyafetleri çıkarılarak tartıldığı tartının üzerinde bir kedi uyuyor.
Samimi olarak sormak istiyorum: Sizce bu durum hijyen ve sağlık açısından doğru mu? Özellikle yeni doğan ve küçük bebeklerin bulunduğu bir ortamda böyle bir manzara normal karşılanmalı mı?
Eleştirilere dair.
Eleştiri haktır.
Ve bir o kadar demokratiktir.
Bazen yapamıyorum başaramıyorum kendi ekonomimi yönetemiyorum.
10 yılda bir kriz yaşadığım doğrudur ama bu kez altından çok çok rahat kalkacağım krizler doğurdum :)
Her şey dahli olmadığım halde 1052 kripto mağdurunun ücretini ödemekle başladı.
Ben kripto reklamı yapmadığım halde bunu öyle algılayan arkadaşlar yüzlerce tweet attılar.
Bende yüzde 1 hata bile olsa sorumluluk alarak herkesin zararını karşıladım.
Evet bu dünyada görülmüş bir şey değildi.
Ama yaptım.
Ve bu blockchain ağını satın aldım.
Adına da HLKCHAIN ismini koydum.
Tüm kripto alemi bunu bilir.
Hatta geçmiş twitlerim hala duruyor.
Madem kucağıma bir block chain ağı bırakıldı neden başarmayayım? dedim.
Ve bir hayalim oluştu.
Dünyadaki bütün dernekleri HLKCHAIN altında birleştirmek ve daha etkili daha hızlı yardım yapılmasını sağlamak.
1.5 yıllık uzun maratonlarla çok güzel bir yere getirdik.
Şu anda MEXC borsasında ama
yakında dünyanın önemli borsalarında görebileceksiniz.
Geçen ay mide kanaması geçirdim.
Bazı konserlerimi iptal etmek zorunda kaldım.Daha önce de deprem bölgesinde aylarca kaldım, konserlere çıkmadım (HTS kayıtlarımı bakanlık yayınlayabilir mahzuru yok)
Her zaman her an başarılı olacağız diye bir durum yok .
Ama hayalleri gerçekleştirmek benim işim. İnanıyorum.
Dünyanın en yardımsever blockchain ağını oluşturdum ama ekonomik olarak zorluk çektim.
Birçok yere ödememi geciktirdim.
Ödeme planları yapıyorum hala.
Kısaca biraz zora girdim :)
Ama elimdeki imkanlarla bunun yüzlerce katını karşılayacak sistemim var çok şükür.
Kısaca bu Blockchain ağı karşılığını bulacak ve dünyanın en şeffaf en güvenilir yardım ağı olarak yerini alacak.
Hatta BM direktörü Najva Mekki ile toplantı yaptım.
HLK chain’i bütün dünyanın yardım ağı olarak kullanmak için toplantılarımız devam etmekte.
Geçtiğimiz mayıs ayında Bakü’deki BM toplantısında projemi canlı yayında tüm dünyaya anlattım.
Bu bir yardım blockchain ağı olacak.
Yakında stabil coin de dahil olmak üzere ilgili çalışmalar duyurulacak.
İşte bu süreç dünyanın en etkili yardım ağına kişisel olarak çok yatırım yapmama sebep oldu.
İşte ;
Kişisel olarak borçlandığım konuları AHBAP Derneği ile ilişkilendirip “hemen kapatılsın” diyen arkadaşlara sesleniyorum.
Benim kişisel ticaretlerim ayrı Ahbap derneği ayrıdır.
İçişleri Bakanlığımız tarafından her yıl düzenli denetime tabi tutuluyoruz.
Ve bu denetimleri yayınlıyoruz.
9 ay önce denetim yapılmıştı.
Yakın zamanda tekrar denetleneceğiz inşallah.
Ardından her zaman olduğu gibi raporumuzu ahbap org sitesinden takip edebilirsiniz.
AMA DEPREM DÖNEMİNDEN BU GÜNE KADARKİ TÜM HESAPLAR İÇİN ULUSLARARASI SAYGIN DENETİM FİRMALARINDAN GRANT THORNTON İLE SÖZLEŞMİŞTİK.
TEMMUZ AYINDA DENETLEMEYE GELİYORLAR.
BU SAYFADAN VE CANLI YAYINLARDAN TEK TEK KURUŞU KURUŞUNA AÇIKLAYACAĞIZ .
(Bu twit burada dursun)
Çok çok detay ve fatura görmek isteyen arkadaşlar var.
