Ve elbette ki, sevgilim, elbet, // dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya, // dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla // bu güzelim memlekette hürriyet...
Nazım Hikmet
Demokrasi yarışından korktu diplomamı iptal ettirdi.
Tutuklanıp hücreye atılmamı istedi.
Sesimi, yüzümü, fotoğrafımı yasaklattı.
Sosyal medya hesabımı defalarca kapattırdı.
Yetmedi, mahkemede savunma hakkımı dahi engelletti.
Sanıklara soru sormama bile tahammül gösteremedi.
Şimdi ise bana yaptırmadıkları savunmamın yer aldığı “Millet Şahidimdir” kitabımı daha yayınlanmadan yasaklattı.
Emniyet güçleri eliyle matbaalar basıldı ve kitaplar toplandı.
Yılmayacağım!
Susmayacağım!
Durmayacak ve teslim olmayacağım!
Milletle beraber bu kitabı milyonlar okuyacak.
Savunmamı herkes görecek. Yasakçılar dahil!
Millet şahidimizdir!
Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nun sosyal medya hesapları defalarca engellendi.
Sesi, görüntüsü, resimleri, posterleri yasaklandı.
Şimdi de mahkemede yaptığı savunmasının yer aldığı kitap hakkında yasak ve toplama kararı alındı.
Siyasi rakibini baskıyla engelleyeceğini sanan, darbe dönemini aratmayan uygulamalar ile her gün yeni utançlara imza atan ceberrut iktidarı göndereceğiz.
Zulme teslim olmayacağız!
Branko Milanovic: "Askeri Keynesçilik hükümetlerin fazlasıyla işine geldi, çünkü ülkeler ciddi bir sanayisizleşme gerçeğiyle karşı karşıya kaldı. Çin, son olarak otomobil üretimi de dahil olmak üzere her alanda onları geride bırakıyor ve vaktiyle Almanya’nın elinde olan pazarları devralıyor. Daha sert bir ifadeyle belirtmek gerekirse; otomobil üretiminde Çin ile rekabet edemeyeceklerini anladıkları noktada tank üretmeye karar verdiler, zira tank üretiminde küresel bir rekabetle karşılaşmazsınız, tankı kendi içinizde üretirsiniz. Askeri Keynesçilik ve güvenliği takıntı haline getirme eğilimi, özellikle Avrupa’nın sınai ve imalat üretimi yarışında tutunamayarak yaşadığı ekonomik başarısızlığın bir sonucudur. Yapay zeka ve üst düzey teknolojilerde artık yalnızca Çin ile değil, giderek Hindistan ile de yarışamaz hale geldiler." https://t.co/JUxAfDtcD1
11 yıl önce bugün 37 izleyici ile başladığım Patronsuz Yayın yolculuğunda beni yalnız bırakmayan, kurduğum hayalin yaşaması için omuz veren herkese binlerce kez teşekkür ederim. Karnımızdan konuşmadan, eğip bükmeden, güçlüden değil haklıdan yana olmaya devam...
Nice yıllara, birlikte...
NOT: 11. yıl logomuz yine kardeşim @photoobi 'den.
NOT 2: 1. foto 26 Ağustos 2015, 2. fotoğrafı bu sabah yayın için çektim. Evet, 11 yılda epeyce hırpalanmışız, olur o kadar :)
Ruşen Çakır (@cakir_rusen), bugünkü yayınını gazeteci Ünsal Ünlü'ye (@unsalunlu) ithaf etti:
"Bağımsız gazeteciliğin en önde gelen isimlerinden. Ünsal ile birçok konuda farklı düşünüyoruz ama bu dostluğumuza mani değil. Bağımsız, özgür gazetecilik yapıyoruz. Ünsal, özgür gazeteciliğin simge isimlerinden biri olarak takdiri fazlasıyla hak ediyor"
🔗 https://t.co/WBiiJ7LdMg
Madenciler patronu bir kez daha yendi, birleşen işçilerin yenilmeyeceğini gösterdi! Genel Başkanımız Erkan Baş:
"Onların tek bir gücü var: Bizi yalnızlaştırmaları. İşçi sınıfı birleşince her şey değişir arkadaşlar! Bütün madenci arkadaşlarımızı, eşlerini, çocuklarını yürekten kutluyorum. Direnişimiz yeni direnişlerin, yeni mücadelelerin, yeni zaferlerin başlangıcı olacak! "
"18 yaş üstü" için kullanılan kalıbın doğrusu "+18" değil; "18+".
