6 Temmuz Pazartesi günü hem sözde casusluk hem de diploma davasında 2 ayrı mahkemede yargılamam var. İBB Davası’nın hakimi ise aynı gün benim İBB Davası’nda savunma yapmamı istiyor. Üstelik daha önce en son savunma yapmamı kabul ettiği halde.
Bir insan aynı gün 3 ayrı mahkemede savunmaya zorlanmasının insani bir yönü yok. 110 gündür süren dava sürecinin sonlarına gelmişken mahkeme başkanının 9 Temmuz’da duruşmayı sonlandırma ısrarı düşündürücüdür.
Neden 9 Temmuz ısrarı?
Bu ani kararın sebebi ne?
3 eylemi olan sanıklar 1 tam gün savunma yaparken, 142 eylemden suçladıkları Ekrem İmamoğlu’nun savunması neden kısıtlanıyor?
Bu soruların yanıtı yok. 9 Temmuz sonrası Türkiye’de ne olacak?
BABAMA...
“14 yaşında düştüm yola, gurbete, köyde anne yok, baba yok ne yapacaktım? Köyden Zara'ya yürüdük" der, anlatırdı babam.
"Kulaksız Çöpçüler Koğuşu’nun orada 20 kişi bir evde kalırdık. Gündüzcüler kalkar, gececiler yatardı ama yataklar hiç boş kalmazdı. Araba falan nerede, koşarak giderdik işe… Sonra, Maksim'de bulaşıkçılık yaptım, taksicilik yaptım, sonra askere gittim" derdi.
Askerlik anıları hem babam için hem Türkiye siyasi tarihi için bir tanıklıktı. Şöyle anlatırdı: “Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i idam eden mahkeme hakiminin şoförüydüm. Komutanı bırakır kapı arasından dinlerdim duruşmaları. Gelir giderken Deniz'i izlerdim. Koç yiğitti, boylu posluydu, aslan gibiydi. Annesiyle babası gelir tel örgülerin orada otururdu, izler üzülürdüm. Bir gün yanlarına gittim gizlice, ellerini öptüm, ‘Ben hakimin şoförüyüm’ dedim. Ana, 'Hakim ne diyor evladım bizim çocuklar için?' diye sordu. Ben de, ‘Bir şey der mi bana anacığım’ dedim ve boynum bükük ayrıldım yanlarından’ der, titreyen sesiyle anlatırdı o günleri.
Askerden gelip, Beyoğlu Belediyesi'nde şoför olarak işe girmiş babam. Çöp kamyonu kullanır, sokak sokak gezermiş Beyoğlu'nda. Her gün gittiği sokaklardan birinde çöpünü aldıkları evlerden birinde bir kız görmüş, sevmiş ve böyle evlenmişler annemle...
Üç kardeştik, çocuktuk, babamız evde olmazdı çoğunlukla, sabah 5'te kalkar belediye işine gider, öğleden sonra 3’te taksiye çıkar, gece 12’de eve gelir yatardı. Yatmadan teybe bir kaset koyar; ya Papur, ya Aşık Gülabi dinler, öyle yatardı. Belki de tek keyfiydi o.
Sadece Pazar günleri görürdük babamı. Öyle yoğun çalıştı yıllarca, ekmek aslanın ağzında derdi.
Ablam, abim, ben okuyalım diye her fedakarlığı yapardı, yemez yedirir, giymez giydirir derler ya, o fedakarlıkla, 'Yeter ki okusun çocuklar' derdi. Belki de yaşamadığı çocukluğunu, görmediği mevkileri, çalışarak geçen gençliğinin, yitip giden yıllarının, ezilmişliğinin bedeli olarak çocukları, bizler, güzel yerlerde olalım, okuyalım istiyordu.
Babam; artık büyüdük, evlendik, gelinlerin, damadın oldu, 7 torunun oldu.
Oğlun, o çöp kamyonunun direksiyonunda ter döktüğün, sokaklarını arşınladığın, Beyoğlu'na başkan oldu sayende. Her işçiye baktığımda sen aklıma geldin, seni gördüm gözlerinde, evlidirler, evlerinde onlar da evlat sahibidirler, belki de geleceğin başkanlarını yetiştiriyorlar diye düşünür, sana duyduğum saygıyı, sevgiyi gösterirdim tüm işçi kardeşlerime.
