Bilgisayar başında boynunuz hep öne mi eğik?
UpPod, AirPods'un sensörüyle bunu takip edip nazikçe hatırlatan küçük bir Mac uygulaması
Farkındalık yaratacak uygulama UpPod ayağınıza geldi.
https://t.co/nyRUAeKjI4
Biz vazgeçmedik.
GTA 6’nın çıkışına aylar kala talebimizi bir kez daha yineliyoruz.
Seslendirme değil, sadece Türkçe altyazı ve arayüz desteği istiyoruz.
Eğer sen de destekliyorsan bu gönderiyi paylaş ve yorumlarda sesimizi büyüt.
#WeWantGTA6inTurkish@RockstarGames
Teknoloji dünyasındaki bu son gelişme aslında çok bariz bir samimiyetsizliği gözler önüne seriyor. Sam Altman ve Dario Amodei gibi yapay zekanın başındaki isimlerin, daha bir yıl öncesine kadar "Yapay zeka beyaz yakalıların işlerini ellerinden alacak" diye felaket tellallığı yaparken bugün birdenbire çark edip "Ya aslında o kadar da iş gitmiyormuş, biz yanlış görmüşüz" demeye başlamaları biraz oturup düşünenlerin görebileceği bir manipülasyondu.
Mesele tamamen para ve zamanlama. Hem OpenAI hem de Anthropic bu yıl içinde halka arz edilmeye, yani borsaya açılmaya hazırlanıyor ve her ikisinin de hedefi 1 trilyon dolarlık devasa bir şirket değerlemesine ulaşmak. Erken aşamada risk sermayelerinden ve yatırım fonlarından milyarlarca dolar toplarken bu CEO’lar bilerek abartılı, adeta bilim kurgu filmlerinden fırlamış bir dil kullandılar. Çünkü özel yatırımcıya "Biz insanlığı baştan aşağı değiştirecek, tanrısal bir zeka üretiyoruz" diyerek korku ve heyecan pompalamak şirket değerini uçurmanın en kolay yoluydu.
Tabii bu manipülasyona dünden razı, devasa bir kitle de eşlik etti. Yapay zekayı iş süreçlerine entegre edip, onunla sistematik bir uzmanlık veya bilgi birikimi geliştirmek yerine, aracı ilk kez deneyen milyonlarca insan körü körüne bu felaket senaryolarına inandı. Teknolojiyi gerçekten anlamadan, sadece ilk deneyimlerindeki şaşkınlıkla sağda solda yorum yapmaya, panik yaymaya başladılar. Ortaya nitelikli bir analiz koymak yerine herkes kendi ilk şokunu paylaşınca, CEO'ların yaktığı bu yangına adeta körükle gidilmiş oldu ve panik dalgası büyüdü.
Fakat iş borsaya açılmaya ve hisseleri Wall Street’teki kurumsal yatırımcılara satmaya gelince işler değişti. Büyük fonlar ve borsa yatırımcıları belirsizlikten, kaostan ve sistemik risklerden nefret eder. Eğer siz ana ürününüzü "milyonlarca insanı işsiz bırakacak bir canavar" olarak pazarlamaya devam ederseniz, daha halka arz bile edilmeden hükümetlerin, regülatörlerin, sendikaların ve tekel karşıtı davaların hedefi haline gelirsiniz.
Bu yüzden CEO’lar, o 1 trilyon dolarlık değerlemeyi cebe koyabilmek için anlatıyı acilen sterilize etmek zorunda kaldılar. Birdenbire yapay zekayı bir "istihdam düşmanı" değil de, ofisteki verimliliği artıran zararsız ve faydalı bir iş ortağı gibi göstermeye başladılar.
İşin gelir matematiği kısmında da büyük bir kurnazlık var. Yatırımcıya "Biz var olan işçilerin yerine bu robotları koyacağız" derseniz, pazar payınız mevcut çalışan sayısı kadar sınırlı kalır.
