@urhennr95754@RumeliBattalion 2️⃣ Sâd 75: ﴿لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ﴾
Buradaki "Yadayn" (بِيَدَيَّ) sıfatını ise Taberî ve Selef asla "kudret" diye tevil etmemiştir. Hatta Taberî bunu tevil eden Mutezile'yi bizzat reddeder.
@urhennr95754@RumeliBattalion Birader İddian kesinlikle yanlış! İki ayrı lafızı birbirine karıştırıyorsunuz
1️⃣ Zâriyât 47: ﴿وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ﴾
Buradaki "Ayd" (أَيْد) el değil, lugatta doğrudan "güç/kuvvet" demektir. İbn Abbas'ın açıklaması tevil değil, kelimenin öz manasıdır.
@metakucuk Bütün selef alimleri istivaya hakiki manasında iman etmişlerdir , sizin yaptığınız gibi tevil adı altında tahrifi hangi sahabe hengi selef alimi yapmış .
Buhari de mi akıl balig değil !? Bu görüşlerin küfür olduğunu naklediyor .
Dostlar son kez ilan ediyorum. Elimdekileri azar azar attım. Yaklaşık 45bin toplandı. Hala 200bine yakın açık var. Ağabey de bu süreçte temin edebileceği başka bir yer bulamadı. Son bir gayretle hiç değilse yükünü hafifletsek çok güzel olur. RT atabilirseniz memnun olurum
ÖNEMLİ!
Selamün aleyküm. Geçenlerde kaşobavi Hocam ile skolyoz ameliyatı için yardım topladığımız küçük bir kız kardeşimiz vardı. Tekrardan ameliyat olması gerekiyor malesef, ve babasının durumu karşılamaya müsait değil. Yakalaşık 240 bin tl tutuyor ameliyat. Destek olmak isteyenler iletişime geçebilir. RT yaparak destek olursanız sevinirim
ACeMe ve FiÇe'yi Anlama Kılavuzu
(Dün ve Bugün Cehmiyye Taktiği)
▪️Ebû Bekir el-Hallâl'den [ö. 311] naklen:
— «Muhammed bin Ali el-Verrâk bize bildirdi ve dedi ki: Muhammed bin İsmâil et-Tirmizî bize anlattı ve dedi ki: el-Hasen bin el-Bezzâr’ın şöyle dediğini işittim: Bir adam el-Merrîsî’ye gelip şöyle dedi:
— "Ey Ebû Abdurrahman! (Bazen) Hadis ehliyle konuşuyorum. Onlar ne zaman Rasûlullâh ﷺ’den (Cehmî akîdemize ters) bir hadis zikretseler, ben onu (doğrudan) reddediyorum. Bu yüzden onlar da bana 'Sen kâfirsin!' diyorlar."
Merrîsî ona şöyle cevap verdi:
— "Doğru söylemişler. Eğer onlar Rasûlullâh ﷺ’den bir hadis zikrederler de sen onu (doğrudan) reddedersen, elbette sana 'Sen kâfirsin' derler. Adam sordu:
— "Peki (hadisleri kabul etmemek için) ne yapmalıyım?"
Merrîsî (şu sinsi taktiği vererek) dedi ki:
👉 "Onlar sana Rasûlullâh ﷺ’in hadisini zikrettikleri vakit (önce) 'Doğru söylüyorsun' de; ardından o hadisi bir 'illet' (kusur) ile vur! De ki: 'Bu hadisin (gizli) bir illeti (veya kusuru) vardır.'"» (el-Hallâl, es-Sunne, 5/105)
▪️Osman bin Saîd ed-Dârimî [ö. 280] şöyle nakletmiştir:
— «Bize ulaştığına göre; el-Merrîsî’nin ashabından biri ona şöyle demiştir:
— "Bizim (Cehmî) mezhebimizi çürütmek için aleyhimize delil getirdikleri o sağlam isnadlı (hadisler) hakkında ne yapacaksın? Öyle isnadlar ki onları yalanlamak mümkün değildir; Sufyân’ın Mansûr’dan, Mansûr’un Zuhrî’den nakli; Zuhrî’nin Sâlim’den nakli; Eyyûb ve İbn Avn’ın İbn Sîrîn’den nakli; Amr bin Dînâr’ın Câbir’den, onun da Nebi ﷺ’den nakli ve benzerleri gibi... (Bu kadar sağlam senedleri nasıl yok sayabiliriz?)"
