Mekke Anlaşması, Batı ile Çin merkezli küresel sermaye düzeni arasındaki güç mücadelesinin İslam dünyasına açtığı tarihî bir fırsattır.
Türkiye’nin teknolojik kapasitesi, Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü ve Pakistan’ın askerî-nükleer caydırıcılığı; doğru stratejiyle bağımsız, adil ve kuşatıcı bir medeniyet hamlesinin çekirdeğine dönüşebilir.
80’ler ve 90’larda askerî vesayet, siyasetteki gücünü “güvenlik zorunluluğu” söylemiyle meşrulaştırmak için PKK terörünü kullanırdı. Bugün siyasete dair kayda değer sözü veya argümanı olmayanlar da gerilim ve kutuplaşmadan beslendikleri için terörün bitmesini istemiyorlar.
Kan davası güden siyaset, ilkel toplum düzeninin kalıntısıdır. Demokratik siyasetin işi intikam duygusunu büyütmek değil; hukuku, adaleti ve toplumsal barışı güçlendirmektir. Siyasetin görevi husumeti kuşaktan kuşağa taşımak değil, ortak geleceği kurmaktır.
İran’dan Sonra Değil, Çok Önce: Türkiye’ye Kurulan Büyük Kuşatma ve Kırılan Planlar
“İran’dan sonra hedef Türkiye” demek, Türkiye’nin son on beş yılını hiç anlamamaktır.
Çünkü Türkiye, sıranın kendisine gelmesini bekleyen bir ülke olmadı.
Türkiye o büyük kuşatmayı zaten yıllar önce yaşadı ve çok ağır bir mücadele vererek savdı.
Türkiye’nin son on beş yılı, yeterince anlatılmamış çok büyük bir mücadele dönemidir.
Yazılmamış, eksik anlatılmış, hakkı verilmemiş bir direniş hikâyesidir bu.
Özellikle 2013’ten sonra Türkiye, sadece bir güvenlik sorunu yaşamadı.
Doğrudan doğruya Batı dünyasıyla, küreselci çevrelerle, onların medya, finans, istihbarat ve vekil unsurlarıyla çok cepheli bir mücadeleye girdi.
Bu süreçte Türkiye’nin karşısında sadece Amerika ve Avrupa yoktu.
İran vardı.
Rusya vardı.
BAE vardı.
Suud vardı.
Küresel medya vardı.
Finans çevreleri vardı.
Terör örgütleri vardı.
Yani mesele tek bir devletle yaşanan klasik bir gerilim değildi.
Türkiye’ye karşı çok katmanlı bir kuşatma kuruldu.
Bir taraftan FETÖ tasfiye edildi.
Bu, sıradan bir iç temizlik değildi.
Devletin içine yıllarca yerleştirilmiş, dış bağlantıları olan, zamanı geldiğinde ülkeyi içeriden çökertmek için kullanılan bir yapının sökülüp atılmasıydı.
Ardından finansal saldırılar geldi.
Sermaye çıkışları yaşandı.
Kur baskıları kuruldu.
Ekonomik operasyonlar devreye sokuldu.
Çünkü Türkiye’ye sahada diz çöktüremeyenler, ekonomiden yıpratma yoluna gitti.
İnsanların burada kaçırdığı çok kritik bir nokta var.
Türkiye bütün bu yıllar boyunca üretimini artırdı.
12 bin olan fabrika sayısı bu dönemde de hız kesmeden 70 binlere çıktı
İhracat 150 milyar dolardan 270 milyar dolara çıktı.
Turizm geliri 32 milyar dolardan 60 milyar dolara çıktı.
Türk firmaları ve müteahhitleri yurt dışında milyarlarca dolarlık onlarca projeye imza attı.
Türkiye dünyanın en çok büyüyen ülkelerinden biri oldu.
Peki o halde ne oldu da Türkiye’nin ekonomik dengeleri bozuldu?
Ne oldu da döviz baskısı yaşandı?
Nasıl oldu da üretim artarken ekonomik saldırılar bu kadar etkili hale geldi?
İşte bu, dünyanın en aşikâr ama bir türlü konuşturulmayan sırrıdır.
Sahada yenemediğini piyasadan boğarsın.