"+18", herhangi bir yaşın 18 fazlası anlamına gelebilir (belki).
En basit şeyler bile gündelik yaşama yanlış yerleşebiliyor. Ama neden ve nasıl oluyor, muamma.
MADENCİLER KAZANDI, İŞÇİLER KAZANDI!
Basına ve kamuoyuna,
Direnişimizin 18. gününde Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin tüm yasal talepleriyle beraber kazanımla sonuçlandığını gururla duyururuz. Direnişimiz boyunca 8 kere gözaltına alındık, Enerji Bakanlığı önünde günlerce güneşin altında bekletildik, sendikamız Genel Başkanı Gökay Çakır ve Başaran Aksu tutuklandı, türlü baskılarla karşılaştık ama yılmadık! Halkımızın sonsuz desteği ve dayanışması ile bir uzlaşıya varılmıştır.
Yıldızlar SSS Holding’in 20 yıldır yarattığı sorunlar, yarattığı hak kayıpları her bir işçi için çeşitli ve katmanlaşmıştır. Yasal olan tüm alacaklar uzlaşı kapsamında belirlenmiş ve ödenmeleri hususunda anlaşmaya varılmıştır. Anlaşma uyarınca alacaklarımızın bir kısmı peşin yatırılmış, kalan kısmı için 40 günlük bir ödemeye planı hazırlanmış ve bu plan arabuluculuk tutanağı ile tartışmasız bir hale getirilmiştir. Bu halde direnişi kazanım ile bitirme konusunda yapılan ve tüm madencilerden oluşan oylamada firesiz bir şekilde direnişi kazanımla bitirme kararı alınmıştır.
28 Nisan 2026 tarihinde varılan uzlaşıya garantör olan İçişleri Bakanı ve Yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve Yardımcısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve Yardımcısı, ilgili bakanlıkların yüksek bürokratları, Emniyet Genel Müdürü verdikleri sözlerde durmamış, holdingi korumak için seferber olmuşlardır. Tüm karşı koymalara rağmen, madenciler kendi dertlerini kendileri çözmüş, direnişi kendi öz güçleri ile kazanımla sonuçlandırmışlardır. Kamuoyu ve madenciler, madencilere reva görülen bu şartları unutmayacaktır.
3 Bakanlığın bu işi çözemediği ve çözmek istemediği anlaşılınca madenciler, Türkiye’deki her devlet kurumunun işaret ettiği Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne yürüme kararı almıştır. Bu kararın ardından Enerji Bakanlığı, direnişimizin 16. Gününde madencileri muhatap olarak görmeye karar vermiş ve ilk görüşme sağlanmıştır. Sendikamızın genel tavrı olarak görüşmeye ve uzlaşıya olan saygımızdan dolayı yürüyüşümüzü ertelemiştik. Ancak hemen ardından Genel Başkanımız Gökay Çakır ve Başaran Aksu, Külliyeye yürüme iradesi gösterdikleri için cezalandırılmaya kalkılmış ve tutuklanmışlardır. Tekrar ve tekrar altını çiziyoruz; Bizler meşruluğumuzu işçi sınıfından, madencilerden alıyoruz. Bizleri cezalandırma yetkisi yalnız onlardadır! Gökay Çakır ve Başaran Aksu derhal serbest bırakılmalı, 20 yıllık bu soyguna izin verenler tutuklanmalıdır!
Nisan ayında başladığımız ve üç etap süren Yıldızlar SSS Holding direnişimiz boyunca dayanışmasını bir an olsun esirgemeyen başta halkımıza, fabrika fabrika madencinin sesi olan işçilere, patron-sarı sendika ağıyla mücadele eden az sayıdaki sendikalara, emek ve demokrasi kurumlarına, siyasi parti ve milletvekillerine teşekkür ederiz.