Merrîsî ona şöyle cevap vermiştir:
👉 "Sakın o hadisleri (doğrudan) reddetmeyin, yoksa ifşâ olursunuz! Lakin 'TEVİL' (yoluyla anlamını çarpıtarak) onları yanıltın. Böylece o hadisleri doğrudan reddetmeniz mümkün olmasa da, onları nezaketle reddetmiş olursunuz."» (ed-Dârimî, Nakdu'd-Dârimî ale'l-Merrîsî, s. 338)
Büyük şirkte cehaletin mazeret olmadığı görüşü sadece İbn Teymiyye, İbn Kayyım veya Necdî davet imamlarına ait olan bir görüş müdür?
Allâme Şeyh Ali bin Hudayr el Hudayr (Allah onu korusun esaretini çözsün) şöyle demiştir:
“İmam İbn Mende (Rahimehullah) Kitabu't Tevhid (1, 314) de şöyle demiştir: “Bâb: Allah Azze ve Celle’yi tanıma (marifetullah) ve O'nun birliği (vahdaniyyeti) hususunda içtihad eden (fakat) hata eden kimsenin, inatçı kimse gibi sayılacağı hususunda delillerin beyanı. Allahu Teala, onların sapıklıklarını ve inatlarını bizlere şöyle haber vermiştir: ‘De ki: Size amel yönünden en fazla hüsrana uğrayanları haber verelim mi? Onlar ki; dünya hayatındaki çabaları boşa gittiği hâlde, gerçekte iyi şeyler yaptıklarını sanırlar? (Kehf, 103-104)”
(Dikkat ederseniz) İbn Mende Rahimahullah şu ifadesinde; “Allah Azze ve Celle’yi tanıma (marifetullah) ve O'nun birliği (vahdaniyyeti) hususunda içtihad eden (fakat) hata eden kimse...” iki isim zikretmiştir: “içtihad eden” ve “hatalı”.
Bu kimse, (fıkhi) hükümlerde veya feri meselelerde içtihad eden veya hata yapan birisi değildir, bilakis Allah azze ve celle’yi tanıma/bilmede hususunda, yani dinin aslında hata yapmıştır.
Onun sözünde geçen “İnatçı kimse gibidir/كالمعاند” (ke'l-muânid)…” ifadesinin başındaki “Kef” harfi, teşbih (benzetme) amacıyla kullanılmıştır. Bu da demektir ki, hükümde onun gibidir, yani içtihad etmesi, kendisi için mazeret olarak kabul edilmez. O halde, İslam’ın aslında içtihad eden ve hata yapan kimse, elinden gelen her şeyi yapmış olsa da, kendisine bu isim verilir. Kendisine “hatalı” denir. Ayrıca “İslam’ın aslında içtihad etmiş ve sapmış" denilir. Tabii ki, Müslüman olarak da isimlendirilmez, çünkü hata yaptığı konu İslam’ın aslı meselesidir.
İbn Mende'nin, “Allah Azze ve Celle’yi tanıma (marifetullah) ve O'nun birliği (vahdaniyyeti) hususunda çaba sarfeden (fakat) hata eden kimsenin, inatçı kimse gibidir...” ifadesi; onun, Allah’ı ve vahdaniyetini bilme hususunda hata eden kimseyi cehaleti ile ma’zur görmediğini açıkça göstermektedir.
O halde, “bu görüş sadece İbn Teymiyye’nin veya İbn Kayyım’ın veya Necdî davet imamlarının görüşüdür’’, denilemez. Ayrıca başka yerlerde de, İbn Akil’in sözünü de aktartık. Bu da İbn Mende’nin sözüdür.
Bunları (daha fazla) görmek/bilmek isteyenler varsa, bizim El-Mutemmime li Kelami Eimmeti’d-Davet fi’l-Cehli fi’ş-Şirki’l-Ekber adında bir kitabımız vardır. O kitabımızda Necdî Davet imamlarının dışında büyük şirkte cehaleti mazeret görmeyen birçok imamın; İmam Buhari, (İbn Cerir et Taberi, İbn Kesir, El Beğavi, Berbehari, Lelakai, İshak ibn Rahuyah, Kadı İyad, İbn Ferhun, İbn Kudame) gibi, sözlerini aktardık. O alimlerin isimlerini ve sözlerini tafsilatıyla görmek isteyenler, bu muhtasar kitabımıza müracaat edebilirler.”