Ama şimdi ne yapıyorlar? Jevons Paradoksu gibi ekonomik teorilerin arkasına sığınarak, "Yapay zeka süreçleri ucuzlatacağı için şirketlerin bu araçlara olan talebi katlanarak artacak" demeye getiriyorlar. Yani yatırımcıya ucu açık, sonsuz büyüyen bir pazar vadediyorlar.
İlk baştaki "kıyamet" senaryosu erken aşamada büyük fonlardan nakit kapmak için uydurulmuş bir pazarlama taktiğiydi; şimdiki "sevimli verimlilik asistanı" hikayesi ise borsada hisseleri en yüksek fiyattan halka kitleyip nakde dönmek için yürütülen bir halkla ilişkiler çalışması.
Sırf bu adamlar milyarlarca dolar kazanacak ve kendi yetkinliğini geliştirmeden panik yapan kitleler bunu konuşacak diye, geleceğe dair vizyonumuzu onların manipülatif açıklamalarına göre şekillendirmemek gerekiyor.
Star Wars yalnızca ışın kılıçları, uzay gemileri ve kahramanlık hikâyeleri değildir. Çok uzak bir galakside geçen bu büyük anlatı, aslında bir cumhuriyetin nasıl çürüdüğünü, hukukun nasıl iktidarın aracına dönüşebildiğini, korkunun nasıl siyaset dili haline geldiğini ve baskı karşısında direnişin nasıl doğduğunu anlatır.
Bugün saat 14:00-15:00 arasında Radyo Sputnik'te Haftanın Keyfi programında Star Wars evrenine politik bir gözle bakıyoruz: Palpatine’in yükselişinden Jedi düzeninin körlüğüne, Anakin’in Darth Vader’a dönüşümünden İmparatorluk’un propaganda ve korku düzenine, Andor ve Rogue One’ın karanlık direniş hattından Yeni Cumhuriyet’in başarısızlığına kadar bütün hikâyeyi bugünün dünyasına dokunan sorularla ele alıyoruz.
Çünkü mesele yalnızca Güç’ün hangi tarafta olduğu değil.
Asıl mesele şu:
Bir cumhuriyet nasıl ölür ve onu yaşatmak için ne gerekir?
Siyasetçiler bu tür krizlere çoğu zaman etik bir mesele olarak değil, gücün dağılımı ve kurumsal kontrol meselesi olarak bakıyor. Siyasetin “reelpolitik” dediği şey tam bu gibi. Siyasetçiler ellerindeki kurumları kamu yararı için değil, “oyundaki” pozisyonlarını güçlendirmek için kullanıyor.
Bu yüzden işin ahlaki tarafı, toplumda ve ekonomide yarattığı tahribat, adalet duygusunun yok olması ya da halkın devlete güvenini kaybetmesi ikinci plana düşüyor. Çünkü onların gözünde siyaset bir ideal mücadelesinden çok satranç gibi oynanan bir “iktidar mühendisliği”.
Bugün iktidar elindeki “yargı” veziriyle hamleler yapıyor. Bunu da hukukun üstünlüğü açısından değil, stratejik üstünlük açısından okuyor ve onlara ve taraftarlarına göre bu hamleler çok zekice, çünkü yargı artık bağımsız bir denetleme mekanizması değil, siyasal rekabetin içinde kullanılan bir güç aparatı. Çok da işe yarıyor gördüğünüz üzere.
Geçmişte ise karşı tarafın elinde “ordu” veziri vardı. O dönem siyaset askeri gücün gölgesinde şekilleniyordu. Sonra o taş (bildiğiniz gibi) oyundan düşürüldü ve bugünkü iktidar bundan memnun. Çünkü rakibin en güçlü taşı eksilmiş oldu. Ama aslında taşın adı değişti, oyunun mantığı değişmedi. Dün orduyla kurulan vesayet, bugün yargıyla kuruluyor.
