Eskiler yaman adamlarmış. Kitabın adı bile etkileyici. Kitabın sayfalarında gezinirken, modern zamanların sığlığından sıyrılıp geçmişin o derin ve muazzam zihniyet dünyasıyla yüzleşiyorsunuz.
Tasavvuf, günümüzde bir rahatlama pratiği veya kitleleri sevk ve idare etme aracı olarak kullanılma ihtimali vardır. Oysa tasavvuf; dünyevî güçlerin değil, nefs terbiyesinin ve ilâhî aşkın yoludur. Onu politikaya ve modern ritüellere âlet etmek, özündeki o saf ruhu yok eder.
Selim İleri’nin bir eseri hariç, imzalı hiçbir kitaba denk gelemedim. Sahafın bu kitabı bana vermeyeceğini düşünmüştüm ama belki de önceki alışverişlerimizin hâtırına bir jest yaptı. Kurulan o eski dostluklar olmasa, bu nadide emanetler doğru okurlarını nasıl bulabilirdi ki?
Bir kaç şehir gezisinden sonra Türkiye'de artık muhafazakar, dindar orta-üst sınıfın daha fazla sekülerleştiğini söyleyebilirim.
Bu konuda sosyolojik çalışmalara daha fazla ihtiyaç var. Dindarlar neden daha hızlı sekülerleşiyor? İyi bir araştırma sorusu olabilir.
Müslümanlar zamâne yatlı oldu,
Helâl yenmez, haram kıymetli oldu.
Okuyan Kur’ân’a kulak tutulmaz,
Şeytanlar semirdi, kuvvetli oldu.
Harâm ile hamir tuttu cihânı,
Fesâd işler eden hürmetli oldu.
...
Yûnus EMRE
Tasavvuf; günümüzde âdetâ yoga ve meditasyon gibi algılanmaya başladı. Oysa tasavvuf, sadece bir rahatlama pratiği değil; derin bir nefs terbiyesi ve hayat felsefesidir. Onu modern ritüellere indirgemek, özündeki derinliği gölgeliyor.
Dün seyrettiğim filmlerden biri de roman uyarlaması olan Kremlin’in Büyücüsü’ydü. Putin’in iktidara geliş sürecini ve modern Rusya’nın perde arkasını anlatıyor. Güç dengelerinin ve siyasî manipülasyonların ‘karanlık tabiatını’ çarpıcı bir dille gözler önüne seren bir film...
Yağmur yağdı yağacak; öyle bir hava var ki balkonda hiçbir şey bırakılamıyor. Şimdi çayıma sadece gök gürültüsü eşlik ediyor. Sanırım içeri kaçma vakti geldi.
"Âkif vefâsız ve fazîletsiz kimselerden hoşlanmaz, yalnız inanmışları severdi. “Gün geçtikçe iki yüzlüleri sever oldum. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar gördüm” diyecek kadar içinde bulunduğu cemiyetin hüsranları karşısında büyük acı duyan bir rûhu vardı."
Nihad S. Banarlı
İstanbul'un tarihî ve kültürel mirası, giderek lokanta ve kafelerin gölgesinde kalacak belli ki. Asırlık çınarların ve kadim surların dili olsa da, şehrin kalabalığı ve gürültüsü arasında kaybolup giden o eski ruhu bize yeniden anlatsa.