İmam Tirmizi Mektebi notu: İnşaAllah yakında El-Mutemmime li Kelami Eimmeti’d-Davet fi’l-Cehli fi’ş-Şirki’l-Ekber isimli eser tarafımızca tercüme edilip basılacaktır.
Bugün putin çıkıp Gazze'ye destek olun dese zamanın mehdisi ilan edecek adamlar var. Yani bu kadar basit olmayın yolunuz menhecniniz sabiteleriniz ve ilkeleriniz olsun. Sizce bütün mesele Gazzeyle bitiyor mu?
Gazzeyi destekliyelim oradaki kardeşlerimize elimizden geleni yapalım ama neden destekliyoruz?
Davamız nedir? Bugün Gazzenin hakkettiği bu desteği suriyeliler hak etmiyor muydu veya afganistandakiler veya diğer coğrafyada olanlar?
Ben Gazzeyi asla basite almıyorum ancak bir çoğu Gazze dışındaki islam coğrafyasını ve müslüman halkları basite alıyor!
Arakanda bir günde bin kişi yakılarak şehit edildiğinde hiç sesini çıkartmayanlar Gazzede bir kişi öldüğünde avazı çıkana kadar bağırıyor, bağırsın zaten bağırmasın değil ama neden Arakan için (örnek olarak) bu kadar ses çıkartmadı çünkü reklamını Gazzeyle daha iyi yaptığı için işte bu samimiyetsizliktir. Artık Gazzeyi prim olarak kullanmaktan başka bir şey yapmıyorlar işte bu bizim zorumuza gidiyor!
Bizim bir davamız varsa o da islam davasıdır bu bugün gazze olur yarın başka bir yer. Nasıl Gazzedekiler bizim kardeşlerimiz ve onlara zulmedenler bizim düşmanımızsa Arakan ve hindistandakiler de bizim kardeşlerimiz ve onlara zulmeden bizim düşmanımızdır.
Veya çok uzağa gitmeğe gerek yok kendi topraklarında onlarca zulüm yapıldığında ses çıkartmayanlar gece gündüz yahudilerin zulmünü konuşuyor, önce kendi içindeki yahudilerin zulmünden bahset onu konuş, önce kendi beldendeki mazlumlara destek ol, o zaman sana gerçekten samimi bir gözle bakalım...
Muhammed Kavi ve Nazan Kavi’nin ölümüne ilişkin dosyanın peşini bırakmayacağım. Operasyon görüntüleri, balistik ve kriminal raporlar açıklansın; kayıp kapının nerede olduğu ortaya çıkarılsın; silahın ikinci gün nasıl bulunduğu aydınlatılsın ve sorumlular hakkında etkili bir soruşturma yürütülsün!
Gece yarısı yatak odasında vurularak hayatını kaybeden iki insan ve anne babasız bırakılan iki küçük çocuk için adalet istiyoruz.
ADALET MÜLKÜN TEMELİYSE MUHAMMED VE NAZAN KAVİ’NİN ÖLÜMÜNÜ AYDINLATIN!
Çok basit bir kaideyi bilmeyecek kadar saçma bir itiraz, sika ravilerin ziyadeleri makbuldür. Eğer iki metin arasında tearuz bulunursa cem edilmeye çalışılır, cem edilemezsede metin muzdarip kabul edilir. Ortada ne teraruz var, nede başka bir şey, o halde sika ravilerin getirdiği tariklerden istidlalde hiç bir sakınca yok, ilmi geçerliliği olmayan, çok basit bir itiraz.