Bizimle yürüyen, güneşin altında bekleyen, madencilerle esmerleşen basın emekçilerine ayrı bir teşekkürü borç biliriz. Oldukça iyi bildiğimiz ağır ve kötü çalışma şartlarında çalıştırılan muhabir dostlarımızın hepsine madenciler olarak minnettarız.
Bu zaferimizi tüm işçi sınıfına armağan ediyoruz.
Asla geri adım atmayacağız!
Hepimiz Gökay Çakır’ız, hepimiz Başaran Aksu’yuz!
Bağımsız Maden İşçileri Sendikası
Troll saldırısı başlamış…
Aynı görseller, aynı sorular, aynı cümleler peş peşe servis ediliyor.
Demek ki bu akşamki yayın daha başlamadan birilerini ciddi biçimde rahatsız etmiş.Ateş bacayı sarmış!
Ama gündemi değiştiremeyeceksiniz.
Bu akşam saat 21.00’de; Gökçek ailesinin Almanya’daki milyonlarca dolarlık yatırımlarını, bu servetin nasıl oluştuğunu, paranın Türkiye’den yurt dışına nasıl taşındığını ve nelerin satın alındığını belgeleriyle anlatacağım.
Troller konuşsun, saat 21.00’de belgeler konuşacak.
Bekliyoruz👇
https://t.co/HrmgXJnfeK
2006'da Phoenix'ten yayımlanan Michael A. Lebowitz'in Kapital’in Ötesi : Marx ve İşçi Sınıfının Politik İktisadı kitanı Arif Geniş'in çevirisiyle @DipnotY'dan yayımlanıyor.
Kapital, sermayenin nasıl büyüdüğünü bütünlüklü biçimde çözümlerken işçiyi çoğu kez sermayenin etkide bulunduğu bir nesne olarak bırakır. Michael Lebowitz bu eksikliği Marx’ın tasarladığı hâlde yazamadığı ücretli emek kitabından hareketle inceliyor ve çözümlemenin yönünü sermayeden işçilerin ihtiyaçlarına, mücadelelerine ve bu mücadeleler içinde geçirdikleri dönüşüme çeviriyor. İşgününün kısaltılması için verilen mücadele burada ücret ile boş zaman arasındaki basit bir pazarlık değildir: İşçiler birlikte hareket ederken kendi güçlerini tanır, yeni ihtiyaçlar ve yetenekler edinir, sermayeye bağımlılıklarını aşabilecek bir özne hâline gelirler. Böylece kapitalizmin devamı ekonomik yasalarla açıklanamaz; işçilerin sermaye ilişkisi içinde nasıl yeniden üretildiğine de bakmak gerekir. Lebowitz’in “işçi sınıfının politik iktisadı” dediği yaklaşım, fabrika emeğinin sınırlarını aşarak ev içindeki görünmeyen emeği, topluluk mücadelelerini ve farklı biçimlerde yoksunlaştırılan üreticileri kolektif işçinin parçaları olarak aynı düşünsel çerçevede buluşturur.
Gökay Çakır ve Başaran Aksu ayakkabıları parçalanmış madencilerin onurlarını korudukları için tutuklanmaya sevk edildi.
Madencinin ekmeği de onuru da mücadele ile korunur.
📷SenemIlgaz
#MadenciMutlakaKazanacacak
Frederic Bastiat diye bir abimizin Ekonomik Safsatalar diye bir kitabi var, 1845’te yayınlanmış.
Böyle bir şey olamaz.
İkinci serinin ilk bölümünde diyor ki insan ihtiyaçlarını 2 şekilde karşılayabilir; üretim veya yağma.
Bir toplumda, diyor, eğer yağma yeterince yaygınlaşırsa,
In 1927, foreign workers’ delegates asked Stalin why a Social-Democratic party was not allowed in the Soviet Union. Here was his answer:
“ A Social-Democratic party (that is, a Menshevik party) is not allowed in the Soviet Union for the same reason that counter-revolutionaries are not allowed here. Perhaps this may surprise you, but there is nothing surprising about it.
