Viyana’da her gün başka bir mescitte teravih namazı kılıyorum.. bugün Türk camiindeydim.. resimde gördüğün gibi, bu buranın camiinin alt katı.. ama Ankara’da Mamak ilçesinin sokaklarında bulacağın herhangi bir kıraathaneden farkı yok..
Yaşlı, samimi amcalar var.. çay ikram ederler, sohbet bitmez.. Aynı Türkiye’de duyacağın muhabbetler… siyaset, ekonomi, İran–İsrail savaş analizleri.. sonra kim kiminle evlenmiş, kim nerede iş bulmuş, kim Türkiye’de arsa almış..
Bu namaz gezisinde Arapların, Afrikalıların, Arnavutların, Asyalıların toplandıkları ve namaz kıldıkları yerlerde şunu çok açık ve net gördüm: Türkiye’de din, kültürle birleşmiş durumda..
Şöyle söyleyim.. aynı dinin farklı milletlerde nasıl yaşandığını görünce şunu daha net fark ediyorsun.. Türkiye’de din, sadece inanç değil, aynı zamanda bir sosyal organizasyon biçimi..
Yani cami sadece ibadet edilen yer değil.. kimliğin yeniden üretildiği, hemşehriliğin pekiştirildiği, ekonomik ve sosyal ağların kurulduğu bir toplumsal alan..
Bu yüzden Türkiye’de dindarlık, çoğu zaman kültürel kodlardan bağımsız düşünülemiyor..
Oysa burada, Arap’ta başka, Afrikalı’da başka, Arnavut’ta başka bir dindarlık formu görüyorsun.. aynı ibadet, ama farklı sosyolojiler..
Bu da sana şunu düşündürüyor: Bizim Türkiye’de din diye savunduğumuz şeyin ne kadarı gerçekten din, ne kadarı kültür, ne kadarı alışkanlık, ne kadarı sosyal aidiyet?
İşte bu soruyu sormadan ne kendimizi anlayabiliriz ne de başkasını..
Bir iş ziyareti için Türkiye’deyim.. Birkaç notumu sizinle paylaşmak istiyorum..
- Fiyatlar çok farklı. Aynı ürünü bir yerden 500₺’ye alırken başka bir yerden 300₺’ye alabiliyorsunuz — gerçekten aynı ürün.
- Araba kiralarken Türkiye’den rezervasyon yaptığımda günlük fiyat 2300₺ çıkıyor. Aynı aracı Avrupa’dan rezervasyon yaptığımda ise 760₺’ye kiraladım.
- Ünlü kafelerde kahve fiyatları aşırı yüksek. 4–5 euro ödüyoruz. Ankara’nın sokaklarında 5 euro verdiğim kahvenin aynısını, Viyana’nın en tarihi yerlerinden birinde daha ucuza içebiliyoruz.
- Bir iş fikriyle bir müdür ya da direktöre giderseniz sizi önemsemeyebilir. Ama onun üstündeki biriyle konuşup onu ikna ederseniz, o müdür/direktör sizi arayıp ofisine davet eder ve fikrinizi dikkatle dinleyip değerlendirir.
- Ankara’da savunma sanayii şirketleri, diğer sektörlerin insan kaynağı konusunda ciddi sorunlar yaratıyor. Bu alanda acil politika gerekiyor. Diğer sektörlerdeki şirketler nitelikli mühendis bulmakta zorlanıyor; buldukları mühendisler de biraz tecrübe kazandıktan sonra savunma sanayiine geçiyor.
- Türkiye, savunma ve güvenlik alanlarında Doğu Avrupa ile daha fazla ilgilenmeli ve bu bölgede daha aktif çalışmalı.
- Ankara’da en güzel yer ODTÜ’dür.
Birçok analiz der ki, ucuz dronların maliyet dengesini bozduğu ve pahalı sistemleri işe yaramaz hale getirdiği yönünde.. Ancak artık daha derin gerçekleri gösteren yeni veriler ortaya çıkmaya başladı..
Endüstriyel ve operasyonel gerçekler gösteriyor ki mesele, birim fiyatından çok daha karmaşık..
