Akbelen’den gencimizle yaşlımızla Deştin’in Muğla 1. idare mahkemesi önündeki adalet nöbetinde dayanışma içinde olmak için geldik. Köylerimiz, toprağımız, zeytinimiz bizimdir; kârı için memleketimizi yok etmeye çalışan şirketlerin değil.
#DeştinÇayıÖzgürAkacak@destincevre
DİLOVASI İŞÇİ KATLİAMI DAVASINDA DÖRDÜNCÜ DURUŞMA YAPILDI: TAHLİYELER DURDURULSUN, YARGILAMA GENİŞLETİLSİN!
8 Kasım 2025 günü Ravive Kozmetik isimli fason parfüm dolum imalathanesinde meydana gelen ve üçü kadın, üçü çocuk, toplam yedi emekçinin hayatını kaybettiği Dilovası İşçi Katliamı’na ilişkin davanın dördüncü duruşması, bir kez daha Kandıra Cezaevi’nde görüldü.
Dilovası Belediyesi yetkililerinin yargılanmaya başladığı duruşmada, belediyenin eski Zabıta Müdürü Cengiz Taşdemir ve eski Zabıta Müdür Vekili Nizamettin Balcı tutuklanırken, eski Yapı Kontrol Müdürü Cihan Sorgucu, Teknik İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Hüseyin Öztürk, Yapı Kontrol Müdürü Muammer Telli ve Temizlik İşleri Müdürü Selim San tahliye edildi. Dilovası Belediyesi’nde keşif yapılması ile diğer tutuklu sanıkların tutukluluk hâllerinin ve adli kontrol altındaki sanıklar hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin devamına karar verilen duruşma, 3 Kasım 2026 tarihine ertelendi.
Dilovası İŞKUR binasının hemen yanındaki bir imalathanede, tüm kurumların gözü önünde işlenen iş cinayetine ilişkin dava, kent merkezinden kilometrelerce uzaktaki Kandıra Cezaevi’nde, neredeyse her duruşmada verilen hukuksuz tahliye kararları ve sanık tarafın hem işçi ailelerine hem de avukatlara yönelik tehdit ve saldırılar ile devam ediyor.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden Kocaeli Valiliği’ne, Dilovası Kaymakamlığı’ndan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na kadar pek çok kamu kurumunun katliamda sorumluluğu bulunmasına ve işçi aileleri tarafından yargılamanın genişletilmesi için defalarca başvuruda bulunulmasına rağmen, kamu görevlileri hakkındaki yargılama hâlâ Dilovası Belediyesi ile sınırlı tutuluyor.
Dilovası İşçi Katliamı davası, Saray Rejimi ile patronlar arasındaki kirli ilişkilerin, çıkar ağlarının, her gün iş cinayetleri yaşanmasına sebep olan tedbirsizlik ve denetimsizlik düzeninin, ülkemizdeki güvencesizliğe ve sefalet ücretlerine dayalı otoriter emek rejiminin en güncel ve yakıcı örneklerinden biri olarak karşımızda durmaktadır. Kadın emeğinin değersizleştirilerek düşük ücretlendirildiği, sigortasız, günlük yevmiyeli çalışma biçiminin olağan hale geldiği; yoksulluğun ve yoksunluğun giderek artmasıyla çocukların da işçileştiğini apaçık gözler önüne seren bu katliamın, otoriter emek rejiminin kadın ve çocuk işçilerin kanıyla varlığını sürdürdüğünü de hepimize göstermektedir.
Davada sistematik olarak dayatılan hukuksuzluklar, Ravive Kozmetik’in ardındaki odakların ve yedi emekçinin katledildiği iş cinayetinin örtbas edilmesi için yoğun çaba harcandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Katliamın failleri olan patronların ve onları kollayan tüm kamu görevlilerinin en ağır şekilde cezalandırılması için işçi aileleriyle dayanışmamızı sürdürecek, davada süregelen hukuksuzluklara karşı sonuna kadar direneceğiz. Bir avuç patronun kâr hırsıyla kadınları ve çocukları katlettiği bu iş cinayetinin ve katillerin peşini bırakmayacağız.
Dilovası İşçi Katliamı’nın ve memleketimizdeki tüm iş cinayetlerinin hesabını soracak, emekçilerin insanca yaşam hakkını kazanacağız.
Dilovası için adalet, herkes için adalet!
TİP İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Çalışma Grubu
Gelibolu’da iki çocuğunun bir otel odasında yetişkin bir şüpheliyle bulunması ve ardından yürütülen çocuklara yönelik istismar soruşturması derinleşiyor. Başka çocukların da mağdur edildiği iddiaları var. Otel sahibinin de tutuklandığı bilgisi var.
