Erhan Afyoncu:
▪️Tarihte ilk yazılı anlaşmayı imzalayan Hititler nerede yaşadı? Anadolu'da... Bugün Hititli bir komşunuz var mı? Yok.
▪️Tarihte ilk parayı kim buldu? Lidyalılar... Peki Lidyalı bir komşunuz var mı? Yok.
▪️Tarihte ilk büyük imparatorluğu kim kurdu? Roma... Romalı bir komşunuz var mı? Yok.
▪️Bunları niye söylüyorum? Anadolu toprakları milletler mezarlığıdır. Tarihin en büyük milletlerini bu mezarlığa gömmüşler.
▪️Eğer direnme ve yaşama gücümüzü kaybedersek biz de tarihe gömülürüz.
▪️Türkiye nüfus meselesini toparlayamazsa 2100'lerde bu topraklarda Türk diye bir şey kalmaz, bunu bilin @eafyoncu
Türk Milletinin manda ve himayeyi reddederek bağımsız Türkiye hedefine yürüyeceğini kararlılıkla ilan eden Sivas Kongresi’nin 107. yıldönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, kongre üyelerini ve Milli Mücadele kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum.
Bugün Çin’deki evimiz @TC_PekinBE’yi ziyaret ederek Bir Virgül Dört kitabımı Sayın Büyükelçimiz Selçuk Ünal’a takdim etme fırsatım oldu. Kendisiyle Çin üzerine keyifli de bir sohbet etme imkanı bulduk. Nazik kabulleri için teşekkür ediyorum.
Anadolu’yu Türk Yurdu yapan Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümü ve bu toprakların ilelebet Türk Vatanı olarak kalacağını tescil eden Büyük Taarruz’un 104. yıl dönümünde başta Sultan Alparslan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ecdadımızı rahmet ve minnetle yad ediyorum.
Üçlü savunma anlaşmasını yalnızca “hangi şartlarda devreye girer, kim hangi savaşa nasıl katılır?” soruları üzerinden değil, kısa ve orta vadede yaratabileceği dolaylı sonuçlarla birlikte değerlendirmek gerekir.
Mesela Mekke Anlaşması’nın orta vadeli sonuçlarından biri, Türkiye’nin Pakistan’ın silah tedarikinde Çin’in payından ciddi bir dilim alması olabilir — ve kademeli bir şekilde bunun gerçekleşeceğini sanıyorum.
Çin’in toplam silah ihracatının %63’ü Pakistan’a giderken, Pakistan’ın son beş yıldaki silah ithalatının %81’ini Çin menşeli sistemler oluşturuyor. (Çin’in diğer önemli müşterileri Sırbistan ve Tayland.)
Bu anlaşma, hiçbir şey yapmasa bile savunma işbirliğini kurumsallaştıracaktır. Düzenli dışişleri/savunma toplantıları ve kalıcı bir sekretarya oluştuğunda, bu yapı zamanla ortak tedarik, ortak üretim, teknoloji transferi ve müşterek Ar-Ge mekanizmalarına dönüşürse Türkiye bundan ciddi şekilde yararlanabilir.
Tabii gerçekçi hareket etmek lazım. Çin-Pakistan savunma ilişkisi yalnızca satıcı-müşteri ilişkisi değil, JF-17 gibi ortak üretim programlarından hava savunmasına ve mühimmata kadar onlarca yıllık bir ekosistem kurdular. Çin’le fiyat ve ölçek bakımından rekabeti dengeli kurgulamak lazım.
Pakistan’la 30 T129 ATAK için yaptığımız yaklaşık 1,5 milyar dolarlık anlaşma motor ihracat izni nedeniyle gerçekleşememişti ve Pakistan sonunda Çin’in Z-10ME’sine yöneldi. Türk savunma sanayiinde yerlilik arttıkça bu engelleri de aşarız.
İlk gazetecilik deneyimlerimden biriydi yıllar önce Yeni Harman’da rahmetli Nevzat Kösoğlu ile yaptığımız röportaj. 4 Ağustos’ta paylaşmam gerekirdi.. Ruhları şâd olsun!
Geçen hafta Remzi'de çok satanlarda 29. sıradaydık. Çin'de "uzun yürüyüş" meşhurdur; bizimki de Remzi'nin çok satanlar listesinde yukarı doğru kısa ama istikrarlı bir yürüyüş olsun inşallah. 🙂
Kitabı temin etmek için bazı platformlar:
D&R: https://t.co/i44cbwBjgb
Trendyol: https://t.co/dzGKyUefNI
Kitap Yurdu: https://t.co/X6GwPajgLU
Pandora: https://t.co/Ca1igYcMS2
2026 FIVB Milletler Ligi yarı final maçında Çin'e karşı aldığımız 3-0'lık galibiyet, rakibimiz açısından bir mağlubiyetten çok daha fazlası.