Miskin. O kadar müflis ki, akîdesini ancak iki lafız arasında tercih yaparak güya ispat edebiliyor. Peki Kur'an ve Sünnet'in binlerce açık nassını, selef imamlarının ve önceki ümmetlerin ve kitapların icmasını ne yapacaksın? İşiniz gücünüz ancak çarpıtma, tahrif, tevil ve tedlis. Selefiniz Bişr el-Merrîsî'den hiç bir farkınız yok. Sadece ambalajınız farklı. Bizim ise Nâtık bir kitâbımız, kâim bir Sünnetimiz, selim bir fıtratımız, sarih bir aklımız, Rasullerden, ümmetlerden, sahabeden, tabiinden ve tebe-i tabiinden müteşekkil bir ispat ve eser ordumuz var. Sizin ise ancak, Sabiiler'in, Yunanlar'ın ve Hintliler'in 'tenzih' felsefesini çorba yapmış olan Ca'd bin Dirhem, Cehm bin Safvan, İbn Ebi Duâd, İbnu's-Salt, Bişr el-Merrîsî, Ebû Mutî el-Belhî ve bunların tevil ve ta'sîllerinden etkilenen kişilerden müteşekkil bir ta'tîl ve tecehhüm ordunuz var. İmamlarınız dahi 'tecsim ve teşbih' nasslarının sayısı ve açıklığı karşısında o kadar çaresiz kalmışlardır ki, sonunda mülhidlerin yolu olan "Tahyîl akîdesini" temellendirmek zorunda kalmışlardır. Aşağıdakiler de 'keyfiyet ispat etme meraklısı' diye tarif ettiğin sınıftan mı?
Abdullah bin Mes'ûd (radiyallâhu anh), "Sonra Arş'a istivâ etti" (A'râf, 54) ayeti hakkında şöyle demiştir:
— «Arş suyun üzerindedir; Allah ise Arş'ın üzerindedir. O (Allah), sizin ne hal üzere olduğunuzu bilir.» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/43)
Tâbi'în'den Suleymân et-Teymî [ö. 143] şöyle demiştir:
— «Eğer bana; "Allah nerededir?" diye sorulsa; "Semadadır" derim.
— Eğer; "Peki sema (yaratılmadan) önce Arş'ı neredeydi?" diye sorulsa; "Su üzerindeydi" derim.
— Eğer; "Peki su (yaratılmadan) önce Arş'ı neredeydi?" diye sorulsa; "Bilmiyorum" derim.»
Ebû Abdullah (İmam Buhârî) şöyle dedi:
— «Suleyman et-Teymî’nin "Bilmiyorum" demesi, Allah Teâlâ’nın şu kavli sebebiyledir:
— "O’nun ilminden, ancak O’nun dilediği kadarından başka bir şeyi (ihâta edip) kavrayamazlar." (Bakara, 255).
(İmâm Buhârî:)
— Yani; ancak O’nun beyan ettiği/açıkladığı kadarını bilebilirler.» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/33)
Yine İmâm Buhârî şöyle demiştir:
— «Fudayl bin İyâd (rahimehullâh) şöyle demiştir:
— Eğer bir Cehmî sana; "Ben, mekânından (intikâl edip) zâil olan bir Rabbe karşı kâfirim" derse, ona şöyle de: — "Ben ise; dilediğini yapan bir Rabbe iman ediyorum!"» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/33)
Saîd bin Âmir [ö. 208] şöyle demiştir:
— «Cehmiyye’nin görüşü, Yahudi ve Hristiyanların görüşünden daha şerlidir. Zira Yahudiler, Hristiyanlar ve diğer din mensupları; Allah Azze ve Celle’nin Arş'ın üzerinde olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Bunlar (Cehmiyye) ise; "Arş'ın üzerinde hiçbir şey yoktur" dediler.» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/33)
İmâm Buhârî, hocası Muhammed bin Yûsuf el-Firyâbî'nin [ö. 212] şöyle dediğini nakletmiştir:
— «Her kim; "Allah Arş’ının üzerinde değildir" derse kâfirdir. Ve her kim; "Allah Musa ile (bizzat) konuşmamıştır" diye iddia ederse o da kâfirdir.» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/33)
Vehb bin Cerîr [ö. 206] şöyle demiştir:
— «Cehmiyye zındıklardır! Onlar (tüm bu karmaşık yorumlarıyla) ancak; "O (Allah), Arş'ın üzerine istivâ etmemiştir" (demek) istiyorlar.» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/30)
Hammâd bin Zeyd [ö. 179] şöyle demiştir:
— «Kur’an Allah’ın kelâmıdır; Cebrâîl onunla (gökten) inmiştir. Onların (Cehmiyye’nin) bu tartışmalarla asıl varmak istedikleri nokta; "gökte bir ilah yoktur" (demektir).» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/30)
Abdullah bin Mubârek’e [ö. 181] şöyle soruldu:
— «Rabbimizi nasıl tanırsın?» O da öyle cevap verdi:
— «Göklerinin üzerinde, Arş’ının üzerinde (olduğunu bilerek tanırız).» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/30)
Abdullâh bin el-Mubârek yine şöyle demiştir:
— «Şüphesiz biz; Yahudi ve Hristiyanların sözlerini bile nakledebiliyorken; Cehmiyye’nin sözlerini (Allah hakkındaki iddialarının çirkinliğinden dolayı) nakledemiyoruz.» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/30)
Ali (bin Âsim el-Vâsitî) [ö. 201] şöyle demiştir:
— «Şüphesiz; "Allah'ın çocuğu vardır" diyenler, "Allah konuşmaz" diyenlerden daha kâfir değillerdir.»