Askeri ve siyasi olarak teslim alamadığın ülkeyi finans üzerinden sıkıştırırsın.
Türkiye’ye yapılan da tam olarak buydu.
Aynı dönemde Suriye üzerinden de Türkiye’ye çok büyük bir yük bindirildi.
Suriye şehirleri varil bombalarıyla vuruldu.
Katliamlar yapıldı.
Milyonlarca insan yerinden edildi.
Suriye halkı can havliyle Türkiye’ye doğru sürüklendi.
Bu sadece bir iç savaş değildi.
Bu aynı zamanda Türkiye’ye uygulanan yıpratma ve bitirme operasyonunun önemli bir parçasıydı.
Hem sınır güvenliği bozuldu,
hem çok büyük bir insani yük Türkiye’nin omuzlarına bindirildi,
hem de bu tablo üzerinden Türkiye uluslararası alanda sıkıştırılmak istendi.
Türkiye bir taraftan bu ağır yükü taşırken, diğer taraftan Suriye’de kurulmak istenen terör koridoru devletine engel oldu.
Bu, sadece sınır güvenliği meselesi değildi.
Doğrudan Türkiye’yi güneyden kuşatma, içeriden zayıflatma ve uzun vadede parçalama projesiydi.
Türkiye buna askeri güçle cevap verdi.
Sahaya indi.
Oyunu bozdu.
Hendek olayları da bu büyük kuşatmanın bir başka cephesiydi.
Orada karşımıza çıkan yapı, sadece içeride örgütlenmiş bir terör kalkışması değildi.
Sahada kullanılan silahların önemli bir kısmı, YPG’ye Amerika tarafından verilen silahlardı.
Yani Türkiye kendi şehirlerinde aslında sadece bir terör örgütüyle değil, o örgütün arkasındaki uluslararası destek sistemiyle savaştı.
Küresel yapıların kurduğu İŞİD bugün İran’da sivillerin yaşadığı korkudan daha fazla korku yaşatmıştı bizim şehirlerimizde.
Türkiye aynı yıllarda IŞİD’le de savaştı,
PKK’yla da savaştı,
YPG’yle de savaştı,
FETÖ’yle de savaştı.
Bir yandan sınırında vekil terör orduları kurulurken,
diğer yandan içeride kaos üretildi.
Bir taraftan Türkiye’yi Rusya ile savaşa çekme girişimleri oldu,
bir taraftan Suriye’de tuzağa düşürme hamleleri yapıldı.
Obama ve Biden dönemlerinde Batı’dan gelen açık ve örtülü tehditler, bu büyük kuşatmanın önemli parçalarıydı.
Üstelik mesele sadece savaş sahasında da kalmadı.
Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasında çok sert siyasi krizler yaşandı.
Türk bakanların Avrupa’daki programları engellendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi vatandaşlarına hitap etmesi bile hazmedilemedi.
Salonlar verilmedi, konferanslar engellendi, buluşmalar iptal edildi.
Türkiye’ye açıkça şu denilmek istendi:
“Kendi sınırlarının dışına çıkamazsın. Kendi halkına bile seslenemezsin.”
Bu tavır bile tek başına, o dönemde Türkiye’ye nasıl bir siyasi kuşatma uygulandığını göstermeye yeter.
Dünya medyasında devamlı Türkiye aleyhine haberler ve analizler yapıldı.
İşin en çarpıcı tarafı ise şudur:
Bugün İran merkezli çatışmalara bakıldığında, birçok küreselci medya organının bu sürece çok farklı yaklaştığı, hatta yer yer İran’ın arkasında durduğu görülüyor.
Çin var.
Rusya var.
Uluslararası denge hesapları var.
Ama Türkiye böyle bir dönemi yaşarken yalnızdı.
Türkiye’ye o günlerde küresel medya destek vermedi.
Amerika destek vermedi.
Avrupa destek vermedi.
Tersine, büyük ölçüde hepsi karşı safta yer aldı.
Üstelik bütün bu olaylar yaşanırken Türkiye’ye en büyük sorun çıkaran ülkelerden biri de İran’dı.
Yani bugün bazı çevrelerin kurmaya çalıştığı gibi Türkiye ile İran aynı kaderin iki eşit mağduru değildi.