Çince haberlerde "Aşağılayıcı bir yenilgi" olarak tarif edilen bu sonuç, Çin spor medyasında moralleri fena bozmuş görünüyor.
Türkiye karşısında üst üste dört kez kaybedildiğinin altı çiziliyor.
Bu yenilgi, Çin kadın voleybol takımının dünya sıralamasındaki konumunu da aşağı çekti. Çin takımının kısa vadede Asya'da en üst sıralara geri dönmesi zor olacak.
Diğer yandan, bu moral bozukluğunun nedeni yalnızca sportif bir başarısızlık değil. Çin'de kadın voleybolu, modern Çin'in ulusal kimliğinin ve kolektif hafızasının en güçlü sembollerinden biri olarak görülüyor.
1970'lerin sonu ve 1980'lerin başı Çin'in dışa açılma döneminin başlangıcıydı. Ülke ekonomik olarak henüz zayıftı ve uluslararası alanda özgüveni sınırlıydı. Tam bu dönemde kadın voleybol takımı dünya kupaları ve olimpiyatlarda başarılar elde ederek Çin halkına "Biz de dünyanın en iyisi olabiliriz" duygusunu verdi.
Bizde, özellikle Galatasaray'ın 1990'lardaki Avrupa galibiyetleriyle tribünlerde yankılanan "Avrupa Avrupa duy sesimizi, işte bu Türklerin (Cimbomun) ayak sesleri" tezahüratına benzer bir ulusal gururlanmayı, Çinliler uzun süre kadın voleybolunda buldu.
"女排精神" (Nüpai Jingshen, Kadın Voleybol Ruhu) sözü, azim, fedakârlık ve kolektif başarıyı temsil eden, ulusal özgüvenle özdeşleşmiş bir kavrama dönüştü.
女排精神: Dört karakterlik bu Çince ifadeyi kopyalayıp Google veya Baidu'da arama yaptığınızda, karşılaşacağınız internet literatürünün zenginliği karşısında şaşırırsınız..
Dolayısıyla Çin karşısındaki 3-0'lık net galibiyetimiz, karşı tarafta bir mağlubiyetten daha derin anlamlar taşıyor.
Bu vesileyle başta ailemizin ve Ordu Mesudiyemizin medarıiftiharı kaptan Gizem Örge olmak üzere tüm takımı tebrik ediyorum. 🙂
#Pekin Büyükelçiliğimiz dönemindeki temaslarımızla hukukumuzun pekiştiği, #Çin’de on üç yıl boyunca bir "yerleşik yabancı" olarak titiz gözlemler yapan değerli Gazeteci arkadaşımız @emredem ’in kaleme aldığı ve nazik ithafıyla tarafıma ulaştırdığı "Bir Virgül Dört - Çin’e İçeriden Bir Bakış" eserini memnuniyetle inceledim..
Bizim de YouTube kanalımız “DEVLET AKLI’nda yola çıkma felsefemizi ve temel motivasyonumuzu oluşturan “Çin’i Anlamak..” iradesini, kitabının giriş bölümünde “Çin’i Anlaşılır Kılmak..” mottosuyla teyit etmesi; Çin’i gerçekten bilen, orada yaşayan herkesin ortaklaştığı bu anlama çabasındaki yaklaşımımızın ve yola çıkış mantığımızın isabetinin kıymetli bir nişanesidir..
Emre Demir kitabında, kuru istatistiklerin ötesine geçip Çin'i, "durup dinlemenin", "bakmanın" ve "gerçekten görmenin" derinliğiyle ele alıyor. "Bir virgül dördün" kolektif hususiyetlerini incelerken, o rakamın içinde kaybolan insan hikâyelerini de görünür kılmayı hedefleyen bu çalışma, karmaşık dinamiklerin ve sessiz değişimlerin izini başarıyla sürüyor.
Çin'e dair peşin hükümlerden ziyade "sahici bir merak uyandırmayı" amaçlayan kitap, yazarının ifadesiyle, "Çin modelinin esneklik ve deneyimlerden öğrenme ilkeleri üzerine kurulu.." karmaşık yapısına tek yönlü bakışlara direnç gösteren bir "ritim değişikliği" hissi veriyor..
Çin’i "Tek bir hikâyeye sığdırma ihtiyacından vazgeçen.." ve onu sadece bir inceleme alanı olarak değil, küresel düzenin bir parçası olarak anlamak isteyen tüm entelektüel okurlar için bu kıymetli eseri tavsiye ediyorum..