Ukrayna’daki fiilî kullanım ölçeğine baktığımızda, ayda 100 binden fazla İHA söz ediyoruz.. Bazı operasyonlarda bu sayı günde 10 bine kadar çıkabiliyor..
Bu detaylara biraz derinlemesine baktığımızda, karşımıza başlı başına bir üretim ve işletme sistemi çıkıyor..
Dolayısıyla, bunları sadece devletlerin alıp doğrudan sahada kullandığı ucuz araçlar olarak okumak mümkün değil..
Bu devasa ölçek, üretim kapasitesi, tedarik zincirleri ve finansal kaynaklar üzerinde büyük bir baskı yaratıyor..
Sorun sadece dron gövdesinin üretiminde değil; en kritik kısım, mikroişlemciler, piller ve parazitlenmeye dayanıklı, şifreli iletişim modülleri gibi kilit bileşenlerde yatıyor..
Bu unsurlar gerçek bir darboğaz oluşturuyor ve üretim genişleme kapasitesine hem pratik hem de operasyonel bir sınır koyuyor, operatif talep çok daha yüksek olsa bile..
Bir diğer önemli husus, insan kaynağının maliyeti.. Kâğıt üzerinde bir operatörün eğitimi yaklaşık 5.000 dolar civarında görünüyor.. Ancak başarısızlık oranlarını, eğitim sürecinde kaybolan dronları, simülasyon saatlerini ve gerçek mühimmatla yapılan eğitimleri hesaba kattığımızda, kalifiye bir operatörün gerçek maliyeti yaklaşık 12.000 dolara ulaşıyor..
Burada karşımıza tam bir operasyon ekonomisi çıkıyor.. eğitmenler, simülasyon modelleri, yüksek tüketim oranları..
Bakım ve teknik destek de ayrı bir maliyet katmanı oluşturuyor..
Dronların elektronik bileşen seviyesinde tamir istasyonlarına, pil yönetim sistemlerine ve sensör kalibrasyon cihazlarına ihtiyaçları var..
Bunun da ötesinde, bazı şirketler iş gücünün yüzde 20–30’unu yalnızca yazılım geliştirme ve yeni tehditlere uyum sağlama amacıyla tahsis ediyor..
Lojistik açıdan tablo daha da karmaşık..
Operasyonel sürdürülebilirlik için her dron yaklaşık 4 ila 6 pile ihtiyaç duyuyor.. Bu da ayda milyonlarca pilin dağıtımı anlamına geliyor..
Tüm bunlar, yalnızca bir platformun değil, bir sistemin tüm yaşam döngüsü maliyetinden bahsettiğimizi gösteriyor..
Bu bütünsel maliyet, klasik sistemlerin maliyetine oldukça benziyor..
Bu nedenlerle artık yeni bir düşünce eğilimi doğuyor.. Dronlar savaşın doğasını kökten değiştirmedi.. Günümüzde dronlar, birleşik silah operasyonlarında kuvvet çarpanı olarak işlev görüyorlar.. ancak geleneksel kuvvetlerin yerini almıyorlar.
Dolayısıyla ucuz olan pahalıyı yener şeklindeki basitleştirici fikrin ötesine geçip, modern savaşı her iki sistemin de entegre edildiği karmaşık bir yapı olarak görmek gerekiyor..
Bu da insansız sistemlerin sağladığı kabiliyetlerle geleneksel kuvvetler arasındaki entegrasyona sürekli yatırım yapılması anlamına geliyor..
When Weapons Sleep: The Hidden Economics of Military Readiness
.....
And by the way, this isn’t just theoretical talk. In December 2025, just a few weeks ago, the Pentagon’s Office of the Inspector General stated in its report that the readiness rate of F‑35 fighters does not exceed 50%, while the minimum required level is 67%. In other words, you have hangars full of jets — yet only half of them can actually be used.
No, hold on a second… that 50% figure isn’t even for full mission readiness. If we’re talking about complete, operational readiness, the number drops further — down to 30%. Meaning, if you own ten aircraft, only three of them can operate at full capacity.