KVKK kanunlarına göre yayınlayamıyoruz ama dileyen arkadaşlar İç işleri bakanlığımızdan isteyebilirler.
Sosyal medyada uzun zamandır yokum ve sorularınıza yanıt veremediğim için bağışlayın.
İmza
Hatasıyla sevabıyla Haluk abiniz
🙏🙏
Bir hekimin adını açıkça yazıp, poliklinik kapısı fotoğrafıyla hedef göstermek; eleştiri değil, düpedüz linç organizasyonudur.
O hekim o sırada nerede biliyor musun?
Vizitte mi?
Acil konsültasyonda mı?
Anjiyoda mı?
Yoğun bakımda mı?
Serviste kritik hasta ile mi ilgileniyor?
Hastane içinde başka bir görevde mi?
İnsani bir mazereti mi var?
Bilmiyorsun.
Ama bilmemen seni durdurmamış.
En zor anında hekimsiz kalmanı dilerim
Kenan
Bir kardiyoloji uzmanını bu şekilde hedef gosteriyorsan, odasında olmamasını keyfiyete hangi hadle bağladığını da yazacaksın.
Vizitte olmadığına, anjiyo vb işlemde olmadığına nereden emin olduğunu da yazacaksın.
Diyelim bunlara eminsin, gecikmesinin insani bir durum kaynaklı, mazeretli vb olmayıp da keyfi olduğuna nasıl emin olduğunu da yazacaksın Kenan
Bir insanı, devletin görevli bir memurunu açık isimle hangi hadle hedef gösteriyorsun Kenan??
Bizde size yedirecek meslektaş yok, haberin olsun başka kapıya Kenan
KAAN ARTIK YOK!
Vasiyeti üzerine mektubunu herkese
iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış,
sadece annesine vermiş.
(Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.)
“Bu mektup adresine ulaşmalı”
dedim kendi kendime..
Buyurun siz de okuyun.
Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum..
"Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı.
Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti
ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler.
3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı.
Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar.
Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor.
Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim. Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen,
- Bizim hastanemizde yok mu, dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden, kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım.
Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel
5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum. En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum:
“Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı. Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler.
Saygı ve sevgilerimle..
(Kaan Özelçam)
5 yıldır ülkemizde yasaklı olan bir pestisit nasıl oluyor da ihraç edilen taze biberlerimizde çıkıyor? Bunları kimin yetiştirdiği ve ihraç ettiğini bakanlık biliyor olmalı.
Peki bunlara bir cezai işlem uygulanıyor mu?
Bunların iç pazara sattığı ürünler denetleniyor mu?
@TCTarim
‼️Hırt Sorunu nedir? Biraz uzun olacak ama tam 8.5 dakikalık şu videoda anlayabilirsiniz.
Birkaç gün önce ortaya çıkan bu görüntülerde, #Mersin'in #Silifke ilçesinde birtakım hırtlar kendi aralarında kavga ediyorlar.
Oraya insanlar aileleri ile gelmişler kadınlar, çocuklar var ama medeniyetten nasip almamış hırtların yaptığı hareketlere, ettiği küfürlere bakın.
Bu Hırtlar "Hanutçu"ymuş, Hanutçuluk yapıyorlarmış.
Yani turistleri komisyon karşılığı anlaşmalı oldukları yerlere götürüyorlar, müşteri başına para alıyorlar.
Bu hanutçular da kendi aralarında kavga etmiş.
Hanutçuluk... Kayıtdışı ekonomi, kayıtdışı para, devlet hem vergi kaybına uğruyor, hem bu görüntüler nedeni ile turizm yara alıyor.
Şimdi burada kavga eden 3 hırt tutuklanmış.
Kafi mi? Yeter mi?
Asla...
#Hırt sorununun kesin çözümü için hırtların tamamı gözünün yaşına bakılmaksızın sahillerden tehcir edilmelidir.
#Antalya #Alanya #Marmaris #Muğla #turizm #Hırtlar #Hırtsorununuçözün #Hırttehciri
Yıl 2024 :
Petrol varil fiyatı : 80 dolar
Akaryakıt fiyatları : 38 - 44 TL
Yıl 2026 :
Petrol varil fiyatı : 79 dolar
Akaryakıt fiyatları : 65 - 67 TL
Herşey, bu soyguna devam edebilmek için!
Dün 45 saat uykusuz kalmama rağmen bunu defalarca dile getirmiş olmama rağmen hatta burada da bildirmiş olmama rağmen hiçbir şekilde ne yönetimden herhangi bir anlayış görebildim ne hastalarımdan.
