Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan:
Karabağ'da toprak kaybettik diyorlar. O topraklar nasıl bizimdi? Nasıl bizimdi?
Ölülerin arkasından konuşmak istemem ama orası buğday eken birkaç generalin kontrolü altındaydı.
Orada bir okul mu yaptık, bir fabrika mı kurduk, orada yaşadık mı, bir yerleşim mi oluşturduk... Nasıl bizimdi?
Bizim değildi. Bizim değildi.
@argeolog_ Fi tarihinden kalma bir sistemde nested şekilde subquerylerle sonuç almaya çalıştığına eminim ama ispatlayamam. Bu işi önce DB seviyesinde çözmek şart. Güzel bir SQL yazmak üzere ortak çalışma isterim ya da view verin derim.
Bu şarkılar nasıl tutuyor, kim bunları dinliyor gibi soruların cevabı işte bu davada!
Duyduğunuz abuk subuk müziklerin ve hayatımıza musallat olan garip tiplerin de sebebi bu ..
İslam ve siyer tarihine bakıldığında Hz.Muhammed’eﷺ en fazla kötülük yapan kişinin peygamberin “cehaletin babası”, “bu ümmetin firavunu” diyerek rahatsızlığını ifade ettiği Amr bin Hişam, nam-ı diğer Ebu Cehil’di. Kureyş Kabilesi’nin Mahzumoğulları klanındandı. Kureyş’i Bedir’de Müslümanlarla savaşa o teşvik etmiş, orada öldürülene kadar da fitne ve kötülüklerinden asla vazgeçmemişti.
İşte bu Ebu Cehil’in en az kendisi kadar İslam’dan ve Müslümanlardan nefret eden İkrime adlı bir oğlu vardı. İkrime sahabelerin “herkes Müslüman olur ama şu on kişi asla olmaz” dedikleri on kişiden biriydi.
Bu on kişi:
Halid b. Velid Amr b. As Ebû Süfyan b. Harb Hanımı Hind bint Utbe Safvan b. Ümeyye Ebû Süfyan b. Haris Osman b. Talha Süheyl b. Amr Velid b. Ukbe b. Ebi Muayt İkrime b. Ebi Cehil’di.
İslam’a ve Müslümanlara karşı nefretleriyle nam salan bu on kişinin tamamı zamanla Müslüman oldu.
İkrime Mekke’nin fethi sırasında dahi topladığı adamlarıyla Müslümanlara karşı savaşmış, başaramayacağını görünce kaçmıştı. Eşi Hz.Muhammed ﷺ ile görüşmüş, bağışlanmasını sağlamıştı. Peygamber sözünün belgesi olarak sarığını göndermişti. Mekke’de elinde bu sarıkla gelip “Ey Muhammed bu kadın bu sarıkla gelip senin bana aman verdiğini söyledi” diyince “Evet, doğrudur sen güvendesin” cevabını almış, “Peki Müslüman olmam şartıyla mı bu aman” diye sorunca da “Hayır, olmak zorunda değilsin” denilmişti. İkrime gördüğü bu asil tutum karşısında Müslüman oldu. Mute Savaşı’nda Romalılarla savaşırken şehit oldu.
Hz.Muhammedﷺ İkrime’nin geldiğini görünce yanındakilere:
“İkrime bin Ebu Cehil size, yanınıza mümin ve muhacir olarak geliyor. Sakın onun babasına sövmeyin, kötü söz söylemeyin! Çünkü ölmüş kimseye sövmek ona ulaşmadığı gibi diriye de eziyet verir” demişti. İkrime Müslüman olduktan sonra da baba adının Ebu Cehil olarak değil, İkrime bin Amr bin Hişam olarak anılmasını söylemişti.
Bir gün İslam ordusu Bedir yakınlarından geçerken sahabelerin bir kısmı orada öldürülen Ebu Cehil’e sövüp hakaret etmiş, bu durum da İkrime’yi üzmüştü. Hz.Muhammedﷺ yine arkadaşlarını uyarmış, “Ölülere sövmek dirileri incitir” diyerek onları bundan men etmişti.
Yukarıda İslam’dan en çok nefret eden ama sonunda tamamı Müslüman olan bu on kişi bugün yaşıyor olsalardı sizce bize, bizim nefret dilimize, üslubumuza bakıp Müslüman olurlar mıydı?
Ölüler hakkında Hz.Muhammedﷺ bize “Onlar hakkında ya hayır konuşun ya da susun” diye öğüt verdi.
“Ateşi bol olsun, geberdi gitti, kafirdi, cehennemin dibine gitsin” diyen söylemler yakışıyor mu hiç? “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” ibaresindeki örneklik hali bu mudur? Müslüman elinden ve dilinden insanların emin olması gereken kişi değil midir?
Uçana kaçana bu kadar kin, nefret, ağız dolusu hakaret, telafisi zor kalp kırıcı sözlerle ne elde edilebilir? İslam bu lümpen tavırlarla mı savunulur? “Kötü bir söz işittiklerinde selam der geçerler” şiarını neden unutuyoruz?
Hz.Muhammed’inﷺ sözüyle bitirelim:
“Din güzel ahlaktır / Utanmıyorsan dilediğini yap.”
V’esselam
@cakmakci Bunu bir çeşit yeni kavimler göçü olarak görmek lazım. Nasıl ki "misafir" işçilerin hepsi Almanya'dan geri dönmediyse sığınmacıların da hepsi dönmeyecek. Asıl soru biz bunu nasıl yöneteceğiz?