Muhalefet de çoğu zaman (hatta hep) bu oyunu reddetmek yerine oyunun içinde kendine avantajlı bir pozisyon arıyor. İlkesel bir demokrasi, hukuk devleti ve kurumsal bağımsızlık yerine “sıra bize gelirse biz de kullanırız” mantığı ağır basıyor. Bu yüzden muhalefet bile bazen bu düzenin karşıtı değil, sadece gelecekteki kullanıcısı gibi davranıyor. Bugünkü ortam ve bu “ne yaşıyoruz lan biz” tam bu bence.
Oturmuş idealler olmayınca, siyaset de kamu yararı üretmekten çıkıp çıkar pazarlığına dönüşüyor. Kurumlar da halkın ortak güvencesi olmaktan çıkıp kimin elindeyse onun hamle yaptığı taşlara indirgeniyor. Asıl çürüme de burada başlıyor zaten. Devletin kurumları tarafsızlığını kaybedince, toplum da adalete değil sıradaki hamleye bakmaya başlıyor. Biz de bir sonraki hamleyi bekliyoruz. Sesi çıkan halk da vezirle yok edilmesi gereken piyonlardan ibaret. O yüzden yok ailesi varmış, yok suçsuzmuş falan bunların önemi de kalmıyor. Oyunun içindeki stratejik olarak faydalı ya da zararlı figürlerden ibaretiz.
Çok uzun olmuş. Neyse. Kısacası komple boku yemişiz.
AI ile PROD kodu yazmak - Denenmiş Tavsiyeler #2:
Plan yapınca yapay zekanın istenilen şekilde çalışacak kodu yazacağını düşünmek aslında bir yanılgı.
Planı işletmek başka bir şey, planın doğru olması başka bir şey.
İnsanların bu algısal yanılgıya düşmesinin sebepleri muhtemelen şunlar olabilir:
1. Yapay zekanın düşünme ve cevaplama sırasında çok fazla metin üretmesi, çıktının okunup gerçekten anlaşılmasını zorlaştırıyor. Hatta bazen neredeyse imkansız hale getiriyor. Bu da bir insanın planın gerçekten doğru varsayımlar üzerine kurulup kurulmadığını incelemesini zorlaştırıyor.
2. Birçok insan, bir yazıyı veya bir sorunu metodik şekilde inceleme, anlama ve kritik etme becerilerini yeterince geliştirmiş durumda değil. Debug ederken probleme her açıdan rastgele saldıran, problem hakkında sakince düşünüp mantık yürütmeden hareket eden ve bu yüzden zaman kaybettiren çok mühendisle çalıştım. Şimdi o insanlar AI ile kod yazmaya çalışıyor. Maalesef AI, bu sorunların ölçeğini bu insanlarda daha da büyüttü.
3. Devamlı gördüğüm başka bir mantıksal hata ise, yapay zekanın bir şeyi bilmesi ile onu düşünürken çözümde kullanacağını yanılgısı. Bu belki de en büyük sorunlardan bir tanesi. Bu açıdan daha akıllı bir arama motoru gibi düşünebilirsiniz. Yani bilgi orada var, ama sizin o bilgiyi oradan çıkarmanız gerekiyor. Bunu yapay zeka kesin yapacak diye bir şey yok. Hatta bazen eski bilgiler üzerine de inşa edebiliyor düşüncelerini. Prompt'u doğru yazmak gerekiyor diyen cevapları da kabul etmiyorum. Çünkü o tür cevaplar sayfalarca prompt ile sonuçlanıyor. Bu da AI ile çalışmanın verimini azaltıyor.
Şu an aklıma gelmeyen başka sebepler de vardır. Sonra aklıma geldikçe onları da paylaşırım.
Ama bu ve benzeri sebeplerden dolayı, AI ile plan yapmak çıktının gerçekten istenilen kaliteye ve sonuca ulaşacağını garanti etmiyor.
O yüzden başka bir yaklaşım daha var. Aşağıda paylaştığım yaklaşım bende daha kaliteli sonuçlar veriyor.