Ayrıca şöyle demiştir:
— «Merîsî (Bişr el-Merîsî) ve ashâbından sakın! Çünkü onların sözleri zendekayı celb eder. Ben, onların üstadı Cehm (bin Safvân) ile konuştum; bana gökte bir ilâhın olduğunu (bir türlü) doğrulayamadı.» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/33)
İmam Buhârî [ö. 256], zamanının Musul ve Humus kadısı İmâm Hâfız Hasen bin Mûsâ el-Eşyeb'den [ö. 209] şöyle dediğini nakletmiştir:
— «Cehmi (olan kişi), (Cehmîlikte) aşırıya gittiği zaman; "Orada (Arş'ın üzerinde/semâda) hiçbir şey yoktur" der. (Ravi der ki): el-Eşyeb bunu söylerken (Cehmî'nin bu inkârını tekid etmek için) eliyle semâyı işaret etti.» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/37)
İbn Abdilberr [ö. 463] şöyle demiştir:
— «Bize sahih yollardan rivayet edildiğine göre; (Sahâbî) Abdullah bin Revâha (radiyallâhu anh) (...) şu beyitleri okumuştur:
— "Şahitlik ederim ki Allah’ın vaadi haktır... Ve şüphesiz cehennem kâfirlerin varacağı yerdir."
— "Muhakkak Arş suyun üzerinde yüzer... Ve Arş’ın üzerinde de Âlemlerin Rabbi vardır."
— "Onu (Arş’ı) güçlü melekler taşır... Allah’ın (özel nişanlı/görevli) melekleri."» (İbn Abdilberr, el-İstî'âb, 4/307)
Tâbi'în'den Katâde (rahimehullâh) şöyle anlatmıştır:
— «Musa (aleyhisselâm) şöyle dedi:
— "Ey Rabbim! Sen göktesin, biz ise yer yüzündeyiz. Senin bizden razı olduğunun veya bize gazap ettiğinin alameti nedir?" Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
— "Eğer başınıza hayırlı olanlarınızı yönetici yaparsam, bu Benim rızamın alametidir. Şayet başınıza şerli olanlarınızı yönetici yaparsam, bu da Benim gazabımın alametidir."» (İmam Ahmed bin Hanbel, ez-Zuhd (1/224, No: 1577); Osman bin Saîd ed-Dârimî, er-Reddu ale’l-Cehmiyye (Şâvîş tahkiki, s. 28); Zehebî, el-Uluvv (s. 74): Zehebî bu rivayet için: "Bu, büyük hafızlardan biri olan Katâde’den sabit (sahih) olarak gelmiştir," demiştir; Elbânî, Muhtasaru’l-Uluvv (s. 130): "Dârimî bunu işaret edilen her iki kitabında (Cehmiyye’ye ve Bişr el-Merîsî’ye reddiye) nakletmiştir ve senedi hasendir," demiştir.)