Burada asıl mesele bir otelde korkunç bir suç işlenmiş, çocukların güvenliği yok edilmiştir. Şüpheli şahsın tüm otel kayıtları incelenmelidir.
Çocukların sessizliği, korkusu ya da yaşı hiçbir şekilde yetişkinlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu nedenle soruşturmanın tüm yönleriyle, hiçbir çocuğun yeniden örselenmesine izin verilmeden yürütülmesini, varsa ihmali, ihmale göz yummayı veya çocukların korunmasını engelleyen her türlü sorumluluğun ortaya çıkarılmasını istiyoruz.
Çocukların hakkını, güvenliğini ve üstün yararını savunmak hepimizin sorumluluğudur.
Çocuklar susmasın.
Çocuklar yalnız kalmasın.
Çocukların yanında hukuk olsun.
Bu vahim olayın takipçisi olmak zorundayız.
@ucimorgtr@yucelceylancom
Mehmet 10 Yaşında Mevsimlik Tarım İşçiliği Yaparken Hayatını Kaybetti!
Geçtiğimiz günlerde ailesiyle mevsimlik tarım işçiliği yapan Mehmet bindiği traktörün devrilmesi sonucunda hayatını kaybetti.
Dilinden fırsat eşitliğini düşürmeyen Yusuf Tekin, 10 yaşında ailesiyle mevsimlik tarım işçiliği yapmak zorunda kalan Mehmet’in ölümünün baş sorumlularındandır!
Çocuk işçiliğine karşı mücadelemizi sürdüreceğiz, Mehmet’i unutmayacağız!
Çocuk İşçiliğine ve İş Cinayetlerine Karşı Mücadeleye..
2026 yılı ilk yedi ayının iş cinayeti raporları infografiklerini paylaşıyoruz..
Ağustos ayı iş cinayetleri raporunu bu hafta içi açıklayacağız..
Şimdi derin yoksulluk koşullarında yaşayan, ailelerin evlerinde okul beslenmesi ve okul kıyafeti konuşuluyor: “Bu ay hangi faturayı ödemesek?” , “Kirayı biraz geciktirsek mi?” Çocukların beslenebilmesi ve uygun kıyafetlerle okula devam edebilmesi bir ayrıcalık değil, temel bir hak @yoksulluk_ag hesapladı 1 çocuğun okul beslenmesi günlük 150, aylık 3 bin TL.
200 çocuğa okul kıyafeti ve beslenme desteği için bütçenize uygun miktarda bağış yaparak dayanışmayı büyütebilirsiniz. Yaşasın çocuklar, yaşasın dayanışma 😻 Link burada: 👇
https://t.co/aLOQj1e3ck
“Mazlum Türkiye’yi kurtaracak ancak Kızıl İnkılaptır. Kahrolsun buna karşı duran kara kuvvetler!”
106 yıl önce bugün Türkiye Komünist Partisi’nin kuruluşunu ilan eden Mustafa Suphi ve yoldaşlarını saygıyla anıyoruz. İşçi sınıfının dünyayı değiştirecek gücüne olan inancımızla kavgamıza sımsıkı sarılıyoruz.
İktidar, eğitim sisteminin giderek ağırlaşan sorunlarına çözüm üretmek yerine öğretmenlerin kıyafetini gündemin merkezine yerleştiriyor. Oysa öğretmenlere önlük giydirilmesi yalnızca bir kıyafet düzenlemesi değildir. Bu yaklaşım, öğretmenlik mesleğinin itibarını öğretmenin ne giydiğine indirgeyen ve eğitimin gerçek sorunlarını görünmez kılan bir anlayışın ürünüdür.
Eğitim hakkının her geçen gün daha fazla eşitsizleştiği, kamusal eğitimin niteliğinin gerilediği, yüz binlerce öğrencinin istediği liseye yerleşemediği ve çok sayıda çocuğun okula yeterli ve sağlıklı beslenme imkânından yoksun geldiği bir ülkede, eğitimin gerçek sorunlarının üzerini önlük tartışmasıyla örtemezsiniz.
Öğretmenliğin itibarı, öğretmenin ne giydiğiyle değil; çalışma koşulları, özlük hakları, mesleki özerkliği ve bilimsel, laik, nitelikli eğitim verebilme olanaklarıyla belirlenir.