To respond to the criticisms that Carrefour is a premium supermarket (which again, sort of misses the point that a basket of food in Turkey comes up as more expensive than in the UK) I have also done a basket from Waitrose, the "posh" UK supermarket. Again, I chose the cheapest comparable products available on the Waitrose website, which often means the "Essentials" range - from personal experience, these products are very decent and at the very least comparable with the cheapest products you get at Carrefour in Turkey.
Unfortunately for Turkey, it is again cheaper than the Turkish basket, coming out at £55.81, £16.18 cheaper than Carrefour.
The real big jumps in overall cost for Turkey are due to the red meat and instant coffee (again, ?!) prices.
I did not include any luxury items in either basket, such as imported chocolate or alcohol, which from my experience would make the Turkey basket price jump even higher.
And again, even discounting those products, the overall point is that prices in Turkey are overall comparable with those in the UK, where wages are much higher.
And another point is this: double digit inflation over a period of years in Turkey has made all these products much more expensive, as while wages have risen, those rises have not kept up with inflation.
And because of the Iran war, like elsewhere around the world, inflation forecasrs for the year are not as good as officials had hoped. Central Bank Governor Fatih Karahan has said today that the bank is now targeting a year-end inflation rate of 24%, up from the previous 16%.
EvSkor çıktı 🎉
eski evinizi açın, yaşadıklarınızı yazın.
Depozitoyu mu vermedi, kirayı 30 katına çıkarmak istedi de evden mi atıldınız.. Sizden sonraki kiracı neyi bilmeli?
iOS: https://t.co/m7rTvv5K09
Android: https://t.co/eQeJeVj1rh
Sosyal medya yasasıyla ilgili olarak anlaşılmayan çok şey var. Gerçek çok daha öcü arkadaşlar.
Sizin bilgilerinize ihtiyaçları yok. Sizi fişlemeye de ihtiyaçları yok. Bu bilgiyi işlemek zaten çok pahalı, gereksiz efor.
Ama siz şu anda izleneceğinizi biliyorsunuz. Devlet tarafından mercek altındaymış da her şeyinizi Akın Gürlek okuyormuş gibi gelecek. Öyle bir şey olmayacak tabii ama böyle hissetmeniz yeter.
Siz kendi kendinizi sansürleyeceksiniz zaten. Bunun da birkaç ayağı var.
1. Neyin suç olduğunu kestiremeyeceksin.
İngiltere'de "yasal, ama zararlı." tanımı var mesela. Muğlak, bulutsu, anlaşılmaz. Kafayı yedirir.
2. Sürekli hatırlatılacak.
Bu yasayı sessiz sedasız geçirebilirler miydi? Evet. AKP'yi tanıyorsak normalde böyle olması gerekirdi. Neleri geçirmediler. Ama bas bas bağırarak, haber ve lobi yaparak bunu yaptılar. Çünkü sizin bilmeniz gerekiyor.
3. Sadece devletten korkmayacaksınız.
Gerçek isminizi kullanmazsanız bile (yasa bunu kapsıyor mu bilmiyorum.) artık iş görüşmesinde sosyal medya hesaplarınızı trink diye bulacaklar.
İşte buna panoptikon etkisi diyorlar agam. İzlediğini bilen adamı izlemene gerek kalmaz zaten. Sosyal medya yasası da bu yüzden bağıra çağıra geçti.
Hiçbir şey yapmadan çok şey yaptılar çiçek gibi. Bundan sonra da hiçbir şey yapmayacaklar. Yalnızca sindirilen bir sürü insan olacak.
Instagram'da, TikTok'da komik siyasi editleri görmeyeceksiniz ama yasak olduğu için değil. Bunları gönderen adamlar sindiği için.
Sanırım siz oyun sektörü denilince 3-5 göbekli sakallı adam oyun yapıyor, biz de onları oynuyoruz zannediyorsunuz. Ancak şu anda oyun sektörü, eğlence sektörleri içerisindeki en büyük sektör (dizi, film, müzik endüstrisinin toplam değerinden bile büyük).
