Ankara barosu genel kurulunda provokasyon yapıp kavga çıkartmaya çalışan Paşa, şansını bu sefer de İstanbul'da denemiş. (35.saniyede) Şehir şehir geziyor herhalde aldığı talimata göre. Boşa geçmiş bi ömür..
Meclise sunulan Mekke Anlaşması üzerine milletvekillerine açık mektup:
Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan Mekke Anlaşması, ülkemizi bir askeri çatışmanın eşiğine getirmiştir. ABD ve İsrail’in başta İran’a karşı olmak üzere bölgedeki saldırganlığının en büyük destekçisi olan Suudi Arabistan Krallığı, bu anlaşma nedeniyle Yemen’de sürdürdüğü savaşa ülkemizi de dahil etmek üzere.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan anlaşmayı Meclis gündemine getireceklerini belirterek, bağlantılı bir askeri tezkerenin çıkarılması için gerekli hazırlıkları tamamladıklarını geçtiğimiz günlerde duyurmuştu. Bakan’ın anlaşmayı başından bu yana “saldırı değil savunma iş birliği” olarak sunmaya çalışması, Türkiye’nin olası bir çatışmaya dahil olmasına halkımızın hiçbir şekilde onay vermeyeceğini bilmesinden kaynaklanıyor.
İsrail ve ABD çıkarları uğruna, petrol kaynaklarının üstüne oturan bir krallığa koltuk değnekliği hiçbir biçimde halkımızın çıkarına değildir.
Meclis şimdi Türkiye’nin haksız bir savaşa sokulmasını onaylamaya zorlanmaktadır. Halkımızın güvenliği ve ülkemizin geleceği açısından kritik bir oylamanın eşiğindeyken oturduğunuz koltukların üzerinize yüklediği sorumluluğu siz milletvekillerine hatırlatmak istiyoruz.
Önünüze gelecek anlaşmayı onayladığınız takdirde Türkiye’nin bu onaya istinaden Yemen’de sürdürülen savaşa açıktan dahil olması sadece ahlaki nedenlerle değil, tarihsel olarak da peşinizi bırakmayacaktır. Bilin ki bu durum ülke tarihine en büyük ihanetlerden biri olarak geçecek ve bunun elbette sonuçları olacak.
Uyarıyoruz. Savaş heveslisi olmayın. Aksi takdirde tıpkı Kore Savaşı’nda olduğu gibi, bu kez de Yemen'de, ülkemizin çıkarları için değil emperyalistlerin hesapları uğruna vatan evlatlarının can vermesinin sorumlusu olacaksınız.
Ülkenin emekçileri yoksullukla boğuşuyor. Hırsızlık, yolsuzluk, uyuşturucu, ekonomik kriz ülkeyi kasıp kavururken ülkeyi sürükleyeceğiniz Yemen macerası en büyük suçunuz olarak tarihe yazılmasın.
İradenizi Mekke Anlaşması’ndan çıkılması doğrultusunda kullanın. AKP hükümeti ülkeyi ateşe atıyor, bu suça ortak olmayın.
Çözüm sürecinin Alevilerle ilişkisi tartışılıyor. Tartışılması normal. Çözüm sürecine meşruiyet sağlamak için gündeme getirilen tarihsel referansların Alevi yurttaşlarımızı rahatsız etmemesi mümkün değil.
Peki neden süreç bu kadar tarihsel referansa ihtiyaç duyuyor
Cumhuriyet ile derdi olan bir masa var karşımızda. Ama bir yandan da “biz”i kanıtlamak zorundalar. Masada “Türk”ün ve “Kürt”ün oturduğu iddiasından hareket ederek…
“Kavga ettik, bizi kavgaya sürüklediler ama aslında öteki yok, biz varız” demek için, tarihsel figürler, olaylar yardıma çağrılıyor. Hatırlayalım, ilk başta Çanakkale Savaşı’na gönderme yapılırdı, “hep birlikte savaştık” diye. Gerisi geldi, Malazgirt filan derken Yavuz Sultan Selim’e ulaştık.
Cumhuriyet’in “kapanması gereken bir parantez” olduğunu göstermek için daha eskilere gitmenin kaçınılmaz sonucudur bu. Konu sadece Alevilik değildir. Tarihsel ilerleme diye bir olgu vardır ve daha yeniyi daha eski ile zaten asla düzeltemezsin.