Mü'minler'in İmam'ı Halîfe Ebû Bekr es-Siddîk (radiyallâhu anh), Rasûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in vefâtını kabullenemeyen müslümanlara hitâben şöyle demiştir:
— «Ey insanlar! Eğer kendisine ibâdet ettiğiniz ilâh Muhammed idiyse, ilâhınız ölmüştür. Yok eğer ilâhınız gökteki (Allâh) ise, muhakkak ki ilâhınız ölmemiştir (ve asla ölmeyecektir).» (İbn Ebî Şeybe [ö. 235], el-Musannef, 7/427, Sahîh)
Abdullah bin Ahmed bin Hanbel, "Kitâbu’s-Sunne" adlı eserinde Saîd bin Cubeyr vasıtasıyla İbn Abbas (radiyallâhu anh)’dan şu (mevkûf) hadisi nakletmiştir:
— «Her şey hakkında tefekkür edin (ve düşünün) ama Allah’ın Zât’ı hakkında tefekkür etmeyin! Şüphesiz yedi kat sema ile Kürsî arasında yedi bin nur (perdesi) vardır; O (Allah) ise bunların üstündedir.» (Muhammed bin Osmân bin Ebî Şeybe, el-Arş (s. 59, No: 16): Hâlid bin Abdullah et-Tahhân — Atâ (bin es-Sâib) yoluyla nakletmiştir; Ebû’ş-Şeyh el-Asbahânî, el-Azame (No: 2, 22); el-Asbahânî, et-Terğîb ve’t-Terhîb (No: 668); Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât (No: 618, 887) ve diğerleri; Zehebî, el-Arş (2/171, No: 111) adlı eserinde bu rivayetin isnadını hasen (iyi) bulmuştur. İbn Hacer el-Askalânî de Fethu’l-Bârî’de (13/262) bu rivayetin (sübûtunu) teyit ederek: "Mevkûf bir rivayettir ve senedi ceyyid (sağlam/iyi)dir," demiştir.)
Büyük Sahâbî Abdullah bin Mes'ûd (radiyallâhu anh) şöyle demiştir:
— «Dünya seması ile ondan sonraki sema arası beş yüz yıllık mesafedir. Yine her iki sema arası beş yüz yıllık mesafedir. Yedinci sema ile Kürsî arası da beş yüz yıllık mesafedir. Kürsî ile su arası da yine beş yüz yıllık mesafedir. Arş ise suyun üzerindedir. Allah Teâlâ da Arş’ın üzerindedir ve O, sizin ne hal üzere olduğunuzu bilir. (Arş üzerinden ona hiç bir şey gizli kalmaz)» (Sahih bir rivayettir; İbn Huzeyme, et-Tevhîd (1/242-244); Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât (858); Ebû’ş-Şeyh el-Asbahânî, el-Azame (2/688); ez-Zehebî, el-Uluvv adlı eserinde bu rivayet için: "İsnadı sahihtir," demiştir.)
İmâm Abdurrahman bin Mehdî'nin [ö. 198] yanında Cehm (bin Safvân)'ın ve Bişr'in -yani el-Merîsî'nin- durumu (ve görüşleri) zikredildiğinde şöyle derdi:
— «Onların (bu görüşleriyle) nereye varmak istediklerini biliyor musun?
— 'Onlar -(ve bu sırada) eliyle gökyüzüne işaret ediyordu- O'nun (Allah'ın yukarıda) olmadığını, yani (gerçekte orada) hiçbir ilahın olmadığını (söylemeye) çalışıyorlar!» (İbn Batta, el-İbânetu'l-Kubrâ, Dâru'r-Râye Baskısı, 6/94, — İsnadı sahihtir.)
İbn Mâce Süneninde, "Cehmiyye'nin inkâr ettikleri" bâbı altında şu hadisi nakletmiştir:
Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
— «Cennet ehli nimetleri içinde bulunurken birden onlara bir nur parlar. Başlarını kaldırırlar, bir de bakarlar ki Rab (tebâreke ve teâlâ) onlara yukarıdan tecelli etmiştir.
— (Rab) şöyle buyurur: «Selam üzerinize olsun ey Cennet ehli!» İşte bu, Allah'ın (azze ve celle) şu sözüdür: "Merhametli Rab'den (size) sözlü bir selam vardır!" (Yâ-Sîn, 58)
— O (Rab Teâlâ), onlara görünüp (tecelli ettiği) sürece, içinde bulundukları nimetlerin hiçbirine dönüp bakmazlar.