Haliyle bu kadar büyük bir sektörde bahsettiğiniz yaş sınırlaması gibi basit düzenlemelerin yıllardır yürürlükte olduğunu tahmin edebilirsiniz.
Yine aynı şekilde ebeveyn kontrol araçları da bu platformlarda mevcut durumda.
SMS atmak gibi lokal çözümlerin teknik anlamda mantığı yok. Çünkü çok daha basit çözümler halihazırda var.
* "Oyun yazılımcıları dernek başkanı ben ve bir grup milletvekiline “Oyun çocukları en fazla asosyal ve içine kapanık olur” dedi. Ben de o çocuklar sonra felakete yol açıyor dedim” sustu."
Susmasının sebebi bu açıklamayı trajik bulmasıdır diye düşünüyorum. Zira farklı şekillerde yapılan bir ton bilimsel araştırma, bireylerin şiddete yönelmesiyle oyunların bir alakası olmadığını kanıtlandı. 100 milyonlarca insanın dünya genelinde oynadığı bir şeyden bahsediyoruz. Sizse o insanlar arasından biri vahşice bir şey yaptığında suçu oyuna atıyorsunuz. Bu aynı marka peynir yiyen 1 milyon kişiden biri vahşi davranış gösterince suçu peynir üreticisine atmak gibi garip bir şey.
Bu mantığına göre dünya tarinin en kanlı dönemi olan 2. Dünya Savaşı da oyunlar yüzünden gaza gelinip yapılmış olabilir. Ancak mevzunun politik olduğu aşikar. Ben şimdi çıkıp "politik kişiler insanları şiddete yöneltiyor" desem kulağa nasıl gelir? Bu örneği çoğaltabiliriz. "Arka Sokaklar izleyenler şiddete yöneliyor", "Fenerbahçe maçı izleyenler şiddete yöneliyor" "Meclis konuşması izleyenler şiddete yöneliyor" "Tiktok'ta 1 saat üstü takılanlar şiddete yöneliyor" bakın böyle sabaha kadar bir sürü uydurma örnekleme yaparım.
Oyun dediğiniz şey derya deniz, tıpkı filmler ve dizilerde olduğu gibi daha ağır dram konularını işleyen yapımlar var, daha çocuk dostu olan yapımlar var. Ve yaş etiketleriyle tıpkı film ve diziler gibi bunların sınırları çizilmiş durumda. Sizse burada bir genelleme yapıp tüm oyunlar kötüdüre getiriyorsunuz işi. Maalesef bu durum kulağa komik geliyor.
Eminim ki bugüne kadar başardıklarınızla olsun, bilgi birikiminizle olsun benim fersah fersah ötemde birisinizdir. Fakat üzülerek söylüyorum yazdıklarınızla oyun sektörüyle alakalı 5 yaşındaki bir çocuk kadar bilginiz olmadığı izlenimini ediniyorum.
Söylemlerinize itiraz edenlere de "oyun lobisi" falan gibi garip yakıştırmalar da bulunuyorsunuz. Düz birer insanız hepimiz. Maalesef lobi yapacak bir gücümüz yok. Bizim gücümüz ortak bir kültürü paylaşmamız. Ve bu kültürü yasaklamak isteyenlere karşı birlikte ses çıkarmamız.
Kısaca özetlemek gerekirse şöyle hayal edin: Tüm filmleri yasaklamak istiyormuş gibi hayal edin kendinizi. Çocukların hiçbiri çocuk filmi dahil hiçbir filmi, diziyi izleyemeyecekmiş gibi hayal edin. Yapmaya çalıştığınız şey bu.
Bunu yaparsanız Türkiye'nin çok büyük potansiyel gösterdiği bir üretim alanını elinden almış olacaksınız. Oyun sektörü sadece vakit geçirdiğimiz bir alan değil, milyar dolarlık bir sektör haline geldi. Ve her geçen gün güçlenmeye devam ediyor. Dünyada belki de en önde koşabileceğimiz nadir alanlardan biri oyun sektörü. O kadar ciddi bir üretim hacmi var. Potansiyeli var. Siz farkında olarak ya da olmadan burada da bizi dünyanın gerisine itmeye çalışıyorsunuz.