Tam tersine, Türkiye kendi kuşatmasıyla boğuşurken İran birçok başlıkta Türkiye’nin elini zayıflatan, Türkiye’nin yükünü artıran ve Türkiye’nin aleyhine alan açan bir hatta durdu.
Bu yüzden bugün meseleye duygusal değil, stratejik bakmak gerekir.
Türkiye o dönem kendisine karşı kurulan çok cepheli kuşatmayı yardı.
Türkiye ağır saldırılar altında bile devrilmedi.
Devlet refleksini korudu.
Sahaya indi.
Oyunu bozdu.
Ayakta kaldı.
İran ise benzer ölçekte bir baskıya ne kadar dayanabilir, bu ayrı bir tartışmadır.
Hatta Türkiye bugün buna karşı en küçük bir stratejik hamle yapsa, İran’ın bunu toparlaması bile kolay olmayabilir.
Çünkü Türkiye son on beş yılda ateşin içinden geçerek sertleşti.
İran ise Türkiye’ye karşı alan açıldığı dönemlerde bile, Türkiye’nin yaşadığı yoğunlukta çok cepheli bir kuşatmayı göğüslemiş bir ülke görüntüsü vermedi.
Bu yüzden Türkiye ile İran’ın yaşadığı süreçleri aynı terazide tartmak ciddi bir hata olur.
Türkiye, Batı ile müttefik görünen İran’ın yaşadığı türden kontrollü bir gerilim içinde değildi.
Türkiye doğrudan hedef alınmış, kuşatılmış, içeriden ve dışarıdan aynı anda zorlanmış bir ülke olarak mücadele verdi.
Hem sahada savaştı,
hem ekonomide savaştı,
hem diplomaside savaştı,
hem içerideki ihanet yapılarıyla savaştı.
Bugün “İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelir” diyenler önce şunu anlamalıdır:
Türkiye sıraya giren bir ülke olmadı.
Türkiye o büyük hesaplaşmanın önemli bölümünü zaten yaşadı.
Bedelini ödedi.
Saldırıları gördü.
Tuzağa çekilmek istendi.
İçeriden vurulmak istendi.
Sınırından kuşatılmak istendi.
Mülteci yüküyle yıpratılmak istendi.
Ekonomiden çökertilmek istendi.
Diplomaside yalnızlaştırılmak istendi.
Ama buna rağmen ayakta kaldı.
Asıl anlatılması gereken hikâye budur.
Türkiye’nin son yıllardaki mücadelesi, sıradan bir bölgesel gerilim değil; Batı’dan küreselci yapılara, terör örgütlerinden finans çevrelerine, göç baskısından diplomatik kuşatmaya kadar uzanan çok cepheli bir saldırıya karşı verilmiş büyük bir mücadeledir.
6 Şubat depremlerinde Babala TV’nin “Hatay’da baraj patladı” yalanından sonra yaşananlar ve AFAD gönüllüsünün konuşması yeniden gündem oldu:
Enkazın içinde birini kurtarmaya çalışıyorduk, bize “baraj patladı dağlara doğru kaçın” dediler.
Böyle vicdansızlık olmaz, enerjimiz kalmadı sabaha kadar çalışamadık.
Bir sürü insanın canına mal oldu belki de.
Bu olayların yaşanmasında en büyük paya sahipsin.
Oğuzhan Uğur denilen provokatör mutlaka incelenmeli. Yıllardır yaptığı tek şey devlet kurumlarını yıpratmaya çalışmak.
Babala TV’de “AFAD’a gerek yok, biz varız.” diyen siz değil miydiniz?
“Ben de aldatıldım”, “Devlet bizi uyarmadı” diyerek bu işten sıyrılamazsınız!
Siz suça sürüklenen çocuk değilsiniz; ne yaptıysanız her şeyi çok bilinçli yaptınız. Karşımızda ne yaptığını bilmeyen çocuklar yok; bilinçli tercihler yapan, attığı her adımın nereye varacağını çok iyi bilen yetişkinler var.
O yaygarayı koparırken de, sorgusuz sualsiz o koroya katılıp savunuculuk yaparken de ne yaptığınızın bal gibi farkındaydınız.
