Ömer Hayyam bu şiiri tam 800 yıl önce yazmış!
"Irmaklarından şaraplar akacak" diyorsun
Cennet-i alâ meyhane midir?
"Her mümin'e iki huri" diyorsun
Cennet-i alâ kerhane midir?
Tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı
Niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?
Bir sarhoş Arap, devesini vurmuş Hamza'nın
Peygamber de yasak etmiş Arap’a şarabı.
Beni özene bezene yaratan kim? Sen.
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana,
O zaman nedir o cennet cehennem?
Kim senin "yasa"nı çiğnemedi ki söyle?
Günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle.
Yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer,
Seninle benim aramda ne fark kalır ki, söyle?
Tanrı bizi çamurdan yarattığında
Biliyordu bu dünyada ne işimiz olacak.
İşlediğim günahlar hep onun emriyledir,
O halde cehennemde beni niçin yakacak?
İsyan edip karşında duracağım, neredesin?
Karanlığı, ışığa yoracağım, neredesin?
İbadete karşılık cenneti alacaksam,
"Bağış mı, ticaret mi?" diye soracağım, neredesin?
Kör cehalet çirkefleştirir insanları.
Suskunluğum asaletimdendir.
Her lafa verecek bir cevabım var elbet,
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye.
Dünya, üç beş bilgisizin elinde.
Sanırlar ki tüm bilgiler kendilerinde.
Üzülme, eşek eşeği beğenir;
Bir hayır var sana kötü demelerinde.
Sen bu dünyanın sırrına eremezsin.
Erenlerin dilini de sökemezsin.
Öyleyse iç şarabı, cennet et dünyayı;
Öteki cennete ya girer, ya giremezsin.
Niceleri geldi, neler istediler.
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.
İçin temiz olmadıktan sonra,
Hacı hoca olmuşsun kaç para?
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?
Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Bana da sapık, dinsiz der durursun.
Peki ben ne görünüyorsam O’yum,
Ya sen ne görünüyorsan O musun?
Sen içmiyorsan içenleri kınama bari.
Bırak aldatmacayı, ikiyüzlülükleri.
"Şarap içmem" diye övünüyorsun ama,
Yediğin haltlar yanında şarap nedir ki?
Ey kara cübbeli, senin gündüzün gece.
Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere.
Onlar Yaratan'ın sanatı peşindeler;
Seninse aklın abdest bozan şeylerde...
Ben kadehten çekmem artık elimi;
Tutmam senin kitabını, minberini.
Sen kuru bir softasın, ben yaş bir sapık.
Cehennemde sen mi daha iyi yanarsın, ben mi?..
Seni kuru softaların softası seni!
Seni cehenneme kömür olası seni!
Sen mi haktan rahmet dileyeceksin bana?
Hakk’a akıl öğretmek senin haddine mi?
Yaşamın sırlarını bileydin,
Ölümün de sırlarını çözerdin.
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok,
Yarın akılsız neyi bileceksin?
Ey kör!
Bu yer, bu gök, bu yıldızlar... boştur, boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut, hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende,
Bir nefestir alacağın — o da boştur, boş!
OKUMAYA DEĞER BİR YAZI
Kanada'da mercimek yoktu, 1972 yılında üniversitelerinde mahsül üretim merkezi kurdular, mercimek araştırmalarına başladılar, hatta ürün çeşitliliği için Türkiye'den mercimek örneği aldılar.
Bizim çok da umrumuzda olmadığı için, bugün Kanada'dan mercimek ithal ediyoruz, mercimek ithalatımızın yüzde 80'i Kanada'dan.
Yoğurt… Biz icat ettik, adını biz koyduk, dünyanın hangi lisan konuşulan ülkesine giderseniz gidin, yoğurdun üzerinde Türkçe “yoğurt” yazar, gurbet ellerde marketleri dolaşırken, rafta akrabanı görmüş gibi olursun, sarılasın gelir.
Ama bizim çok da umrumuzda olmadığı için, durup dururken yoğurdumuzun standardı değiştirildi, AB'ye uyum ayağıyla protein oranı düşürüldü, yüzde 12 oranında yağsız kuru madde bulunması şartı tamamen kaldırıldı.
Geleneksel olarak sade tüketilen, kıvamlı, koyu Türk yoğurdu, cıvık hale getirildi. Böylece, Türk pazarında yer bulamayan, meyveli, cıvık Avrupa malı yoğurtlara yol açıldı. Çok kısa sürede çocuklarımızın yoğurt konusundaki damak zevki değişti.
İnek ithal ediyoruz, koyun ithal ediyoruz, çok da umrumuzda değil, aynı zamanda, uğurböceği ithal ediyoruz. Hani “uç uç böcecik annen sana terlik pabuç alacak” var ya, işte onu ithal ediyoruz. Tarımdaki zararlıları yok etmeye yarıyorlar. İthal tarım ilaçlarıyla bizim uğurböceklerinin neslini yok ettik, şimdi, tarımdaki zararlıları yok etsinler diye İspanyol uğurböceklerini ithal ediyoruz.
