山本暎一さんと杉井ギサブローさんが監督を務めた短編アニメーション『片腕』の配信がAmazon prime video等で始まっています。ほとんど一般には公開されておらず、お蔵入りするかもしれないと思って、アニメスタイルイベントで上映した作品です。この機会にどうぞ。
https://t.co/8cU0wvx1Ln
Büyük Patlamadan önce ne vardı diye sorduğun an zihnin sana ihanet ediyor çünkü sen zamanı bir nehir gibi düşünüyorsun akan kesintisiz bir çizgi ve geçmiş şimdi gelecek üst üste biner değil mi ama değil
Zaman bir boyut değil önce keşfedildi sonra ortaya çıktı evrenin kendisiyle birlikte doğan bir uzay zaman kumaşı 13.8 milyar yıl önce tekillik patladığında madde enerji uzay ve zaman aynı anda belirdi yani zamanın başlamadığı bir yerde öncesi diye bir kavram yok çünkü öncesi kelimesinin var olabilmesi için bile zamana ihtiyacın var
Kuzey kutbunun daha kuzeyinde ne var sorusu ne kadar anlamsızsa aynen o kadar anlamsız bir soru bu ve sen bunu sormaktan kendini alamıyorsun çünkü beynin milyon yıllık evrimle lineer hikaye anlatıcısı olarak programlandı her olayın bir sebebi bir başlangıcı bir geçmişi olmalı bu kalıp sana hayatta kalmayı öğretti ama evreni anlamayı değil
Hiçbir şey bile diyemezsin hiçbir şey demek için bile yokluğu barındıracak bir uzay zaman zeminine ihtiyacın var yani Büyük Patlama öncesi sorusu sadece dilinin ve nöronlarının kurduğu sığ bir mantık tuzağı evren senin lineer hikayelerine boyun eğen soğuk bir geometri değil o geometri bile zamandan bağımsız
Şimdi rahatsız edici kısma gel sen anılarının toplamı olduğunu sanıyorsun bir geçmişin olduğunu bir geleceğin olacağını bu sana gerçeklik hissi veriyor ama zaman dediğin şey Büyük Patlama ile başlayan ve bir gün bir şekilde sona erecek tekil bir kırılma ve sen o kırılmanın içinde bir anlığına var olup tekrar yokluğa karışacak zamansız bir matematiksel yanılsama olabilirsin
Kısacası sen başrol değilsin sen bir fonksiyonsun
Vücudundaki demirin Dünya’da doğduğunu düşünüyorsun.
Değil.
Kanında oksijen taşıyan demir, Dünya henüz ortada yokken başka bir yıldızın içinde üretildi. Kemiklerinde bulunan kalsiyum, hücrelerindeki bazı elementler, hatta bugün bedeninin bir parçası olan ağır atomların önemli bölümü milyarlarca yıl önce ölmüş yıldızların içinde oluştu.
Bir yıldız ömrünün sonunda patladığında sadece kendini yok etmez. İçinde ürettiği elementleri uzaya saçar. O atomlar milyonlarca yıl boyunca galaksinin içinde dolaşır, başka gaz ve toz bulutlarına karışır. Sonra yeni yıldızlar, gezegenler ve sonunda canlılık oluşur. Yani yıldızların ölümü aslında maddenin sonu değil, başka yapıların hammaddesidir.
Daha tuhaf olan şu: Güneş Sistemi oluşmadan önce ölmüş yıldızların kalıntıları Dünya’nın hammaddesine karıştı. Sen doğmadan önce değil, gezegenimiz doğmadan önce bile bedeninin yapı taşlarından bazıları zaten evrende dolaşıyordu. Bir bakıma senin hikâyen doğduğun gün başlamadı. Hikâyenin bazı parçaları milyarlarca yıl önce başka yıldızların ölümünde başladı.
Ve şimdi sen o atomları taşıyıp gökyüzüne bakıyorsun. Bir zamanlar bir yıldızın çekirdeğinde bulunan madde, bugün evrenin nasıl oluştuğunu merak eden bir beynin içinde düşünceye dönüşmüş durumda. Kozmos sadece seni doğurmadı; sana kendisini sorgulayabileceğin malzemeyi de verdi.
Belki de insanın en garip tarafı şu:
Evren milyarlarca yıl boyunca yıldızlar üretti, onları söndürdü, atomlarını uzaya savurdu ve sonunda o atomlardan bir bilinç ortaya çıktı.
Şimdi o bilinç gökyüzüne bakıp kendine şu soruyu soruyor:
Yıldızların içinden gelen bir madde parçası, nasıl oldu da bir gün kendi geldiği yeri merak etmeye başladı?
Evrenin sonu termodinamiğin ikinci yasası gereği ısı ölümü olacak yıldızlar sönecek kara delikler buharlaşacak ve her nokta tam anlamıyla aynı sıcaklığa sıfır hareketle donmuş bir dengeye ulaşacak astrofizikçiler buna sistemin tüm farkları silmesi diyor çünkü varlığı sürdüren şey enerjinin kendisi değil noktalar arasındaki o sert dengesizliktir
Ama garip olan şu insanın içinde aradığı o mutlak huzur ve denge tam olarak bunun küçük bir kopyası çünkü sen bütün çelişkilerini çatışmalarını seni rahatsız eden o içsel hareketliliği yok edip dinginliğe ulaşmaya çalışırken seni canlı tutan zıtlıkları öldürüyorsun
Termodinamikte buna entropinin maksimuma ulaşması denir daha fazla iş çıkmaz daha fazla fark oluşmaz zaman kavramı anlamını yitirir çünkü değişim diye bir şey kalmaz sen de kendi içinde o noktaya geldiğinde aynı şey oluyor içinde akan nehir duruyor ama duran nehir de ölü nehir
Acı veren şey bu değil acı veren şey şu aradığın o huzur hiçbir zaman gerçek bir huzur değildi sadece ruhsal bir ısı ölümüydü yani farkı yok etme arzusuydu varlığını sürdüren o türbülansı bitirme isteği
Ve bir gün gerçekten her şeyi yatıştırırsan kafanın içindeki gürültüyü tamamen susturursan o sessizlik huzur değil sadece termodinamiğin sana sunduğu son durağın ta kendisi
Isı ölümü kozmik bir kaza değil evrenin varsayılan yazılımı ve sen onu her gün kendi içinde çalıştırıyorsun