Sizin yarattığınız o algı gürültüsü yüzünden Kızılay’a ve AFAD’a ulaşamayan yardımların, çekilen tarifsiz acıların ve belki de kurtarılabilecekken enkaz altında yitip giden canların vebali doğrudan sizin omuzlarınızdadır.
O eksilen her yardım kolisi, o kaybolan her hayat; sizin körlüğünüzün, siyasi hırslarınızın ve sorumsuzluğunuzun doğrudan bedeli oldu.
Bu kez "Bunlardan zaten ne beklenirdi?" deyip geçmeyeceğiz.
Kimlerin nerede saf tuttuğunu, kimlerin yaygarayı körüklediğini çok iyi biliyoruz. Bu işin peşini bırakmayacağız.
Hesap vereceksiniz!
Çünkü bugün bu hesap sorulmazsa, yarın bir başka afette yine aynı tiyatroyu izleyeceğiz. Yine aynı yaygara kopacak, yine acılar üzerinde tepinilecek.
Unutmayacağız, unutturmayacağız!
Önce Kızılay'dan özür dileyin. Ardından, Kızılay'a duyulan güveni zedeleyen söylemleriniz nedeniyle bağış yapmaktan vazgeçen insanların yardımlarından mahrum kalan depremzedelerden özür dileyin. Sonra, kan bağışlarının azalmasına katkıda bulunmanız nedeniyle, endişe yaşayan hastalardan ve ailelerinden özür dileyin. Belki hayatlara sebep oldunuz (itiraz edebilir misiniz) Bir kurumu yıpratmanın sonuçları yalnızca siyasi değildir; bazen bedelini en çaresiz insanlar öder. Bu yüzden, hesap sormadan önce kendi vicdanınızla hesaplaşın.
Bu analizi, X platformu üzerinde, kamuoyunu, siyasi gündemi ve toplumsal dinamikleri derinden manipüle eden, oldukça profesyonel ve son derece organize bir "siber casusluk propaganda otomasyon ağı" hakkında kritik bir bilgilendirme yapmak amacıyla paylaşıyorum. Bahsettiğim yapı, klasik ilkel otomatik botlardan tamamen farklı, üst seviye bir siber tehdit olarak ele alınması gereken ve on binlerce hesaptan oluşan kitlesel bir Dijital Hücre Dezenformasyon Ordusudur.
Aşağıda örnek olarak verilen paylaşımlardaki suni etkileşimin tamamına yakını, bu yapı tarafından kullanılan bot hesaplar tarafından oluşturulmuştur.
https://t.co/smlJ7kYbFg
https://t.co/FcwHzvjQcv
https://t.co/ePY3w4Q3z9
Aşağıdaki örnekler gibi binlerce hesap her gün organik olarak gerçekleştirilmesi imkansız olan bu paylaşım sayılarına ulaşmaktadır.
@ zsoytan1881 2013 Kasım - 914 bin gönderi - Günde ortalama 198 paylaşım
@ avokado200 2018 Şubat - 495 bin gönderi - Günde ortalama 165 paylaşım
@ refikolmez40342 2019 Mayıs - 406 bin gönderi - Günde ortalama 156 paylaşım
@ Hac91035929 2021 Mayıs - 282 bin gönderi - Günde 150 paylaşım
@ vrlbdr 2021 Haziran - 273 bin gönderi - Günde ortalama 148 paylaşım
@ semrasevimli44 2015 Ocak - 608 bin gönderi- Günde ortalama 143 paylaşım
@ vatan9007 2015 Ekim - 524 bin gönderi - Günde ortalama 134 paylaşım
@ DenizDevrim200 2017 Kasım - 345 bin gönderi - Günde ortalama 110 paylaşım
@ pikqachu 2013 Kasım - 490 bin gönderi - Günde ortalama 106 paylaşım
@ kamil_gk 2012 Ağustos - 526 bin gönderi - Günde ortalama 104 paylaşım
@ dilekplt_77 2016 Temmuz - 345 bin gönderi - Günde ortalama 95 paylaşım
Teknik Analiz: Karmaşık zamanlamalı hibrit ve hücresel bot ağlarının anatomisi, saha verileri ve adli gözlemler, bu yapının siber istihbarat literatüründeki Coordinated Inauthentic Behavior (Koordineli Sahte Davranış) ve Hybrid Cyber Warfare (Hibrit Siber Savaş) doktrinlerine birebir uyduğunu göstermektedir. Sistemin siber altyapısı, algoritmik hileleri ve taktiksel kırılımları teknik olarak şu şekilde deşifre edilmiştir:
1-) Dinamik ve Olasılıksal Zamanlama Algoritması (Stochastic Scheduling)
Bu gruptaki hesaplar ilkel otomasyonlar gibi sabit ve doğrusal zaman aralıklarıyla çalışmazlar. Platformun anti-bot tarama yazılımlarını ve yapay zeka filtrelerini bypass etmek amacıyla insan davranışını taklit eden, kaotik ve olasılıksal gecikme fonksiyonları kullanmaktadırlar.