Oyun dışında kalan kısmında bahsettiğiniz şeylerin bir kısmı zaten bizim de yıllardır söylediğimiz şeyler. Çocuklara alan açmak, aileleri dijital dünya hakkında eğitmek, bunlara kimsenin bir itirazı yok. Aksine defalarca kez söylendi bu konu. Çünkü özellikle yaşça büyükler anlamadıkları şeylerden korkuyorlar. Halbuki gerekli bilgilendirmeyle aslında bu işin hiç de sanıldığı gibi olmadığını çok daha iyi anlayacaklar.
Eğtim amaçlı kullanılan oyunlarla tanışacaklar, çocuk gelişimine her yaşta katkı sağlayabilecek, analitik yeteneği arttıracak yapımları bilecekler. Tüm dünyanın bu oyunları nasıl kullandığını görecekler. Bizim de istediğimiz bu, bilimin ışığında ailelere bu konuyla ilgili eğitimler verilmesi.
Çocukları korumanın yolu onları tüm dünyadaki yaşıtlarının faydalandığı bir şeyden alıkoymak değil. Onları nasıl doğru kullanabileceklerini eğitim yolulya gösterebilmek.
Günlerdir okuyorum yazılanları. Tam bir fikir kakafonisi. Herkes bir şeyleri yasaklatmak peşinde (birçoğu fırsat bilip nefret ettiği şeyi yasaklatma peşinde) ama asıl mesele sistemsizlik. Yani kimse sistemin inşa edilmesi gerekliliğinden bahsetmiyor çünkü zor olan, vakit alan bu. Bir şeyi yasaklamak, bataklıktaki sineği öldürmekle aynı; sistemi inşa etmek ise bataklığı kurutmak. Türkiye bağlamında bu "kurutma" işlemi; okul psikolojik danışmanlık birimlerinin gerçek birer "erken uyarı mekanizması" haline getirilmesini ve daha birçok şeyi gerektiriyor. Biri "internet" diyor, diğeri "batı kültürü". Bu suçlamalar asıl meseleyi, yani denetimsizliği ve kopukluğu maskeliyor. Kimse "bu çocuk bu noktaya gelene kadar biz neredeydik?" diye sormuyor. Ha yani belli yasaklar da bu sürece dahil olabilir tabii ki ama tek başına yasak çözüm değl.
Günümüzde gençlerin örgütlenme kanalları kapandı. Siyaset tartışma, birlikte bir umudu inşa etme kanalları kapandıkça savrulan gençler kendilerini online nefret topluluklarında daha fazla buluyor.
Bu yüzden özellikle bilim topluluklarını, sanat topluluklarını çok önemsiyorum. Gençlerin beraber üretebileceği alanları açmamız, onları tutmamız, beraber devinmemiz gerekiyor. Andrew Tate ve onun Discord uzantılarından önce gençleri biz tutmalıyız.
Ama biz ne yapıyoruz? Lise kulüplerini ortadan kaldırıyoruz. Üniversite kulüpleri ödenek bulamıyor. Apartmanlara eğitim kurumları dikip, her yere bir kolej açıyoruz, sosyalleşmeyi sınıfsal hale getiriyor, devlet okullarına sahip çıkmıyoruz.
Geceye son mesajım bu olsun. Başarabilmek temennisiyle.
@orko_8 Arda bey, bir çok marka ve klavye denemiş biri olarak, bence keychron K5 max tam size göre. (gamer klavyesi gibi de durmuyor. ledler kapatılabilir ,ofiste kullanıyorum). epomaker rt100 de güzel ve %100. iso ve ansi seçenekleri mevcut. tüm bunları da logitech 915'ten yazıyorum :).