Süt ürünlerinde kullanmak için “bakteri” ithal ediyoruz. Çok da umrumuzda olmadığı için “yerli ve milli” bakterimiz yok mu birader diye düşünmüyoruz!
Fare ithal ediyoruz, laboratuvarlarda deney yapmak için memlekette fare bulamıyoruz iyi mi…
Memleketin adı Turkey, çok da umrumuzda olmadığı için hindi ithal ediyoruz.
Angola, Eritre, Kongo gibi Afrika'nın gelişmiş ülkelerinden (!) saman ithal ettiğimizi zaten biliyorsunuz…
Çok da umrumuzda olmadığı için solucan ithal ediyoruz.
İthal ettiğimiz solucanlarla gübre yapıyoruz. Çünkü sadece toprağın üstünü değil, toprağın altındaki yaşamı da kuruttuk. Elalemin solucanını ithal etmezsek, bu memlekette gübre bile üretemiyoruz.
Narenciye para etmiyor, dalında çürümeye bırakıyoruz, ağaçları söküyoruz. Çok da umrumuzda olmadığı için, ilaç ve çay üretimi için, portakal kabuğu, mandalina kabuğu, limon kabuğu ithal ediyoruz.
İskenderun demir çelik, Ruslar yaptı, parasını domatesle ödedik.
Seydişehir alüminyum, Ruslar yaptı, parasını portakalla ödedik.
Aliağa rafinerisi, Ruslar yaptı, parasını salatalıkla ödedik.
Oymapınar barajı, Ruslar yaptı, parasını mandalinayla ödedik.
Türk tekstilinin temeli, Nazilli Sümerbank basma fabrikası, Ruslar yaptı, bir lira bile vermedik, kabak biber greyfurtla ödedik.
Sebzemiz meyvemiz narenciyemiz işte bu kadar kıymetliydi.
Çok da umrumuzda olmadığı için, hem bu hayati tesislerimizi sattık savdık, peşkeş çektik, imha ettik, hem de sebzemizi meyvemizi artık “çöp” fiyatına bile ihraç edemez hale geldik.
Üç tarafımız denizlerle çevrili, iç denizimiz var, deniz büyüklüğünde göllerimiz var, çok da şeyimizde olmadığı için barbun Senegal'den geliyor, kalamar Hindistan'dan, ahtapot İspanya'dan, karides Endonezya'dan, midye Şili'den lagos Mısır'dan, kalkan Romanya'dan, uskumru Norveç'ten, sinarit Gana'dan, lüks otellerde yediğiniz kılıç şişler aslında Çin'den ithal köpek balığı…
Karadeniz'de 26 balığın neslini kuruttuk, Marmara'da 125 balığın neslini tükettik, tarlada çipura yetiştirmeye çalışıyoruz. Sardalya festivali düzenliyoruz ama, çok da umrumuzda olmadığı için sardalya Yunanistan'dan geliyor.
Çok da umrumuzda olmadığı için, 2002'den beri, toplam tarım alanımız 26 milyon hektardan 23 milyon hektara geriledi.
Ekilen tarım alanımız 18 milyon hektardan 15 milyon hektara geriledi.
Ayrıca, şu anda 4 milyon hektarlık alan, maddi imkansızlıklar nedeniyle ekilemiyor.
@13burctahmin Yay burcu olarak ne zaman böyle benim günümmüş diye akşamdan inansam ertesi sabahtan her şey tersine oluyor. Hadi bu sefer kırılsın o şanssızlık bakalım. İnanıyorum sana 13. Burç 👋
“Anne babayı uzaktan sevmek kolaydır. Zor olan yanlarında yaşayıp her anlarını görmektir. Uzaktaki evlat hayırlıdır. Aynı evin içindeki evlatlar ise bütün sıkıntıyı yüklenmelerine ve hatta evi çekip çevirmelerine rağmen sorunludur. Bu gözlemim hiç şaşmadı.”
Dekolte giysili kadınlara öfke duyan vaizler neden kimi Kur'an kurslarında tecavüze uğrayan çocuklara ilişkin tek söz etmiyorlar? Gerçekten merak ediyorum.
Kendi içmez, içeni kınamaya bayılır,
Yüzünden aldatmaca, sahtekarlık yayılır.
Rakı içmiyor diye, kasılıp gezer ama
Yedikleri yanında rakı meze sayılır.
/ Ömer Hayyam
Sevgili Twitter kullanıcısı, bu tweet bir şekilde karşına çıktıysa, yollarımız kesişmeli demektir. Ben Tuğrul. 16 aylık, SMA Tip1 hastası bir bebeğim. Defalarca yoğun bakıma girdim, entübe edildim. Ama savaşmaktan hiç vazgeçmedim. Ben bu küçücük halimle