Now take this surprise — or rather, this shock: did you know that the readiness level for the exact same aircraft in Israel reaches 85%?
While the U.S. Air Force was struggling to raise the readiness of its F‑35A fleet to 51.5%, Israel was operating its 39 F‑35I fighters with a Mission Capability Index of 85%.
During the first phase of the October 2023 war, only five of Israel’s thirty‑nine jets were out of service — yet four of those were repaired immediately, even before the first day of combat officially began.
And on top of that, Israel operates these fighters with a 565% higher average monthly flight hour rate than the U.S. average — without suffering any major drop in readiness.
But the real question is: how did they manage to do that?
Read my full article here:
https://t.co/usY19PCP2S
Military Superiority Delusion.. How Technology Becomes a Burden in Times of War
————
In 2025, a new concept emerged within the U.S. Department of Defense (the Pentagon) called “Collaborative Combat Aircraft (CCA).”
The idea is that instead of buying a single manned aircraft costing $300 million and fearing its loss in battle, you have a manned lead aircraft accompanied by a swarm of much cheaper drones that can be sacrificed when necessary—without major financial losses.
Alongside these, modified commercial drones, such as FPV models, are also used, costing as little as $500 to $1,000 each.
Here, the rules of the game change completely. It no longer matters if you possess the best aircraft in existence—what matters is having a large enough number of aircraft that are good enough, even if they are not perfect.
Turkey stands as a clear example of this new direction through its programs like “Kızılelma” and “ANKA-3.”
Therefore, the important question every official and citizen must ask is this:
Are we buying weaponry… or are we buying future incapacity—financially or operationally—when the next conflict begins?
In military science, there is an old rule that remains true to this day: quantity itself is a form of quality.
An army that can endure losses and continue fighting is stronger than an army that possesses exceptional but rare and expensive weapons, because once a costly weapon is lost, it cannot be quickly replaced, and with it, a significant moral and economic capability is also lost.
That is why structural disarmament has become a real and present phenomenon. Every time we celebrate the acquisition of a very advanced and very expensive weapon system, we should ask ourselves: what did we sacrifice in return?
Did we sacrifice numbers? Training? Readiness?
Today, the sound economic decision in defense is not to buy the newest, but to buy the most suitable and locally upgradable.
Because true sovereignty does not lie in possessing technology alone, but in the ability to produce and replace it when it is lost on the battlefield.
Read my full article here:
https://t.co/hQizsxpDKW
When Industrial Capacity Becomes a Weapon: Can Germany Reinvent Itself?
....
Hence, the crucial question: Is Germany truly ready?
The honest answer: No.
It is not ready now, and perhaps will not be ready for several years to come.
What is happening now is the building of a foundation, but one that has come far too late.
Most of these capabilities will not reach full operational capacity before 2027 or 2028.
A readiness rate of 50% means that half the forces are not fully equipped.
Gaps in short-range air defense mean the army remains exposed.
Then there is dependence on Asia, a shortage of labor, a prolonged time gap, and political instability that could shift priorities in any upcoming election.
But on the other hand, one thing is different this time — there is now a genuine political commitment.
The direction has become clear: Germany is trying to build what is known as a mobilization-based industrial base.
These are not traditional war factories, but rather a comprehensive industrial system that can, in times of crisis, rapidly shift to military production.
This means the state has the right to declare defense order priority and to redirect part of industrial capacity toward military needs.
In other words, the state will no longer stand pleading before companies or wait for lengthy approvals — it will begin direct execution when necessary.
Will it succeed?
No one knows the answer yet.
But what is certain is that the Germany that is emerging will not be the same Germany we have known over the past thirty years.
https://t.co/Ad6A3QAIzg
🔎 FOCUS | Europe’s Struggle: Cheap Weapons at Scale
🔗 https://t.co/nco78dImvf
Can Europe afford to fight? Mümin Ahmedoğlu explores why the EU struggles to produce "cheap weapons" at scale—from fragmented demand and supply bottlenecks to the hidden costs of collaboration. A deep dive into Europe's defense affordability crisis.