Öğretmenlik mesleğine itibar kazandırmanın yolu önlükten değil; güvenceli istihdamdan, insanca yaşamaya yetecek ücretten, demokratik çalışma ortamından ve güçlü bir kamusal eğitim sisteminden geçer.
Kendi siyasi tercihleri söz konusu olduğunda “kılık kıyafet özgürlüğü” söylemine başvuranların bugün öğretmenlerin ne giyeceğini ve nasıl önlük kullanacağını belirlemeye çalışması açık bir çelişkidir. Üstelik kıyafet tartışmaları çoğu zaman özellikle kadın öğretmenlerin etek boyu, elbisesi ve bedeni üzerinden yürütülmekte; kadınların yaşam tarzlarına müdahalenin yeni bir aracına dönüştürülmektedir. Öğretmenlerin kıyafetleri üzerinden baskı ve denetim kurulmasını kabul etmiyoruz.
Geçtiğimiz eğitim yılında okullarda yaşanan ağır olaylara rağmen çocukların ve eğitim emekçilerinin güvenliğini sağlayacak etkili önlemler hâlâ alınmamıştır.
Okulların temizlik ve yardımcı personel ihtiyacı karşılanmamış, fiziki koşulları iyileştirilmemiş, temel ihtiyaçları için yeterli kamu kaynağı ayrılmamıştır.
Öğretmenlerin artan iş yüküne ve angaryalara çözüm üretilmemiştir.
Çocuklara okulda en az bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek verilmesi için gerekli bütçe oluşturulmamıştır.
Bütün bu acil sorunlar ortadayken eğitim politikalarının merkezine öğretmenin kıyafetini yerleştirmek, sorunları çözmek değil, üzerini örtmektir.
Bugün öğretmenler ücretli, sözleşmeli ve kadrolu gibi farklı istihdam biçimleriyle ayrıştırılmakta; norm kadro uygulamalarıyla yerlerinden edilmekte ve sürekli artan angaryalarla mesleklerinin asli görevlerinden uzaklaştırılmaktadır. Öğretmenlik mesleğinin itibarını zedeleyen koşullar bunlarken sorunu öğretmenin kıyafetinde aramak kabul edilemez.
Önlük giyince çocuklar doyacak mı?
Çocukların açlığını önlükle gideremezsiniz.
Okullardaki güvenlik sorununu önlükle çözemezsiniz.
Öğretmenlerin güvencesizliğini önlükle ortadan kaldıramazsınız.
Eğitimdeki eşitsizliği, piyasalaşmayı ve nitelik kaybını önlükle örtemezsiniz.
Öğretmenlerin kıyafetlerine değil, eğitim sisteminin gerçek sorunlarına odaklanın.
Kamu kaynaklarını kıyafet dayatmalarına değil; çocukların sağlıklı beslenmesine, okulların ihtiyaçlarına, öğretmenlerin haklarına ve eşit, bilimsel, laik, nitelikli kamusal eğitime ayırın!
Tam da Samsun’da direnen işçi kardeşlerimizle ilgili neler yapabileceğimizi konuşurken partili arkadaşlarımız hazırladığı bu videoyu yayınlamış. İşçiler ölünce değil, yaşarken de değerli olsun diye mücadele ediyoruz…
Aylardır maaş alamadıkları için başlattıkları direnişi açlık greviyle sürdüren Samsun Atakum Belediyesi işçilerinin yanındayız. Onların talepleri talebimiz, mücadelesi mücadelemizdir. Tüm halkımıza işçilerle dayanışma çağrısında bulunuyorum.
Bu yıl tespit edebildiğimiz 61. çocuk işçi ölümü..
Tunç Çam..
14 yaşında, MESEM'li stajyer öğrenci/işçi..
Hatay Samandağ'da çalıştığı oto tamir atölyesinde otomobile klima gazı basılırken meydana gelen patlamada hayatını kaybetti..
#ÇocukİşçiliğiİleMücadeleye
GELİYORUZ ANKARA!
Köyümüz, topraklarımız, geleceğimiz için; kamu yararı şirketlerin değil bizlerin demek için; Akbelen’de ve ülkenin her yerinde talana dur demek için; köylülerin dayanışması ve kardeşliği için, 16 Eylül'de Ankara’da olacağız!
Yeni haftaya yepyeni bir programla başlıyoruz!
🎙️"Onur Öncü ile Ne Oluyor?" hafta içi her sabah 07.30’da alan YouTube kanalında canlı yayında!
Gündemi kaçırmamak için abone olmayı ve bildirim zilini açmayı unutmayın👇
🔗https://t.co/UIjOoPkE9D
@oencueonuroenc