Öte yandan konu bayağı güncel bir boyuta da sahip. Gazze merkezli Hamas’ın yediği darbe sonrasında bölgedeki ABD ittifak sistemi kendisini mezhepsel olarak ifade edebiliyor. İran merkezli “direniş ekseni”nin karşısında bir Sunni blok şekillendi. Çözüm sürecinin bölgesel gelişmelerle bağı olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla dönüp dolaşıp “biz”i oluşturmak için Sunni referansları bulup çıkarmanın güncel bir karşılığı da var: İran’ın kuşatılması.
Bütün bunların karş��sına “bu sefer de bizi dışarıda bırakıyorsunuz”a varacak kimlikçi itirazlardan uzak durmak gerekir. Bugünkü sürecin sorunu bazı kimlikleri dışarıda bırakması ya da onlara karşı olması değildir. Sürecin hedefleri vardır, bu hedefler sorunludur, sorunlu hedeflere yönelen bir sürecin yeni sorunlar yaratması kaçınılmazdır.
Yani, yeni süreçle ilgili tartışmaların Alevilik meselesine sıkıştırılmamasında yarar var. Kuşkusuz konuyla ilgili ısrarlı ve provokatif tutum, güçlü bir tepkiyi hak ediyor. Ancak bu tepkiler daha bütünlüklü bir çerçeveye yerleşmeli.
Bugünkü çözüm süreci, kim ne dersen desin, bir Türkiye tasarımı ile ilişkilidir. Bu tasarımın sınıfsal ve ideolojik karakteri ile bağlandığı uluslararası dinamikler veri alınmadan yürütülecek bir tartışmanın hiçbir anlamı yok.
Türkiye’de etnik kimlikler üzerinden bir “biz”in ya da “birlik”in yaratılamayacağını defalarca vurguladık. Bu türden “birlik”ler her zaman yeni “öteki”ler yaratır, yaratmak zorundadır.
Öte yandan evet, bir “biz” yaratabiliriz. Bugün yurttaş kavramının içine dahi sokamayacağımız, para neredeyse oralı olan, sömürücü-asalak-hırsız çok küçük bir azınlığı dışarıda tutarak oluşturulacak bir “biz”, yani sınıfsal temellerde oluşacak bir “biz”, en kapsayıcı ve en az sorunlu “birlik” inşasını sağlayacaktır. Sanıldığının tersine etnik, kültürel zenginliklerimizi koruyup geliştirecek olan da böylesi bir “birlik”tir.
Ama işe etnik ve mezhepsel kimliklerle başlayınca, sorunlar derinleşmektedir. Buradan “biz” filan çıkmaz, çıkmayacak.
Bugünkü süreç Yeni-Osmanlıcıdır. Ademi-merkeziyetçi bir demokrasi deniyor. Bunun sermayeye ve tarikatlara mutlak özgürlük anlamına geldiğini 20 yıldır anlatıyoruz. Sınır geçişkenliklerinin artmasının “demokrasi” değil, kuralsızlık anlamına geleceğini ısrarla vurguluyoruz. Şu artık anlaşılmalıdır: “Yerel demokrasi” diye kodlanan şey sermaye diktatörlüğünün en sert ve acımasız biçimlerinden biridir.
Bunlar tartışılmalıdır. Bunlar tartışıldığında “biz” diye yaratılmak istenen şeyin Kürt, Arap ya da Türk çoğunluğun çıkarlarını da kapsamadığı görülecektir. Yani dışarıda kalan sadece Aleviler değildir.
Bu tartışmanın sol içi bir tartışma olarak ele alınmaya kalkılması ise tam anlamıyla abestir. Öcalan’ın bir yandan bu sürece dönük itirazları gidermek diğer yandan masadan çıkacak Türkiye tasarımında “kurucu fikir babası” olmak için yaptığı konuşmaları “şurası iyi” “şurası sorunlu” türünden bir sol içi eleştiriye tabi tutmak ancak sürecin ne anlama geldiğini kavramayan ya da kavramak istemeyenlerin işi olabilir.
Yeni Parti niçin bu kadar savunmasız biliyor musunuz?
"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" ismindeki çerçeve yasanın ucu anayasaya çıkıyor, bildiğiniz gibi.
Daha geniş açıdan bakıldığında; AKP Türkiye'sinin, Cumhuriyet düşmanı yeni Osmanlıcı düzenin kurumsallaşması, Sünni İslam'a dayanan ve etnik temelde kurulacak olan "Türk-Kürt-Arap ittifakı"nın Orta Doğu'da ABD hamiliğinde bir yayılım alanı bulması "fırsatına" dönük sermaye yatırımının yeni bir evresine giriliyor. Önemli bir dönüm noktası yani bu çerçeve yasa. Üç beş güne kadar da önce komisyona, ardından Meclis Genel Kuruluna gelecek.
