***
1- Eğer Tayyip gözlerimi kaparım , işimi yaparım dese bile;
2- SEÇSİS ile seçim hileleri önlenebilecekse,
YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK HEVESLİLERİNE ONURSAL CUMHURİYET BAŞSAVCISI
SABİH KANADOĞLU'NDAN UYARI
***
Kimse kendi kendine gelin, güvey olmasın!
***
YENİ ANAYASA
***
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun Yeni Anayasa konusundaki görüşleri:
***
1. Bu meclis; dört yıl için yasama yetkisi almıştır.
2. Meclis üyeleri mevcut anayasaya sadakat yemini etmiştir.
3. 1. ve 2. maddelerde belirtilen nedenlerle bu meclisin bir yeni anayasa yapma yetkisi yoktur.
4. Yeni bir anayasa yapma şartları oluşturmak için,
a. Önce halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği halkoylamasına sunulur.
b. Nitelikli çoğunlukla kabul edildiği takdirde barajsız bir seçimle bir kurucu meclis oluşturulur.
c. Bu kurucu meclisin hazırlayacağı yeni anayasa taslağı yeniden referanduma sunulur.
***
EĞER; ÜLKENİZİ SEVİYOR VE KORUMAK İSTİYORSANIZ , BU YORUMUN YAYILMASINA PAYLAŞARAK YARDIMCI OLUNUZ ...
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu
Sultan, pazarda fiyatı yüz köleden daha yüksek olan bir kadının satıldığını öğrenir.
Fiyatını bu kadar yüksek kılan şeyin ne olduğunu görmek için köleyi huzuruna getirtir.
Kadın, daha önce hiçbir kölede görmediği bir vakarla sultanın huzuruna çıkar.
Bunu gören sultan, "Söyleyin, fiyatınız neden bu kadar yüksek?" diye sorunca.
Köle, "Çünkü ben zekâmla öne çıkıyorum," diye cevap verir.
Meraklanan sultan, "Sana bir soru yönelteceğim. Doğru cevaplarsan seni serbest bırakabilirim. Yoksa kellen gider," diye hitap eder ve hemen soruyu yöneltir.
— Söyle bana, en güzel giysi, en hoş parfüm, en lezzetli yemek, en yumuşak yatak ve en güzel ülke hangisidir?
Köle orada bulunanlara dönerek, "Eşyalarımı ve atımı hazırlayın, çünkü bu saraydan özgür bir kadın olarak ayrılıyorum" der.
— En güzel giysi, yalnızca bir elbisesi olan fakir adamın giydiğidir; çünkü o elbise ona kışın da yazın da yakışır.
— En hoş koku anne kokusudur, hatta o anne hayatı boyunca yalnızca gübre temizlese bile..
— En lezzetli yemek açken yediğiniz yemektir; bayat ekmek bile aç bir insan için dünyanın en lezzetli nimettir.
— En yumuşak yatak, üzerinde huzur içinde uyuduğunuz yataktır. Eğer; adaletsiz, vicdansız yaşayan biriyseniz, altından yapılmış olsa bile o yatak size diken olup batar.
Kadın doğru cevaplar verdiğini düşünerek kapıya doğru yürürken sultan yüksek sesle bağırır, "DUR! Son soruma cevap vermedin!"
Kadın sultana döner, "En güzel ülke, özgür olan ve cahil insanlar tarafından yönetilmeyen ülkedir" der. Sultan başıyla onaylar. Kadın oradan derhal uzaklaşır.
Doğru cevabı vermiş ve böylece özgürlüğüne kavuşmuştur.
Evet, haklıdır. En güzel ülke cahil insanlar tarafından yönetilmeyen ülkedir. İster nehirlerinden altın aksın, ister ağaçları elmas ve zümrüt versin, ister toprağının her karışı bereket içinde olsun cahillerin elinde cennet cehennem olur...
Alıntıdır.....
Bazı insanlar tecrübeydi...
Bazı insanlar iyi ki vardı...
Bazı insanlara ne gerek vardı, _ Gerçekten çözemiyorum...
~~
Yalan ve aldatmacaların hüküm sürdüğü bir dönemde hakikati söylemek devrim gibi bir harekettir.
*George Orwell
2021-2022 Eğitim Öğretim Yılı sene sonu Müdürler Kurulu Toplantısı İlçe Milli Eğitim Müdürü Sayın Aykan SANCI Başkanlığında 01.07.2022 Cuma günü yapıldı.
Tarım Meslek Liseleri, Ülkemizin Tarımsal Üretim Üssü Olma Yolunda Aktif Rol Alacak
Bakan Özer: Tarım meslek liselerimizde, Tarım ve Orman Bakanlığıyla yeni yönetim modeli oluşturduk. Müfredatı, gelişen teknolojiye göre güncelleyerek tarım alanında yeni bir başlangıç yapacağız.
Ücretsiz yardımcı kaynaklar hem dijital platformlarda hem de basılı olarak öğrencilerimize sunuluyor. Bugüne kadar 36 milyon yardımcı kaynak öğrencilere ulaştırıldı.@tcmeb@samsunmem@Murq
Ders kitaplarının tüm öğrencilerimize ücretsiz dağıtıldığı gibi yardımcı kaynak sorunu da çözüldü. Yardımcı kaynaklar, öğrencilere ücretsiz ulaştırılıyor.@tcmeb@samsunmem@gokhanmurat1
Okul öncesi eğitime erişimi artırmak için 2022 yılı sonuna kadar 40 bin ana sınıfı, 3 bin anaokulu yapacağız. Kısa sürede 102 anaokulu, 7800 ana sınıfı açtık.
Çocuklarımızın mutluluğu için var gücümüzle çalışıyoruz.
#ÇocuklarımızGeleceğimiz