Senden öğrendim ben, “Emek en yüce değerdir” demeyi.
Başkan oldum, çok çalıştım baba, şimdi yolum düştü mahpusa. Cezaevine girdiğimde dimdik ayaktaydın, arabanı kullanır, Örnektepe’ye kahveye giderdin. Ama ilk açık görüşümde tekerlekli sandalyeyle getirdiler ya seni, o an dünya başıma yıkıldı. Sen bizim dağımızdın, kaç yaşında olursak olalım, mevkimiz ne olursa olsun gölgene sığındığımız çınardın.
O an sen beni mahpus, ben seni hasta görünce ağladık, sarıldık ya gitmiyor aklımdan. Erkekler ağlamaz derler, oysa bal gibi ağlarmış işte...
Bu Babalar Günü kapını çalamayacağım, elini öpüp sarılamayacağım ama biliyorum ki yol arkadaşlarım, dostlarım, eşim ve kızlarım çalacak kapını, onlarca İnan Güney öpecek elini.
Üzülme dayan babam, elbet bu günler geçecek ve ben kapını çalıp elini öpeceğim, gölgene sığınacak, sarılacağım ve mutluluk gözyaşları dökeceğiz.
O güne kadar, özgür günlerde kucaklaşana kadar kal sağlıcakla babam. Hani bir türkü dinlerdin ya hep; "Ben yanarım yavrum sana, yavrum yanar yavrusuna" derdi; biliyorum sen bana, ben yavrularıma yanarım hücrede.
Bu Babalar Günü sen evladından, ben evlatlarımdan ayrıyım baba…
Ne sana ne bana kutlu olmayacak ama kutlayacağımız, güleceğimiz, sarılacağ��mız daha nice Babalar Günü’ne olan inancım tam. Ellerinden öpüyorum, elbet bugünler geçer, zulüm son bulur, yeter ki sen sağlıklı ol, var ol babam.
Sağlıcakla kal… Oğlun İnan Güney Silivri Zindanı
İNSAN ONURU VE HUKUK DEVLETİ İLKESİ, HER KOŞULDA KORUNMALIDIR!
İBB davası kapsamında savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in yargılama sürecine ilişkin dile getirdiği iddialar, insan hakları ve hukukun üstünlüğü açısından ciddiyetle ele alınması gereken bir durumdur.
Demokratik hukuk devletinde adalet; soruşturma ve yargılama süreçlerinin insan onuruna, kişi hak ve özgürlüklerine ve adil yargılanma hakkına uygun yürütülmesiyle mümkündür.
İnsan onurunu, güvenliğini ve temel haklarını gözetmeyen hiçbir süreç hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Hukukun görevi, bireyi güç karşısında korumaktır. Bu nedenle tüm iddiaların ivedilikle ve etkin şekilde araştırılması adalete duyulan güven ve kamu vicdanı açısından tartışılmaz bir zorunluluktur.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Gazla, barikatla, zorla parti binamıza girebilirsiniz; ama milletin iradesini asla teslim alamazsınız!
Bugün yağmura, doluya ve kurulan barikatlara rağmen parti binamızdan boyun eğmeden, dimdik çıktık!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, milletin iradesiyle yürüdük.
Koltuk meraklılarına ise yalnızca bir makam odası bıraktık.
Genel Başkanımız Özgür Özel ve binlerce yurttaşımızla attığımız her adım bir gerçeği gösterdi:
CHP’nin gerçek gücü duvarlarda değil sokakta; koltuklarda değil mücadelede; binalarda değil, milletin yüreğindedir.
Asla yalnız yürümeyeceksin! @eczozgurozel
Hep beraber yazalım.
Daha daha yazalım.
#EsraIşıkYalnızDeğildir
Esra'nın haksız yere tutuklandığını herkes duysun, bilsin.
Yine yine yazalım, hep yazalım!