Yeni Parti ne diyor buna?
"Bir bakalım" diyor, "Somut bir şey görmedik ki" diyor, "Değerlendirelim" diyor, "Kapsamı daha geniş olabilirdi sanki" diyor...
Cumhuriyet'in yıkımına onay, çerçeve yasadan başlıyor ve Türkiye'nin başlıca muhalefet partisi muhalefet etmiyor!
Aynı hafta ve hatta aynı günler içinde kendisine dönük operasyonlar sürmesine rağmen çıt çıkarmıyor, gidişata itiraz etmiyor!
Bunu neyle açıklarsınız?
"Yeni Parti kendisini savunmakla meşgul, bunlarla ilgilenemiyor." diyen arkadaşlar;
Yeni Parti kendisini neyle savunuyor, nasıl savunacak?
Yeni Parti bu gidişatla, bu politik tercihlerle, sermayenin yeni Türkiye/Osmanlı vizyonuyla ve Cumhuriyet'in felaketiyle ilgilenmiyorsa, daha kötüsü örtülü destek veriyorsa ne muhalefeti ne savunması yapacak?
Daha iyi bir icracı olduğunu ispata mı uğraşıyor? Gerektiğinde Erdoğan'a alternatif, Erdoğan artık olmadığında da sürecek bir düzenin emniyet supabı olmaya mı aday oluyor? Yeni bir ANAP'ın misyonu bundan öte ne olabilir ki?
Bu parti neye muhalefet ediyor ve kendisi ne sunuyor? Bu parti siyaset yapmadığı ve kerameti kendinden menkul şahıslara, sırf kendi çatıları altında oldukları için sahip çıkmaya çalıştığı için kendisini savunamıyor olabilir mi?
Netenyahu ve Zelenski’nin aynı anda ABD’ye gidip Trump ile görüşmesi, İran ve Ukrayna savaşlarını birleştirme girişimleri açısından son derece önemli. Ukrayna’nın Hazar’da bir İran gemisini vurması basit bir konu değil.
Hazar Denizi Azerbaycan için yaşamsal olmasına karşın Bakü’den ses çıkmıyor. Ankara da suskun. Avrupalı liderlerin çoğuysa açıktan gülümsüyor. Zaten Ukrayna’nın tek başına Hazar’da bir gemiyi vurma kararını alma ve uygulamaya koyma yeteneği yok.
İki NATO üyesi olmayan NATO müttefiki ülke, Ukrayna ve İsrail, Ukaryna-İran hattını birleştirerek savaşın genişlemesi için her şeyi yapıyorlar. Bunun temelleri NATO’nun Ankara’da yapılan son zirvesinde atıldı. Kimileri “zirve fare doğurdu” yorumları yapmıştı. Beklentileri neydi bilmiyoruz ama NATO zirvesinin “silahlanma ve savaş” doğuracağını başından beri söyledik ve elimizden geldiğince zirvenin karşısında durduk.
Ukrayna Savaşı ve İran’a dönük saldırıların birbirinin içine geçmesi, savaşın ölçek ve karakterinde büyük bir dönüşüm anlamına gelir. Türkiye ile Irak arasında son haftalarda gerçekleşen görüşmeleri, Karadeniz’deki gelişmeleri ve de “açılım”ı bu gözle de değerlendirmek gerekiyor.
Ülkemiz bu iki çatışma alanının bağlantı noktasında. Emperyalist planlara ve emperyalist savaşa karşı uyanıklığı artırmak bugün en önemli görevlerden biri olmak durumunda.
Aynı Cimer'e Dilovası halkı Ravive Kozmetik'i defalarca şikayet etmiş kaçak çalışıyor bir patlamada hepimiz yanarız demişler ve patladı ve 3'ü çocuk 7 işçi yanarak öldü.
Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde, saat 08.50’de, NATO sebebiyle yapılan gözaltılar takip edilirken, derneğimiz üyesi avukatın gözü önünde müvekkili merdivenden itilmiş ve merdivenden düşürülmüş, tepki gösteren meslektaşımız da aynı şekilde kolundan tutulup savrularak darp edilmiştir.
Bunun üzerine ilgili kolluk personeli hakkında işlem yapılması ve dosyayla ilgili tüm işlemlerden çekilmesi gerektiği söylenmiş, personel hakkında şikayetçi olunmuş fakat gereği yapılmamıştır.
