15 Temmuz günü plansız saat 12.00'de -bakın, çok iyi araştırmışım- Şirin Ünal'la ne görüştünüz? Neden ziyaretçi defterine resmî kayıt yapmadınız, ceridelere girmedi? 15 Temmuz günü plansız bu görüşmeyi yaptıktan sonra o gece neden hiç Cumhurbaşkanını aramadınız? @hulusiakarmedya
Komedyen Deniz Göktaş hakkında, sahne gösterisi gerekçe gösterilerek soruşturma açılması; üstelik kendi iradesiyle yurda dönen bir kişinin havalimanında gözaltına alınıp savcılık açıklamasında “yakalandı” diye sunulması, üstüne de ters kelepçe takılarak görsellerinin servis edilmesi ülkenin ve yargının hali pür melali olmuş.
Kendini hukukun üstünde gören haşmetliler en küçük itirazı, ufak bir mizahı ya da eleştiriyi bile ezilmesi gereken bir böcek gibi görüyor adeta. Cezalandırmak istedikleri insanı önce suçlu ilan ediyor, sonra da hangi maddelerden gözaltına alacaklarına karar veriyorlar.
İsnat edilen suçlar bakımından hukuki çerçeve son derece açıktır. Türk Ceza Kanunu’nun 216/3. maddesinde öngörülen ceza altı aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır. Suç için öngörülen cezanın üst sınırı bir yıl olduğundan, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100/4. maddesi uyarınca bu suç bakımından tutuklama yasağı söz konusudur; hakim en fazla adli kontrol tedbirine hükmedebilir. Başka bir ifadeyle, yasa koyucunun açıkça “bu fiil nedeniyle tutuklama olmaz” dediği bir suç isnadı, gözaltı tedbiri üzerinden bir gözdağı mekanizmasına dönüştürülmekte.
Üstelik TCK 216/3 bakımından cezalandırılabilirlik için, fiilin “kamu barışını bozmaya elverişli” olması gerekir. Bu unsur, maddenin uygulanabilmesi bakımından asli bir şarttır. Bir sözün, bir esprinin ya da bir gösterinin bazı kişileri incitmesi başka şeydir; bunun kamu barışını bozmaya elverişli olması ise bambaşka bir şey. İncinmek meşrudur; tepki göstermek, eleştirmek, izlememek, boykot etmek de meşrudur. Ancak incinmiş olmak, ceza hukukunu harekete geçiren bir hak ya da cezalandırmanın otomatik gerekçesi haline getirilemez.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu bakımından ise AİHM, AYM ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ortada. “Siyasiler, üst düzey kamu görevlileri ve kamuya mal olmuş kişiler, demokratik toplumlarda diğer bireylere nazaran daha ağır eleştirileri tolere etmek zorundadır.”
Dolayısıyla Göktaş’ın şovundaki ifadeleri hiçbir şekilde Cumhurbaşkanına hakaret suçu kapsamında değerlendirilemez.
İfade özgürlüğünün gerçek anlamı da tam burada ortaya çıkar. Özgürlük, yalnızca hoşumuza giden, bizi onaylayan ya da rahatsız etmeyen sözler için değil; rahatsız eden, sarsan, hatta öfkelendiren düşünceler için de vardır. Kimseyi rahatsız etmeyen bir ifadenin zaten korumaya ihtiyacı yoktur. Asıl mesele, toplumun bir kesiminin hoşuna gitmeyen, yerleşik kanaatleri zorlayan ya da sınayan sözlerin de hukuk güvencesi altında olup olmadığıdır.
Bu nedenle, ifade özgürlüğü kapsamında suç oluşturmayacak ifadeler nedeniyle gözaltı tedbirine başvurulması ve kendi iradesiyle ülkeye dönen bir kişi için “yakalandı” dilinin tercih edilmesi, sahneye çıkacak, yazı yazacak, konuşacak, eleştirecek herkese yöneltilmiş açık bir mesajdır: Sus. Bedelini ise yalnızca hakkında işlem yapılan kişiler değil, düşünce ve mizah alanı her geçen gün biraz daha daraltılan toplumun tamamı öder. En ağır bedeli de, nefes alacak bir kamusal alan arayan gençler öder.
Bugün ülkesinden umudunu kesen, valizini toplayıp gitmeyi düşünen gençlerin önemli bir kısmı yalnızca ekonomik sebeplerle değil; baskıdan, keyfilikten ve sürekli daraltılan özgürlük alanlarından bunaldığı için gitmek istiyorlar. Çünkü insanlar yalnızca geçim değil, aynı zamanda haysiyetli bir hayat yaşayabilecekleri, nefes alabilecekleri ve söz söyleyebilecekleri bir memleket arıyorlar.
Sana bu milletin vekili olarak kaç kez soracağım. Bunu ben kabul etmiyorum. Şimdi @TCYargitay Başkanı Ömer Kerkez sen şöyle mi diyorsun yoksa? “Ya Ömer bey bir kez geldin iki kez geldin niye habire gelip duruyorsun ya! Allah aşkına ne olacak herkes neler neler yapıyor! Arabanın lafı mı olur yani Allah aşkına?” falan mı diyeceksin bilmiyorum bir şeyler söyle ya Allah aşkına ne söyleyeceksen söyle bak tuz koktu. Durum vahim.
