Eğitimin her çocuk için temel bir hak olduğu ve özellikle mülteci çocukların geleceklerini doğrudan şekillendirdiği gerçeğinden hareketle ele aldığımız Türkiye’deki Suriyeli çocukların eğitimi meselesine dair çalışmamız yayımlandı. Çocuklara ufak da olsa katkısı olması dileğiyle.
Türkiye’de eğitim alanında hakkında en çok efsane üretilen şey, FULBRIGHT ANTLAŞMASI.
▶️ Fulbright eğitim komisyonu, Türkiye'de müfredatı belirliyor mu?
▶️ Antlaşmanın mahiyeti nedir?
▶️ Türkiye eğitim sistemindeki etkileri neler? 👇https://t.co/NpaKiKnTIx
Suriyelilerin geri dönüşü konusunda Suriyeli lise öğrencileri ve ebeveynleri ile yapılan derinlemesine görüşmelere dayalı oldukça önemli bir çalışma.
Geri dönüş savaş oncesi hayata kavuşma olarak değil, eğitim imkanlari ve gelecek fırsatları üzerinden anlamlandırılıyor. 👇
Eğitim ise, geri dönüşün kalıcılığını belirleyen yapısal bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle, geri dönüş politikalarının yalnızca sınırlar ve güvenlik boyutuyla değil, eğitim perspektifiyle de ele alınması kritik önem taşıyor.
Prof. Dr. Zafer Çelik hocam ile birlikte, Suriyelilerin geri dönüş sürecine dair kaleme aldığımız makalemiz @InsightTurkey’de yayımlandı.
https://t.co/5a5FCoBjWN
Öğrenci ve veli mülakatlarına dayanan çalışmamızda, “ev”e dönüşün sadece fiziksel değil, geleceğe dair imkân ve belirsizliklerle şekillenen çok katmanlı bir süreç olduğunu ele alıyoruz.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (TİBU), ülkemizin ilim, fikir ve medeniyet ufkunu dünya ile buluşturma hedefiyle çalışmalarına başlamıştır.
İstanbul’umuzun medeniyet hafızasının en güçlü mekânlarından biri olan Sultanahmet Meydanı’nda, böylesine hayırlı bir ilim müessesesini kurma şerefini bizlere nasip eden Cenâb-ı Hakk’a hamdolsun.
Tarihi yerleşkemizi fiziksel ve teknik açıdan eğitim-öğretime hazırlarken, aynı zamanda üniversitemizin akademik mimarisini özgün bir düşünce zemini üzerinde inşa etmekteyiz.
TİBU'nun uluslararası karakteri, öğretim üyesi ve öğrenci çeşitliliğine, üniversitenin farklı ülkelerdeki eğitim ve araştırma havzalarıyla kuracağı çok yönlü ilişkilere ve çok dilli eğitim ve araştırma anlayışına doğrudan yansıyacaktır. Bu çerçevede eğitim dillerimiz Türkçe, Arapça ve İngilizce olacaktır. Çok dillilik, yalnızca iletişimsel bir tercih değil; bilginin farklı medeniyet dillerinde üretilmesini, derinleştirilmesini ve evrensel bir ufka taşınmasını mümkün kılan kurucu bir ilke olarak ele alınacaktadır.
Üniversitemizin temel gayelerinden biri de yeterince ele alınmamış, ihmal edilmiş ya da yeni bir yaklaşım gerektiren alanlara yönelmektir. Bu doğrultuda TİBU, lisansüstü eğitimi önceleyen bir araştırma üniversitesi olarak konumlanmaktadır.
Üniversitemizin adında yer alan “İslam”, yalnızca ilahiyatı değil; bilginin mahiyetine, insanın anlam dünyasına ve toplumsal varoluşa yön veren medeniyet ve düşünce zeminini ifade etmektedir.
“Bilim”, temel bilimlerin; insan ve toplum bilimleriyle ve İslam düşüncesiyle hangi epistemolojik varsayımlar üzerinden ilişki kurduğunu sorgulayan bir akademik misyona işaret etmektedir.
“Teknoloji” ise salt teknik üretim ve uygulamaya odaklanan bir mühendislik anlayışını değil, yeni teknolojilerin insan, toplum, çevre ve ahlakla kurduğu ilişkinin fikrî, ahlakî ve felsefî boyutlarını disiplinlerarası bir araştırma alanı hâline getirme yönelimini ifade etmektedir.
İlim ve fikir camiamızın, üniversitemizin kuruluş sürecine vereceği her türlü katkı bizim için çok kıymetlidir. Ayrıca bu hayırlı teşebbüse umutla bakan, güzel temennilerini ifade eden tüm dostlarımızın dua ve desteklerini istirham ediyoruz.
Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin kuruluşunun; ülkemize, İslam dünyasına ve bütün insanlığa hayırlar getirmesi duasıyla…
Onlar insanlık iradesinin çok zelil bir ölümle karşı karşıya kaldığı bir zamanda, soykırım
mühendislerinin karşısına vicdanlarıyla çıktılar; onlar kazandı, soykırım mühendisleri kaybetti.
Onlar bütün insanlığın vicdan yükünü omuzlayarak denizlere açıldılar; onlar kazandı, vicdanını
kaybedenler kaybetti.
Onlar küresel vicdanın devlet vurdumduymazlığına isyan ettiler; onlar kazandı, koca koca
devletler kaybetti.
Buradan Sumud ehlinin her birini gönülden kutluyorum.
Şimdi küresel Siyonizm’e karşı küresel Sumud’u bütün dünyaya yayma zamanıdır.
Şimdi bütün insanlığı Gazze utancından kurtarma zamanıdır.
Artık yok olan sadece Gazze’deki insanlar değildir. Bütün insanlık, bütün vicdan, bütün şerefli
hayatlar yok olmaktadır.
Süre tükenmektedir, hayat tükenmektedir, umut tükenmektedir.
Ey müminler, ey bütün insanlık, vallahi bütün bunlardan sorulacağız ve sorgulanacağız. Ve bu
acziyet, bu meskenet, bu zilletle bunların hesabını korkarım ki veremeyeceğiz.
Mısır’daki bin yıllık ilim müessesesi Ezher, sonunda insanlığın vicdanına Gazze için seslendi.
Ancak bu sesleniş kısa sürdü; zira açıklama yayınlandıktan bir saat sonra kaldırıldı.
Yapılan bu açıklamayı paylaşmayı bir vazife bildim.
Bu vesileyle Ezher Şeyhi Prof. Dr. Ahmed et-Tayyib’i gönülden tebrik ediyorum.
Gazze’de insani yardımın nasıl dağıtıldığının detaylarını okuyorum.
İnsanlığımdan utandım.
İnsanlara yardımın dağıtılma zamanı birkaç dakika önce haber veriliyor, yardımları almak için sıraya girenlerin sadece 10 dakikası oluyor ve düzenli olarak yardım almaya gelenlere ateş açılıyor.
Hem aç bırakıp hem bir gıdım yardım vermek için istifleyip hem bir de Squid Game gibi gaddarca yardım için yarıştırıp hem de insanları tarıyorlar.
Gerçekten yıkılsın gitsin bu dünya, ne berbat bir zamana denk geldik, iliklerime kadar utanıyorum insan olmaktan.
Ben Gazze'de yaşananların soykırım eşiğini de aştığını düşünüyorum.
Sadece "Filistinlileri yok etmek" değil bence amaç, bunun için özel hukuki bir kelimemiz yok belki ama korkunç bir sadizm var.
Aç bıraktığınız insanları yemek sırasına sokup taramak.
Uzaktan kumandalı drone ile bisiklet süren çocukları katletmek.
Bomba boşa gitmesin diye insanların üzerine atmak.
İsrail'in Filistinlileri ortadan kaldırmak isteğinin ötesinde bu katliamı en onursuz, en haysiyetsiz ve karşı tarafı en insansızlaştırarak yapma eğilimi var.
İnsanları bir alana tıkadılar ve keyif almak için öldürme aşamasına geçtiler.
Bunun daha sakin bir açıklaması yok.
Bunlar olurken oturduğumuz yerde izliyoruz.
Bizi de dolaylı yoldan öldürüyorlar, böyle bir şey yaşanırken hiçbir şey yapamamak bizim insanlık sıfatımızı elimizden alıyor.
Ne için varız ki? Ne için yaşıyoruz ki?
Böyle bir şeyi durduramıyorsak, tek bir şey yapamıyorsak ne bu hayat?
Rasyonel sebepler, büyük amaçlar, büyük resimler elimizi kolumuzu bağlıyor; diplomasi dışında çözüm olmadığını bize haykırıyor; ama yavaş yavaş belki de farkında olmadan İsrail'in kapısını açtığı o cehennemin bir parçasına dönüşüyoruz.
İnsanlığa dair en kadim kurallar ayaklar altına alınırken sessizliğimizle izliyoruz, döktüğümüz gözyaşları o ateşi söndürmeyecek. Yetmez.
Daha fazlası gerek.
Bu kadarı olmaz dediğimiz her şey oluyor. Gazze’de masumlar açlıktan ölüyor. İnsanların takatı kalmadı. Hiçbir şey olmamış gibi hayat devam edemez, etmemeli. Bir şeyler olmalı. Birileri bir şey yapmalı. Bu çocukların ahı dünyayı yakacak. Vebalimiz büyük. Hesabımız çok ağır.
Hür dünyanın bütün vicdân sahiplerine,
Bugün, gün boyu Gazze'deki yetkili kişilerden çok acı haberler aldım.