Teknik İşleyiş: Örneğin bir hesap bir tweet attıktan 30 saniye sonra ardışık 10 Retweet yapabilir ardından sisteme 2 saat boyunca hiçbir veri göndermeyerek tamamen sessizliğe gömülebilir. Bu karmaşıklık, X platformunun düzenli aralıklarla işlem yapan hesapları yakalayan otomasyon filtrelerini tamamen kör eder.
2-) Olay Güdümlü Tetiklenme (Event driven automation)
Bu operasyonel hesaplar, çoğunlukla bağımsız içerik üretmek yerine, dışarıdan gelen anlık sinyallere ve emirlere göre pozisyon alırlar. Zamana ve günün şartlarına göre güncellenen bir hesap listesini paylaşırlar.
Hücum Modu Aktivasyonu: Toplumsal etkisi olan olaylar yaşandığında dağınık zamanlama modu, yerini saniyeler içinde binlerce koordineli Retweet ve beğeni bombardımanına bırakır. Amaç, içeriği ilk 5-10 dakika içinde Türkiye gündeminin zirvesine taşımaktır. Olay bittikten sonra hesaplar yeniden karmaşık, dağınık zamanlama moduna geri döner ve bir süre sonra da algı oluşturmakta kullanılan paylaşım silinerek izler yok edilir.
3-) Algoritma Avcısı Hibrit Model (Cyborg Accounts)
Bu şebekenin X platformunun en gelişmiş bot tarama sistemlerini ve yapay zeka filtrelerini aşmasını sağlayan yöntemi Yarı İnsan - Yarı Bot modelidir.
İnsan Müdahalesi (Manual Override): Hesaplar tamamen otomasyonda bırakılmaz. Belirli zamanlarda ve kritik operasyon anlarında gerçek örgüt militanları paneller üzerinden hesaplara manuel giriş yapar; tamamen organik, güncel ve özgün imla hataları içeren içerikler girerler. Bu hibrit yapı sayesinde X algoritmaları bu hesapları "gerçek ama çok aktif bir kullanıcı" olarak tanımlar ve askıya alamaz.
4-) Amaca Yönelik Hücresel Yapı (Cellular Compartmentalization)
Bot organizasyonu, askeri bir hücre yapılanması gibi farklı görev tanımlarına sahip uzmanlaşmış kollardan oluşur.
Kurumsal etkileşim yükseltme hücresi: Görevleri içerik üretmek değildir. Belirli bir siyasi odağı temsil eden gazete ve gazeteciler, tivi kanalları, haber hesapları ile siyasi parti ve derneklerin resmi hesaplarını, sürekli bir döngü içinde retivitleyerek onlara sahte bir toplumsal destek, siyasi söylem gücü ve sahte bir meşruiyet kazandırma amacındadırlar.
Aşağıda örnek olarak verilen paylaşımların etkileşimi, aynı bot ağı tarafından sağlanmıştır. Paylaşımların RT listelerini incelediğinizde aynı bot hesapların varlığını görebilirsiniz.
https://t.co/oZQBShJrQ8
https://t.co/neSMssByHf
https://t.co/S3spIrESBk
İdeolojik Maskeleme ve Sosyal Mühendislik:
Kitlelerin savunma mekanizmasını kırmak adına hesaplar "Atatürkçü, futbol fanatiği, solcu, milliyetçi" gibi sahte konseptlere bürünmüşlerdir. Örnek olarak verilen paylaşımların RT listeleri ve listelerdeki hesaplar incelendiğinde X platformunda Türkiye gündemini belirleme, değiştirme ve manipüle etme amacına yönelik bir bot ağı yapısının varlığı ve yoğun şekilde yaptığı algı operasyonları açık şekilde görülecektir.