Bunun üzerine tutanak tutmak üzere gelen Ankara Barosu yetkilisi içeri alınmamıştır.
Meslektaşlarımızın bu koşullarda mesleklerini ifa etmeleri mümkün değildir.
Ankara Emniyeti hem gözaltındaki kişileri hem avukatını ayrı ayrı darp edip, ifade işlemlerini kesintiye uğratıp suç işlemektedir.
Aklınızdan bile geçirmeyin!
Ülkemizin içine bir ur gibi yerleşip yayılan dünyanın en büyük terör örgütü NATO’nun 36. Zirvesi 7-8 Temmuz’da başkent Ankara’da düzenlenecek.
Lafa gelince “vatan, millet, sakarya” diyenlerin ülkemizin bağımsızlığı ve egemenliğine yönelik en büyük tehditlerin başında gelen emperyalist ABD’nin ve onun liderlik ettiği NATO’nun emir eri gibi davranmaya ne kadar hevesli olduklarını bu vesileyle bir kez daha görüyoruz.
Tam da bu kapsamda, Ankara’da NATO karşıtı bir miting düzenlenecek diye kenti açık hava hapishanesine çevirme niyetlerini yakından takip ediyoruz.
Partimizin çağrısını yaptığı, 5 Temmuz'da Tandoğan'da gerçekleşecek mitingin yasaklanacağı haberlerini üstü kapalı olarak servis etmeye çalışanları uyarıyoruz: Aklınızdan bile geçirmeyin!
Daha geçtiğimiz aylarda Filistin ve Lübnan halkının üzerine, komşumuz İran halkının üzerine yağdırılan ABD menşeli bombalar tüm dünyanın ve tabii ki halkımızın hafızasında ve vicdanında yakıcılığını koruyor.
Bu düzenin ev sahibi olan patronlar, AKP iktidarı ve buldukları her fırsatta NATO övücülüğü yapan düzen muhalefeti tüm bu katliamların bir numaralı sorumlularından Trump’ın, ülkemize gelecek olmasından mutlu olabilir.
Yeni anlaşmalar ve yeni görevlerle kendi servetlerini, koltuklarını sağlama alacaklarını düşünüyor olabilirler.
Ancak bu ülke onlardan, işbirlikçilerden ibaret değil.
Memleketimizin bağımsızlığını ayaklar altına alacak, halkımızı kendi çıkarları doğrultusunda ölüme gönderecek ABD’nin planları önünde boyun eğecek bir halk yok bu ülkede!
Kalbi İsrail ve ABD caniliğinin karşısında, sonuna kadar Filistin ve İran halkının yanında atan milyonlar var bu ülkede.
Memleket toprağındaki ABD ve NATO üslerinden utanç duyan bir halk var bu ülkede.
Bunları aklınıza kazıyın ve asla unutmayın.
Ankara’da NATO’yu hak ettiği gibi karşılamak, on binlerce kişiyle bu emperyalist haydutluğun karşısına dikilmek bu ülkenin yurtseverlerinin, cumhuriyetçilerinin, devrimcilerinin, komünistlerinin boynunun borcudur.
Bu miting bu anlamıyla sadece TKP’nin değil, ülkemizin tüm onurlu yurttaşlarının ve emperyalizme karşı samimi olarak mücadele yürütenlerin mitingidir.
Çağrımız onlaradır, gelin memleketimizin bağımsızlık bayrağ��nı hep birlikte yükseltelim, gelin işbirlikçilerin ve emperyalist haydutların karşısına hep birlikte dikilelim.
BU MEMLEKET BİZİM!
Özgür Özel sabah "madencilerin yanında" eyleme katılıyor, akşamına da koşa koşa Koç Holding'in 100. yılı etkinliğine katılıyor.
Sabah çok kıymetli sosyal medya solcuları tarafından devrimci ilan edilen Ö.Ö, Koç'larla beraber kuru pasta ve meyve suyu yemekle meşgulken, TKP'liler Koç Holding'in önünde polis ablukasına alınıyor.
Yiğidim aslanım burda yatıyor
İktidarın kadroları ancak bir devrimin elde edebileceği güç, destek ve meşruiyete sahip oldukları yanılsamasıyla hareket ediyor. Kendilerini “tarih yazan” yüce insanlar olarak görüyorlar. Oysa tanık olduğumuz çürüme ve karşı-devrimdir. Hükümsüzdür!