Hasta bakarken bayılsam umrunda olmayacak Hastalar için, İnsanlar için, Yöneticiler için kendimi fazladan 1 gram yormamam gerektiğini anladım.
Dindar biri değilim ama eğer bir vatandaşa artık laf anlamak istemediği için son söz olarak "Sana hakkımı helal etmiyorum" demek zorunda kalıyorsam;
Çalışma arkadaşıma "Allah rızası için son 48 saate benim gözlerimle bak" demek zorunda kalıyorsam ne kadar zor durumda olduğumu anlatabilmek için;
Burada defalarca bakın ben tüm gece uyumadım aşıları takip etmek zorunda olduğum için, bu hâlde hasta bakmam doğru değil dememe rağmen "sağlıklı çözüm" hasta şikayeti değil de Doktor sorunu olduğu için umursamadığı için;
Hayatımda 1. öncelik kendimde olacak şekilde radikal değişikliğe gitmeye karar verdim. Hiç kimse benim ne hâlde olduğumu umursamıyor, hala ben direnmeye çalışıyorum. Artık direnecek gücüm kalmadı. Kaldıysa da kendime saklamak istiyorum. Dinle ilgili en ufak bir kelime sarf etmek istemesem de artık aynı gün içinde çaresizce Allah'ın adını anarak insanları ikaz etmek zorunda kalmama rağmen ısrarla anlamamakta direttiklerine göre ben kendimi doğru şekilde açıklama konusunda YETERSİZ kalıyorum demek ki.
Vicdani olarak, manevi olarak elimden gelen her şeyi yaptığıma tüm kalbimle ve benliğimle eminim. İçim %100 bu konuda rahat. Artık ekstra efor sarf etmek istemiyorum. İnsanlara yardımcı olmak benim tercihim olduğu gibi, yardımcı olmamak da benim tercihim. Hasta gelip benim kapımı yumrukluyorsa, baygınlık geçirirken hala alay eder gibi taleplerde bulunuluyorsa ben ölmüşüm zaten toprak atanım yok.
Tolerans eşiğim aşırı yüksek ama o limiti de saçma sapan şeylerle biriktire biriktire aştılar. Bundan sonra olacak her şey kendi yaptıklarının sonuçları olacak. Bir insanı 45 saat uykusuz kalmasına rağmen durumunu görmezden gelmek nasıl oluyormuş görelim bundan sonra. Kapımı içeride hasta varken bir daha yumruklasınlar bakıyım nasıl tepki veriyorum.
Karşımda art niyetle konuşan herkese bundan sonra en geç 6 ay 12 gün sonra geri dönüşü olacak. Hasta olsun, yönetici olsun fark etmez. Ben insanlara saygı duyuyorsam, herkes de bana ve hayatıma saygı duyacak. Konuşmalarına dikkat edecek. Etmeyen de ben ne kadar zarar görüyorsam kat kat fazlası zarar görecek. Beyaz kodsa beyaz kod, davaysa dava, şikayetse şikayet, mahkemeyse mahkeme.
Saçma sapan insanlarla uğraşmaktan, gerçek yardıma ihtiyacı olan insanlara hak ettiği değeri gösteremiyorum. Kuldan utanmaları yok, Allah'tan da mı korkmuyorsunuz? Doktor olmamı falan geçtim, kim kimin kapısını yumruklayabilir. Mevcut yönetim Doktorları ne kadar ezip hastaları pohpohladı da bunlar kendinde bu hakkı görebiliyor, kapı yumruklayıp içeride gevşek gevşek konuşabiliyor?
Hâlden anlıyoruz, güleryüz gösteriyoruz diye gelip kapımın önünde olay çıkarmak nasıl bir hadsizlik! Sağlıklı çözüm gel oku burayı, tepemize çıkardığınız hastalarla aranızdaki kişiler çekilirse neyle uğraşmak zorunda kalacağınızı az buçuk tahmin edersiniz okursanız
Mecbur kalmadıkça dışarıda yemek yemiyorum, kahve çay içmiyorum. Para yokluğundan ya da cimrilikten değil. Bir ürünün gerçek maliyetinin 10 katını ödeyince kendimi enayi gibi hissediyorum.
Bir kahveye, bir tabağa verdiğim parayla; mekan sahibinin premium araçlara binmesini, lüks evlerde oturmasını fonladığımı düşünüyorum.
Herkesin tercihi farklı. Ben tüketerek başkalarını zengin etmektense, birikim yapıp kendi sermayemi büyütmeyi tercih ediyorum. Ytd, kişisel düşüncemdir.