Bu bot ağının düzenlediği sahte bir evrak görseli ile yaptığı algı çalışmasına örnek paylaşım aşağıdadır.
https://t.co/OPAUGmzdOd
Bu algı operasyonunu yürüten hesapların aynı zamanda diğer örneklerdeki gazeteci ve haber hesaplarının paylaşımlarını da yayan hesaplar olduğunu görebilirsiniz.
Türkiye Cumhuriyeti halkını organize şekilde yanlış bilgiye maruz bırakan ve bundan siyasi çıkar sağlamayı hedefleyen bu yapının ortaya çıkarılması X Platformunun sorumluluğundadır.
@iletisim@elonmusk@yagiznizipli@Support@Safety@X
Araştırmanızı kolaylaştırmak adına bu yapı tarafından kullanılan bazı hesapları incelemeniz için burada paylaşıyorum.
@ sonceneviz
@ kamil_gk
@ Loraskot
@ DemokratCagdas
@ yilmaz_mesut
@ refikolmez40342
@ httpnarchitect
@ zsoytan1881
@ fatihcelik1992
@ AltugAras_
@ DeSeteneya
@ pelinsu1964
@ TCGFenerant
@ _Poison_landia
@ Nsd6259Nurhan
@ DuygulananRuh
@ bertoltbre
@ _UnknownTurk_
@ 55gehc
@ enver_abi
@ koczeynep123
@ IlhamogluErcan
@ haticezrn
@ avokado200
@ jhqwhsf_5hvlkqj
@ yoncakeskinler
@ zkatranci
@ Turamax
@ BernaErsz
@ ATATÜRKÇÜ_KEMALİST
@ ErselCan_1972
@ Luckyladybird15
@ Svlgrgn2
@ GenekorFener
@ Sevgiyilay1706
@ ErdoanAtm
@ AmpulSonduren69
@ TGubes
@ OLCAYDEMIR2
@ naciylmn
@ 01Bergu
@ tcadilesen
@ ozlemvatan06
@ ilker_eyt
@ imamcage
@ karadagmetin2
@ BayraktarNihat
@ SultanMahvetti
@ sosyalist2121
@ sinasi_sinan
@ Nur16729766
@ FilizMKaradag
@ EkizCemal
@ e074487aafb74b1
@ yelizyetiz
@ pasam2024
@ mbgyapi06
@ okyanus02468
@ ismailcengiz
@ magzeyno
@ utaktak
@ tekstilya
@ OzgurSiir
@ Rdvn1666
@ EryilmazEyp
@ birsensin2
@ Erdem__Eroglu
@ liBabacan
@ BasaVZ
@ NurOnur59
@ yasak_ibo
@ LeVixit
@ gulum55
@ khibele
@ UtkuYagmur_28
@ Hasannc21675383
@ KadirMalkoc1956
@ murvetusaygin
@ amca2107
@ OltuluSezgin
@ bahriyeli1938
@ trkan4379856760
@ orta_sekerli_
@ EKUEEM
@ orcan2023
@ nuraycandogan20
@ mnumanoguz
@ AdaDeniz78
@ yasaryaman4
@ Kuramsal_kiracI
@ Bayar0561
@ akpturkiyesi
@ MetinOzer4
@ AliTezc96818483
@ asusonmez
@ Yasemin01318302
@ Sonay_cakar
@ birtan1964
@ 55sevgibaloglu
@ ccancemal1
@ potpori06
@ serpildurgun1
@ SAYGINM
@ leventyaren
@ kenekaz
@ ecakir67
Bir sonraki paylaşımda bu bot yapısının toplu bloklama yöntemi ile X algoritmasını manipüle ederek farklı siyasi fikir sahibi kullanıcıları nasıl görünmez haline getirdiklerini göstereceğim ve bu operasyona katılan binlerce hesaptan oluşan bir listeyi paylaşacağım.
@bahriyeli_turk@RealHellenist Tamam işte o da sizin devamlı dilinize doladığınız bu saçma laflarınızı tekrarlamış Nasıl başkasından duyunca kulağa güzel gelmedi değil mi?