Bir meslektaşım haklı olarak "bazılarımızı unuttun, biraz haksızlık oluyor" diye serzenişte bulundu. Haklı, hem de çok. Pek muhterem Nihat Sırdar'ın listesine ilavede bulunarak bu eksikliği bir nebze gidermek istiyorum Silivri'de @Yildirimtugbaa@hanifi_bayar@__Selvi_@hakandurmus@melikecapan@leylakkilic da tarihi davayı izliyor. twitleri, haberleri, paylaşımları ile halkı, kamuoyunu bilgilendiriyor.
TAKİP VE PAYLAŞIM KIYMETLİ
İBB Davası'ın 10. günü için yine sabah 6'da kalkıp yola koyulduk. Her gün git gel 3 saat yol çekiyoruz. Ve akşam geç saatlere kadar adliye koridorlarındayız. Her şey yaşananlar duyulsun diye. Bu kadar emeğin karşılığı olarak yazdıklarımız, söylediklerimiz daha fazla kişiye ulaşırsa iyi hissederiz. O yüzden sadece beğenip geçmeyin takip ve paylaşımlarınızla daha fazla kişiye ulaşalım 🙏
Bizler manşetlerde geçen o soğuk kelimeler ya da dosya numaralarındaki rakamlar değiliz. Bizler; birer evlat, birer anne, birer baba, birer eşiz ve tam 1 yıldır haksız yere tutukluyuz. Bize yapılan adaletsizlikleri unutmayın, isimlerimizi unutmayın!
Birlikte geçtik köprülerden,
Birlikte türküler söyledik.
Birlikte göğüsledik zoru biz,
Güzeli birlikte düşledik.
Sendeledik yolda ilerlerken,
Ama hiç geriye dönmedik!
Bugün mahkeme salonunda tanık olduklarımız ne hukuka ne de vicdana sığar. 10 dakika bile sürmeyen, herhangi bir makul gerekçe ortaya konmadan ertelenen bir davanın, adalet duygusuyla da demokrasi anlayışıyla da bağdaşması mümkün değil.
Sabahın ilk ışıklarıyla 80 kilometre yol kat ederek gelen, hatta şehir dışından büyük zorluklarla mahkemeye ulaşmaya çalışan ailelerimizin bu şekilde mağdur edilmesi kabul edilemez. Saatler süren yolculuklar, uzun bekleyişler ve ardından gelen bu keyfi karar; aileler üzerinde hem maddi hem de manevi ağır bir yük oluşturmaktadır.
Hukuku bir cezalandırma aracına dönüştürmekten artık vazgeçin. Ramazan Bayramı’na sayılı günler kaldı, bugün mübarek Kadir Gecesi... Bu yaşatılanların, bu haksız bekleyişin hesabını kim verecek?
Bizler sadece yasalara uygun, insani, adil ve şeffaf bir yargılama süreci istiyoruz. Bu haksız sürece, bu hukuksuzluğa artık bir son verin.
“‘Çalışan kadın’ ifadesi bir totolojidir, çünkü çalışmayan kadın diye bir şey yoktur. Sadece emeğinin karşılığı ödenmeyen kadın vardır.” 💜
Caroline Criado Perez
Bugün neye katlanmak zorunda kalıyorsanız; eşitsizliğe, adaletsizliğe, yoksulluğa ya da korkuya... Söz veriyorum, hiçbirine mecbur kalmayacağınız o Türkiye’yi sizinle birlikte kuracağız.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüz kutlu olsun.
Glukoz şurubu kullanılmadan yapılan kaliteli “yenilebilir” baklavanın kilosu 2500 TL’den başlıyor. Bu nedenle baklava, asgari ücretli ve emekliler için neredeyse lüks bir tatlı hâline gelmiş durumda.
Bu durumu dikkate alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, daha uygun fiyatlı baklava üretti.Ürünler İstanbul Halk Ekmek büfelerinde satışa çıkarıldı.
Dar gelirliler ve öğrenciler için atılan her adımı paylaşacağım. En azından onları düşünen birilerinin olduğunu bilsinler. Umutsuzluğa kapılmasınlar.
@istanbulbld 👏
Real allies owe each other mutual support in times of struggle, but not blind obedience down a reckless path.
War is not the answer.
https://t.co/i84YV404Nv