Kadim coğrafyanın bu "okur dostu" kitabının okurunun bol olmasını diliyor, Emre Demir kardeşimi bu titiz çalışması için tebrik ediyorum..
#ÇiniAnlamak
#DevletAklı
#DörtVirgülDört
Osmanlı'nın Anadolu'yu ihmal ettiği ve bütün yatırımlarını Rumeli'ye yaptığı, bir şehir efsanesidir. Bütün genellemeler gibi bu iddia da 6 asrı aşan bir tarihi indirgemeci bir yaklaşımla değerlendirmenin sonucudur. Klasik Osmanlı tarihi uzmanı olmayan bazı meslekten tarihçiler de bu iddiayı tekrarladığı için, verilere dayalı Osmanlı tarihi araştırmalarına rağmen genel kanaat maalesef pek değişmiyor.
Osmanlı'nın her şeyi mükemmeldi genellemesi de böyle. Elbette dönem ve şartlara göre başarılar da başarısızlıklar da oldu. Bu bir bahsi diğer.
Evet, Osmanlı'nın Anadolu'yu ihmal ettiği bir şehir efsanesidir. Osmanlı döneminde Anadolu'da yapılan ve ticari hayat için önemli olan hanlar, kervansaraylar, bedestenlerin sayısı yüzlercedir. Bir ara bu mecrada @kutlualtay bu konuda uzun listeler halinde paylaşımlar yapmıştı. Ben her yıl öğrencilerime yaşadıkları şehir olan Ankara'daki ve özellikle de mensubu olduğum Hacettepe Üniversitesinin Sıhhiye yerleşkesindeki Osmanlı eserlerini sorarım. Beytepe yerleşkesindeki öğrencilerin çoğunluğu bunlardan habersiz maalesef. Ankara Osmanlı klasik döneminde, sınai üretim ve uluslararası ticaret bakımından çok önemli bir kentti. Şehirdeki bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi olan Mahmut Paşa Bedesteni, Kurşunlu Han, ayrıca Sulu Han, Çengel Han vb. Osmanlı eserleridir.
Amasya, Manisa, Trabzon. Konya, Kütahya vb. Şehzade sancaklarının merkezlerinde ve sacaktaki diğer şehir ve kasabalarda cami, medrese ve daruşifaların yanında hanlar, kervansaraylar, külliyeler vb. inşa edilmiştir. Devlet adamları valilik, sancakbeyliği yaptıkları yerlerde cami, medrese, şifahane, han, bedesten, kervansaraylar yaptırırdı. Her kazada bir veya birkaç han, hallice bütün şehirlerde bedesten inşa edilmiştir. Bütün bunlar modernleşme öncesinde padişah. hanedan üyeleri ve yüksek devlet görevlileri başta olmak üzere vakıf kurucuları tarafından yapıldı. O zaman için devlet eğitimde sağlığa, yol su ihtiyacından ticarete bütün kamu hizmetlerini vakıflar yoluyla ifa ediyordu. Modern anlamda devlet yatırımı kavramı, Rumeli için de Anadolu için de II. Mahmud sonrasında geçerlidir.
Osmanlı dönemi eserleri hakkında sancaklara ve şehirlere dair araştırmalara bakılabilir(benim de bu konuda birkaç çakışmam var). Anadolu ihmal edilmedi. İddia edildiği gibi Anadolu vergi kaynağı olarak görüldü ise mantık gereği o kaynağın kurutulması değil geliştirilmesi gerekirdi. Dolayısıyla Anadolu'nun ihmali, devletin çıkarlarına da aykırı olurdu. Transit ticaretten büyük gelir sağlayan bir devlet zaten bunu yapmaz.
Yine, Türklerin sadece asker ve köylü olduğu iddiası da kökten yanlıştır ama bu biraz da, burada detayına giremeyeceğim 19. Yüzyılda Osmanlı'nın dağılma dönemindeki gelişmelerin geçmişe teşmil edilmesinden kaynaklanır. Osmanlı klasik döneminde orduda savaş esiri ve devşirme olarak görev yapanlar Türk kökenli olmadığı gibi özellikle Rumeli'de hiristiyan tebadan teşkil edilen pek çok askeri unsur vardı. Konu uzun, merak edenler askeri tarih araştırmalarına bakabilir.
15 Temmuz’da rahmetli dedemi de anmak istedim. Daha 2000’lerin başında bir sohbetimiz sorasında “Evlâdım, bir daha bu tanklar millete karşı sokaklara çıkarsa, bu millet o tankların üzerine çıkar, bu ihtiyar dedeni bile evde tutamazlar” demişti.. Türkiye siyasetinde bundan daha doğru bir öngörüyü hiç kimseden duymadım..