2023'te ilk kez oy kullanan yaklaşık 4,9 milyon seçmene rağmen Erdoğan'ın oy oranını koruması, daha önce farklı tercihler yapan önemli sayıda yetişkin seçmenin yönünü Erdoğan'a çevirdiğini gösteriyor.
@b_ysabri Babasının aldığı daire Esenler'de gecekondu binalardadır. O daireler şu anda 2,5 milyon. İsterse arabasını bir model düşürsün, üstünü de tüketici kredisiyle bile öder.
Geçmişte Medyum Memiş vardı…
Günümüzde İslam Memiş kanal kanal dolaşıyor…
Cebinde külçe altın ve gümüşle çıkıp, Osman pazarlama misali altın pazarlıyordu…
Konjonktür değişip altın hızlı değer kazanınca altın yorumlayanlar popüler oldu…
Medya popüler konuların peşinden gider, fakat bir çok tv kanalı insanlara altın pazarlar duruma geldi…
Daha önce yazdıklarımı tekrarlayayım:
1- Altınım altın mantığı yanlış… Değer kaybettiğinde elinizdeki altının alım gücü de düşüyor
2- Altına yatırım yapmak aynı anda ülkenin dövizini yurtdışına göndermek ve Türk Lirasının değerini kaybettirmek, dolayısıyla enflasyon artışına katkıda bulunmak anlamına gelir.
3- Altın yığmak haramdır… Kuyumcu sıralarında beklemeyi paramın değerini korumak şeklinde açıklamak da doğru değil. Enflasyona katkı vermek, hayat pahalılığını artıran bir sistem içinde olmak da helal olamaz…
🔴 Özgür Özel'in akıl hocaları devreye girdi.
Firari vatansız FETÖ'cüler Can Dündar ve Adem Yavuzaslan:
''Sokağa inin, yakın yıkın, başka yolunuz yok'' diyor..
2019-2025 yılları arasında belediyelere ait kedi ve köpek maması ihalelerini tek tek incelemeye başladım. Daha 2022 yılındayım ve yüz milyonlarca liralık bu ihaleleri alan şirketlerin vergi levhalarını görün ağlarsınız. Ayıptır, günahtır, vatan hainliğidir. Şirket şirket hepsini yazacağım.
Faiz Tartışmasında Unutulan İki Gerçek: Eski Türkiye ve Dünyadaki Diğer Ülkeler
Dün %17, Bugün %3: Türkiye'nin Faiz Hikâyesi ve Dünyadaki Karşılığı
Türkiye ekonomisinin rakamlarla okunmasını yıllardır biz istiyorduk. Muhalif çevreler ise genellikle rakamlara bakmamayı, hatta rakamları bütünüyle reddetmeyi tercih ediyordu.
Çünkü rakamlar incelendiğinde ortaya çıkan tablo nettir:
Türkiye son yirmi yılda ihracatını katlayan, üretimini büyüten, sanayisini genişleten, savunma sanayiinde büyük bir sıçrama yapan, turizm gelirlerini artıran, tarımsal hasılasını büyüten ve dünyadaki ekonomik ağırlığını en fazla artıran ülkelerden biri haline gelmiştir.
Dünyada ekonomiden aldığı payı en çok artıran ilk 10 ülke arasında yer almaktadır.
Son günlerde ise muhalefet yeni bir keşif yaptı: Faiz ödemeleri.
En azından bu kez rakamlardan bahsediyor olmaları olumlu. Ancak yine eksik bir tablo sunuyorlar. Çünkü yalnızca ödenen faiz miktarını paylaşmak, o rakamın ekonomi içindeki ağırlığını gizlemek anlamına gelir.
Bugün dünyanın neredeyse bütün ülkeleri pandemi sonrası dönemde yükselen faizlerle karşı karşıyadır. Küresel ekonomi son yıllarda çok ciddi bir operasyon ve yeniden yapılanma sürecinden geçmektedir.