Biz zulüm derken
Başta KHK lılar olmak üzere
158
142 den haksızlığa uğramışlara kadar tüm kader mahkumlarına bir yasa verilsin diyoruz !
Biz zaten gerçek suçluları affedin demiyoruz
İronik olan biz suçsuz olup haksızlığa uğrayanların hakkını verin diyoruz !
Ne kadar acı suçsuz insanlara af istemek.
3- Kısmi genel affın hangi tarihten önce ve hangi suçları kapsayacağı TBMM’nin takdiridir.
Şu kadar ki, devlet, öncelikle kendisine karşı işlenmiş, mağduru kişiler olmayan suçları af eder, etmelidir.
İktidarın 25 yılında ve 15 Temmuz’un 10. yılında yaraları sarmanın
vaktidir.
2- Yargıdaki iş yükü karşısında @TBMMGenelKurulu -kadın ve çocuklara karşı suçlar, kasten öldürme, gasp ve uyuşturucu ticareti gibi- bazı suçları hariç tutarak bir #KısmiGenelAf’la ihtiyacı bir ölçüde karşılayabilir.
Adalet olmadan barış, barış olmadan bereket olmaz, olmuyor.
1- #Adalet öncelikli sorunumuzdur.
Hukuka güven sağlanmadan hiçbir sorun çözülemez.
AYM ve AİHM’nin kararları binlerce ‘yeniden ve #adilyargılanma’ ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor.
Doğru olan bu ihtiyaca acil cevap vermektir
Ancak sayısal durum bunu zorlaştırıyor.+
Bir gün farkla insanın ömründen 17 yıl, 20 yıl almak adalet değildir.
Kademeli emeklilik isteyenler ayrıcalık değil, hakkaniyet istiyor!
#KademeHaktırVerilecek@EmadDernegi
Hukuksuzluk ilk kez yaşanıyormuş gibi davrananları anlamıyorum.
Üstelik dün olanları alkışlayanların, bugün mağduriyet edebiyâtı yapmasını da ibretle seyrediyorum.
İnsanda biraz utanma olur…
Biraz ar, biraz vicdan, biraz ilke, biraz fikir nâmusu olur. Bu ülkede bir gecede Harp Okulları, Gülhane Askerî Tıp Akademisi kapatıldı. 15 vakıf yükseköğretim kurumunun faaliyeti sonlandırıldı.
Kapatılan üniversitelerden mezun olan birçok kişinin diploması, kamuda ve özel sektörde fiilen geçersiz hâle getirildi. 65.000 öğrenci okulsuz, 2.800'den fazla akademisyen, yüz binlerce insan sorgusuz, sualsiz işinden edildi.
İnsanlar özgürlüğünden, ailesinden, hayatından oldu.
Kimileri sustu…
Kimileri alkış tuttu…
Kimileri ise “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyerek olan biteni seyretti.
O gün hukuku hatırlamayanlar, bugün adalet arıyor. O gün mâsûmiyet karînesini yok sayanlar, bugün kendileri için hukuk istiyor. O gün “devletin vardır bir bildiği” diyenler kendilerine dokununca şaşkınlık yaşıyor.
Adalet; kişiye göre çalışan bir mekanizma değildir. Hukuk, demokrasi; yalnızca sizin kazandığımız gün savunulacak bir kavram hiç değildir.
Bir gün mutlak butlanla, ertesi gün tavuk etiyle, sonra kayyımla meşgul edilen toplum; asıl kaybının hakları ve özgürlükleri olduğunu maalesef hâlâ görebilmiş değil. Üstelik görecek gibi de görünmüyor.
Dün başkasının hakkı çiğnenirken sustunuz; bugün sıra size gelince şaşırıyorsunuz.
Sessizlğin bedeli ağırdır!
Barış (Y)arkadaş bilmeden reaksiyon verme. Öğrenmenin yaşı yok. Ülkemizde 4 “ana” Müzik Meslek Birliği var, bunlar…
MÜYORBİR+(MESAM+MSG) ve MÜYAP onlara veya BANA SOR !
Fikri Mülkiyet Yasası 5846 ya iyi çalış.
Eser sahibi ve İcracı haklarını öğrendikten sonra doğruyu konuş.
Benim çıplak aramayı gündeme getirmemden sonra dönemin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül bir talimat verip bu meselenin üstünü örtmeye çalışmıştı ve komik bir şekilde “Efendim ismini değiştiriyoruz, detaylı arama yapıyoruz.” demişlerdi. Şu an mevzuatta detaylı arama diye geçiyor ama herkes biliyor ki Türkiye'de gözaltı merkezlerinde ve cezaevi girişlerinde çıplak arama var, zulmen var, burun sürtmek için var ve eziyet etmek için, işkence etmek için var. Bunu çok iyi biliyoruz bir cezalandırma yöntemi.