CHP’yi mahkeme kararları ile yönetmeye kalkarken AKP yerel yönetimlere dönük operasyonlar sırasındaki kirli görüntüye güveniyor olabilir. İtiraflar, parti değiştirmeler, servis edilen video ve fotoğraflar kuşkusuz kamuoyunda belli bir etki yaratmıştır. Ancak toplumun geniş bir kesimi bu operasyonların AKP’yi iktidarda tutmak için icat edildiğinden o kadar emindir ki, asıl kirlenmeyi haklı olarak seçme ve seçilme hakkına dönük müdahalenin kendisinde görmektedir.
Bugün CHP’ye yönetim atamak için yapılan hamle de aynı sonucu verecektir. AKP’nin tabanını bile ikna etmekten uzak bu ve benzer hamlelerin iyi düşünülmüş bir stratejinin ürünü olduğunu düşünmek yanlıştır. İktidar, inisiyatifi elinde tutsa bile bütünlüklü, tutarlı bir planlama ile hareket etme yeteneğine sahip değildir.
Kaldı ki, hep söylediğimiz gibi, bu sistem CHP’yi dışarıda tutarak, CHP’nin katkısını almadan işleyebilecek bir sistem değil. AKP içinde bunun farkında olan birçok unsur olduğu biliniyor.
Öte yandan AKP’nin bu tür hamleleri, “halk bunları yutmaz” kolaycılığı ile karşılanmamalı. “Saldırı CHP’ye” denerek CHP’ye endeksli bir “direniş hattı”nın da başarı şansı yok.��� Bugün toplumda iktidarın meşruiyetini daraltan asıl konu yoksulluk ve bu yoksulluğa neden olan toplumsal adaletsizliklerdir. CHP’ye dönük operasyonların ikna edici olmamasının derindeki nedeni budur. İktidarın çaresizlik içinde attığı bazı adımlara yanıt mutlaka ve mutlaka sınıfsal bir eksende verilmek durumundadır. Diğer türlü, dar anlamıyla “CHP savunusu” üzerine kurulu bir stratejiyi AKP, ne kadar zayıf ve inandırıcılıktan uzak olursa olsun, kısa sürede dağıtır.
19-20 yaşlarında olup da hem bugününüzü hem yarınınızı çalanlara gık bile demeyip madenci eyleminde, ilkay akkaya konserinde, şurada burada provokasyon peşinde koşuyorsanız ya düz salaksınızdır ya da birileri sizi kukla yapmış, oynatıyordur.
GEREKİRSE CANIMIZI VERİRİZ ÇOCUĞUMUZUN EKMEK PARASINI VERMEYİZ!
Hangi yüzle, hangi şerefle vurdunuz madenciye? Hangi cevaba sığar attığınız tekme?
Milyonlarınızı değil gasp ettiğiniz haklarımızı istiyoruz. Tüm kamuoyunu dayanışmaya çağırıyoruz. Mutlaka biz kazanacağız.
#MadencininEliniTut
Video Haber: @Turkibrahim0
Çocuklara fazla ceza vermekle bu işlerin önüne geçileceğini düşünenlere, adliyelerin çocuk büro koridorlarında gözlem yapmalarını öneriyorum. Çocuklar ifade vermek için beklerken aldıkları cezaları yarıştırıyorlar aralarında hevesle
Cezanın ağırlığı suçun azalmasına doğrudan bir etki yapmamakla birlikte, uzun vadede daha derin toplumsal ayrışmalara sebep olur. Belirli suçlara ölüm cezasının hâlâ sürdüğü ülkelerde bahsi geçen suçların azalmış bulunmadığı maddi bir gerçekliktir.
NATO’yu “doğal” ve “şirin” gösteremeyeceksiniz. “NATO’nun Ankara Zamanı” ne demek! Kısa süre sonra 23 Nisan geliyor. “Bağımsızlık Mücadelesinin Ankara Zamanı” diyebiliriz. NATO’nun zamanı filan yok, Ankara’da NATO’ya ne zaman ne yer var!
Majid Entezami tarafından bestelenen Tahran Senfoni Orkestrası tarafından seslendirilen anıtsal bir eser olan "Horremşahr Destanı.”
Şef Majid Entezami
Aslen İran-Irak Savaşı sırasında bir şehrin yıkımını ve yeniden doğuşunu anlatmak için yazılan bu eser, bir ulusun kederinin ve hayatta kalma mücadelesinin duygusal izlerini taşıyor.
On yıllar sonra, bu müzik 2026 İran protestoları sırasında yeniden ortaya çıkmış.
Dinleyelim.