2015-2025 DÖNEMİNDE BAZI ÜLKELERİN KAMU FAİZ YÜKÜ
Brezilya:
Toplam faiz ödemesi: Yaklaşık 800 milyar - 1,2 trilyon dolar
Milli gelire oranı: %7-8
İtalya:
Toplam faiz ödemesi: Yaklaşık 700 - 900 milyar dolar
Milli gelire oranı: %3,5-4
Fransa:
Toplam faiz ödemesi: Yaklaşık 550 - 700 milyar dolar
Milli gelire oranı: %2-3
Türkiye:
Toplam faiz ödemesi: 262 milyar dolar
Milli gelire oranı: %2-3,3
Meksika:
Toplam faiz ödemesi: Yaklaşık 180 - 300 milyar dolar
Milli gelire oranı: %2-4
İspanya:
Toplam faiz ödemesi: Yaklaşık 180 - 250 milyar dolar
Milli gelire oranı: %2-3
Mısır:
Toplam faiz ödemesi: Yaklaşık 120 - 250 milyar dolar
Milli gelire oranı: %7-10
Evet, Türkiye de son iki yıldır daha yüksek faiz ödemektedir. Ancak önemli olan sadece ödenen miktar değil, bu miktarın ekonominin büyüklüğü içindeki yeridir.
Hatırlayalım...
Türkiye'nin ciddi bir üretim artışı göstermediği, KİT'lerin büyük zararlar açıkladığı, enflasyonun ve ekonomik kırılganlığın yüksek olduğu yıllarda devlet bugünkünden daha ağır bir faiz yükü taşıyordu. Bazı yıllarda dolar cinsinden daha düşük faiz ödenmiş gibi görünse de milli gelire oranlandığında bugünkünden çok daha ağır bir yük söz konusuydu.
Bugün ise deprem gibi tarihin en büyük afetlerinden birinin maliyetini üstlenen, sınır ötesi operasyonlardan geri durmayan, ambargolarla ve jeopolitik risklerle karşı karşıya kalan bir Türkiye vardır. Buna rağmen faiz yükünün milli gelire oranı geçmiş dönemlerin oldukça altında kalmaktadır.
Rakamlar bunu açıkça göstermektedir.
AK Parti iktidarından önceki son 11 yıl:
1992: 5,9 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %3,7'si
1993: 10,6 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %5,9'u
1994: 10,1 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %7,6'sı
1995: 12,6 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %7,4'ü
1996: 18,4 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %10,2'si
1997: 15,0 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %8,0'i
1998: 23,7 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %8,8'i
1999: 25,5 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %10,1'i
2000: 32,8 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %12,0'si
2001: 33,4 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %17,0'si
2002: 34,4 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %14,4'ü
Buna karşılık son dönem:
2015: 19,5 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %2,2'si
2016: 16,6 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %1,9'u
2017: 15,5 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %1,8'i
2018: 15,3 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %2,0'si
2019: 17,6 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %2,3'ü
2020: 19,1 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %2,6'sı
2021: 20,4 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %2,5'i
2022: 18,8 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %2,1'i
2023: 28,4 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %2,5'i
2024: 38,7 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %2,8'i
2025: 52,1 milyar dolar faiz — GSYH'nin yaklaşık %3,3'ü
Görüldüğü gibi mesele sadece kaç milyar dolar faiz ödendiği değildir. Asıl mesele, o faizin ülkenin ekonomik büyüklüğünün ne kadarını oluşturduğudur.
1990'ların sonunda ve 2001 krizinde Türkiye bazı yıllarda milli gelirinin %10 ila %17'sini faize ayırmak zorunda kalıyordu. Bugün ise son yıllardaki yükselişe rağmen bu oran %2 ila %3 seviyelerindedir.
Elbette faiz yükünün daha da düşmesini isteriz. Ancak gerçekçi bir değerlendirme yapılacaksa, rakamların tamamına bakmak gerekir. Çünkü ekonomi yalnızca ödenen faizden ibaret değildir.
Asıl soru şudur:
Türkiye bugün ödediği faiz karşılığında neye sahiptir?
Savunma sanayiinde dünya çapında bir kapasiteye, yüz milyarlarca dolarlık ihracata, güçlü bir ulaştırma altyapısına, büyüyen enerji yatırımlarına ve geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde büyük bir ekonomiye sahip midir?
Bu sorunun cevabı verildiğinde, rakamların ne anlattığı çok daha net anlaşılacaktır.