— Ta ki onlardan perdeleninceye kadar. (O perdelendiğinde ise) O'nun bereketi ve nuru onların üzerinde kal(maya devam ed)er.» (Sünen İbn Mâce, (thk. el-Arnaût], 1/127; ed-Dârakutnî, Ru'yetullâh, 1/165)
İbn Mâce Süneninde, "Cehmiyye'nin inkâr ettikleri" bâbı altında şu Sahîh hadisi nakletmiştir: Suheyb (radiyallâhu anh) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu ayeti okudu:
— «"İhsan edenlere (güzel amelde bulunanlara karşılık olarak) daha güzeli (cennet) ve bir de fazlası (ziyadesi) vardır..." (Yûnus Sûresi, 26)
— Ve (ardından) şöyle buyurdu: "Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme girdiği zaman bir münadi şöyle seslenir: 'Ey cennet ehli! Şüphesiz Allah katında sizin için (verilmiş) bir vaat vardır ve (Allah) onu sizin için yerine getirmek istiyor.'
— (Cennet ehli) derler ki: 'O (vaat) nedir ki? (Allah) bizim mizanlarımızı (sevap tartılarımızı) ağırlaştırmadı mı? Yüzlerimizi ağartmadı mı? Bizi cennete koyup cehennemden kurtarmadı mı?'
— (Nebi [sallallâhu aleyhi ve sellem] sözüne şöyle devam etti): Bunun üzerine (Yüce Allah) hicabı (perdeyi) açar ve (cennet ehli) O'na bakarlar. Vallahi, Allah onlara (kendisine) bakmaktan -yani O'nun (cemâlini) seyretmekten- daha sevimli gelen ve gözlerini daha çok aydınlatan (sevindiren) hiçbir şey vermemiştir!» (İbn Mâce, Sunen-i İbn Mâce, 1/67, No: 187, Sahîh; Musned İmâm Ahmed, No: 18935; Nesâî, es-Sunenu'l-Kubrâ, 10/123, No: 11170; Sahîh İbn Hibbân, 6/218, No: 5143)
İbn Mâce Süneninde, "Kader" bâbı altında şu Sahîh hadisi nakletmiştir (ki bunda aynı zamanda Cehmiyye'ye de reddiye vardır):
Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
— «Âdem ile Mûsâ hüccetleştiler (karşılıklı delil getirip tartıştılar). Mûsâ ona dedi ki: 'Ey Âdem! Sen bizim babamızsın. (İşlediğin) günahınla bizi (cennetten) mahrum kıldın ve bizi cennetten çıkardın.' Âdem de ona (şu cevabı) verdi: 'Ey Mûsâ! Allah (bizzat sana işittirdiği) kelâmı ile seni (insanlar arasından) seçkin kıldı ve Tevrat'ı senin için (bizzat) Kendi eliyle yazdı. (Hâl böyleyken) Allah'ın beni yaratmadan kırk yıl önce benim üzerime takdir edip yazdığı bir işten (kaderden) dolayı mı beni kınıyorsun?' (Nebi [sallallâhu aleyhi ve sellem] sözüne şöyle devam etti): Böylece Âdem, (getirdiği bu delille) Mûsâ'yı mağlup etti. Âdem, Mûsâ'yı mağlup etti. Âdem, Mûsâ'yı mağlup etti.» (Sunen İbn Mâce, 1/31, No: 80, Sahîh; Sunen Ebû Dâvûd, 7/87, No: 4701, Sahîh; Sahîh Buhârî, 8/126 No: 6614)
İmâm Buhârî (rahimehullâh) şöyle demiştir:
— «Abdullah bin Uneys şöyle demiştir: Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim:
— "Şüphesiz ki Allah, kıyamet günü kulları haşreder. Sonra onlara, hem uzaktakinin hem de yakındakinin aynı şekilde işiteceği bir sesle şöyle seslenir: 'Melik Benim, Deyyân Benim!'"
— İbn Abbas ise şöyle demiştir:
— "Allah, Musa ile konuştuğunda (Allâh'ın) seslenişi semadaydı ve Allah da semadaydı."» (Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd, 1/40)
@RumeliBattalion@hurfeyn_1260 Şeyh makdisinin şeyh azzama yaptığı eleştirilerde haklı olduğunu düşünüyorum , makdisinin haklı olduğu baya ortada , sizler başklarının yaptıkları hatalrı sebep göstererek şeyhe aşırıcı fitneci muamelesi yapıyorsunuz. Her ikiside bizim şeyhmiz sizin tavrınız yanlış
@hurfeyn_1260 Şeyh azzamın fitneci olduğu manası değil hata yaptığı manası çıkar , bu hatalara ses çıkaran ilim adamlarına fitneci aşırıcı derken sizlerde sözünüzün gittiği yerleri hesap ederek yazarsınız artık.