Gazze'deki büyük mezalim, tahammülü hatta tasavvuru dahi mümkün olmayan bir safhaya girmiştir. Başka siyasi ve insani krizlere odaklanarak Gazze'deki trajediyi geri planda bırakan kamuoyuna mevcut durumu ilan etmeyi insani bir vazife biliyorum.
Birkaç yıldır devam eden ağır bombardıman, toplu yıkım ve soykırımla beraber Gazze'de su, yiyecek ve ilaç başta olmak üzere temel hayatî ihtiyaçlar konusunda büyük bir mahrumiyet yaşanmaktaydı. Bu mahrumiyet son haddine ulaşmış durumdadır. Bebeğinden ihtiyarına, yaralısından hastasına, bütün Gazzeliler topyekün bir açlıkla karşı karşıyadır.
Uzun süredir açlığa direnen çocuklar, yaşlılar ve hastalar ölmektedir. Sınırlarda ihtiyacın binde biri dahi olmayan yardımların tabiri caizse damla damla dağıtılması nedeniyle büyük bir kaos oluşturulmaktadır. Şerefli Gazzeliler çocuklarına götürebilecekleri bir lokma için itiş kakış içine girmek zorunda bırakılmakta ve küçük düşürülmektedir. Dünya tarihinin en şerefli mücadelelerinden birini vererek her halükarda ayakta kalan bir halk, silahlı askerlerin karşısında yerlerde süründürülerek, aşağılanmaktadır. Yüzlerce kişi yiyeceğe ulaşmak isterken, hunharca katledilmektedir.
Bu açlık, tabiî bir afetin neticesi değildir. Alçakça uygulanan bir soykırım mühendisliğinin son aşamasıdır.
Değerli dostlar,
Süre tükenmektedir... Hayat tükenmektedir... Onur tükenmektedir...
Başta ilk günden itibaren Gazze'nin sesini tüm insanlığa duyuran Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm yetkililere tarih boyunca insanlığın vicdan yükünü omuzlayan aziz milletimizin her ferdine sesleniyorum.
Lütfen tüm önceliklerimizi değiştirerek insanlığı bir kez daha Gazze'de yaşanan büyük trajediye yöneltelim.
Bu mutlak şer ve kötülüğe derhal müdahale edilmediği takdirde, -tıpkı Bosna gibi- bütün insanlığın utançla anacağı bir Gazze'miz olacak!
Vallahi ahirette Gazze'den sorulacağız!
Vallahi ahirette bunun hesabını veremeyeceğiz!
Sınırlar belli ki sadece ülkeleri ayırmıyor birbirinden.
Vicdanlıyı vicdansızdan, izzeti zilletten, gayreti meskenetten ayırıyor. İnsanlığın asıl sınırları, bunlar.
Bugün ehl-i vicdan "kalbiniz yok mu?" diye haykırıyor.
Yüz sene önce Merhum Akif de şöyle haykırmıştı:
“Ey Koca Şark! Ey ebedi meskenet!
Artık sen de kımıldanmaya bir niyet et."
Gazze’deki masum insanlara ulaşmalıyız. Katil siyonistleri durdurmalıyız. Bir yolu olmalı. Bir yolunu bulmalı. Bir nesil yok edildi. Kalanlara yetişelim en azından.
#freedomconvoy
Bir umut gemisi mazlumlara doğru gidiyor. Ateşi söndürmeye giden bir karınca gibi. İnsanlığın yükünü sırtlamış. Acziyetimizi yüzümüze vura vura Gazze’ye ilerliyor.
#WeAreMadleen
İDE Akademi | Konferans
Prof. Dr. Taha Abdurrahman:
Batı merkezli sosyolojik teoriye göre siyasetçi, iktidarı elde etmeyi hedefler ve yalnızca kendi eylemlerinin sorumluluğunu taşır. Oysa emanet ahlakına göre siyasetçi, varlık ve kâinatın tamamını ilahî bir emanet olarak üstlendiğinin bilincindedir. Bu nedenle yalnızca kişisel menfaatin temininden değil, kolektif salahın tesisinden ve emanet değerlerinin hayata geçirilmesinden de sorumludur.
Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük kriz, ahlakı doğuran emanet misakının ihlalidir. Bu ihlal, beraberinde iradenin ölümünü getirmiştir. Bizler akıl ve irademizi “sıdk (doğruluk) ve “emanet” ile ile yeniden ihya etmedikçe bu idrak ölümünden kurtulamayız.
İDE Akademi | Konferans
Prof. Dr. Taha Abdurrahman:
“Ahlak-siyaset ilişkisi bir infisâl (kopukluk) ilişkisi değildir. Sadece bir ittisâl ilişkisi de değildir. Bunların ötesinde bir ittihâd (birlik) ilişkisidir. Zira yeryüzünde siyasî eylem kadar ahlâkı gerçekleştirecek ve ahlâkın birliğini hayata geçirecek başka bir kamusal alan yoktur”.