The conditions under which our country developed, the history of its development, are such that, whereas under the tsarist regime Social-Democracy was a more or less revolutionary party, after the overthrow of tsarism, under Kerensky, it became a government party, a bourgeois party, a party standing for imperialist war, and after the October Revolution it became a party of open counter-revolution, a party standing for the restoration of capitalism.
You must surely be aware that the Social-Democrats in our country took part in the Civil War on the side of Kolchak and Denikin, against Soviet power. At the present time that party stands for the restoration of capitalism, the liquidation of the Soviet system.
I think that this evolution of Social-Democracy is typical of it not only in the U.S.S.R., but also in other countries. In our country Social-Democracy was more or less revolutionary so long as the tsarist regime existed. That, in fact, explains why we Bolsheviks, together with the Mensheviks, that is, the Social-Democrats, formed one party. Social-Democracy becomes a bourgeois party, of the opposition or of the government, when the so-called democratic bourgeoisie comes into power. Social-Democracy turns into a party of open counter-revolution when the revolutionary proletariat comes into power.”
A delegate: Does that mean that Social-Democracy is a counter-revolutionary force only here, in the Soviet Union, or can it be described as a counter-revolutionary force in other countries too?
Stalin: “I have already said that there is some difference here.
In the land of the proletarian dictatorship, Social-Democracy is a counter-revolutionary force striving for the restoration of capitalism and for the liquidation of the proletarian dictatorship in the name of bourgeois "democracy."
In the capitalist countries, where the proletariat is not yet in power, Social-Democracy is either an opposition party in relation to capitalist rule, or a semi-government party in alliance with the liberal bourgeoisie against the most reactionary forces of capitalism and also against the revolutionary working-class movement, or else an out-and-out government party directly and openly defending capitalism and bourgeois "democracy" against the revolutionary proletarian movement.
It becomes out-and-out counter-revolutionary, and its counter-revolutionary activities are directed against the proletarian regime, only when the latter has become a reality.”
Karahantepe'de yüzüne çıkarılan ve yaklaşık 11.000 yıl öncesine tarihlenen, bir leopar üzerinde oturan insan figürü, Anadolu’nun binlerce yıllık görsel belleğini yeniden düşünmek açısından dikkat çekici bir örnek sunmaktadır.
Benzer bir ikonografik kurguya, yüzyıllar sonra Osmanlı resim sanatının önemli örneklerinden biri olan Falnâme nüshasında da rastlanmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine 1703 numarada kayıtlı eserin 24b varağında, Lokman Hekim’in yine benzer şekilde leopar üzerinde betimlendiği sahne yer almaktadır.
Falnâme’de bu tasvir, hayırlı haberlerin ve sıkıntılardan kurtuluşun işareti olarak yorumlanır. Fal metninde, kendisine hikmet verilmiş büyük bir din ve ilim insanı olan Lokman Hekim’in görülmesi; eziyet, hastalık, sıkıntı, bela ve güçlüklerden kurtuluşa, ayrıca yolculuğa çıkılması hâlinde fayda elde edileceğine işaret etmektedir.
Aralarında doğrudan tarihsel bir bağ kurmak mümkün olmasa da, insan ve güçlü bir yırtıcı hayvanın birlikte kurgulanması bakımından ortaya çıkan görsel benzerlik son derece dikkat çekicidir.
Görüntüleri yan yana birleştiren @SergenCirkin teşekkürler
Hannah Arendt’ten müthiş tespit:
"Sürekli yalan söylemenin amacı insanları bir yalana inandırmak değil, artık kimsenin hiçbir şeye inanmamasını sağlamaktır. Doğruyu yanlıştan ayırt edemeyen bir halk, iyiyi kötülükten de ayırt edemez. Ve böyle bir halk, düşünme ve yargılama gücünden yoksun bırakıldığında, bilmeden ve istemeyerek tamamen yalanların egemenliğine boyun eğmiş olur. Böyle bir halkla istediğinizi yapabilirsiniz."