herkese merhaba, koşturmacanızın arasında vaktinize ve dikkatinize talibim :)
soL haber ile okurunun bağını koparacak her türlü müdahaleye karşı önlem almaya çalışıyoruz. bu yüzden bir ayda bin yeni aboneyi hedefledik.
“halka yalan söylemek suçtur” sesinin kesilmemesi sizin dayanışmanıza bağlı.
abone olmadan geçmeyin, sesinizin daha gür çıkması sizin elinizde.
linki de şöyle bırakayım👇
https://t.co/o9E2ERGSP8
Okurlarımıza sözümüz var: soL Haber susmayacak!
İktidarın talebiyle üçüncü kez soL Haber’in X hesabına erişim engellendi.
“Halka yalan söylemek suçtur!” demiştik yola çıkarken, bir adım bile geri atmayacağımızı yeniden ilan ediyoruz.👇
https://t.co/uiWMqV5cfT
Engin Solakoğlu: "Öcalan'ın açıklamaları, Bakırhan'ın açıklamaları... Bunların hiçbiri zaten 'halka yalan söylemek suçtur' sloganıyla yayın yapan bir haber organının uydurabileceği şeyler değil.
Kendine gazeteci diyen yani 40 yılı aşkın sürecidir gazetecilikten ekmeğini kazandığı söylenen kişilerin de 'niye bunları yazıyorsunuz yani adam söylediyse söyledi. Bunu yazarak siz süreci baltalıyorsunuz' gibi suçlamalarıyla karşı karşıya kaldık.
PKK'nın yayın organı Komînal'de yayınlanan bir görüş yazısında 'Türkiye Lozan'a dayalı stratejisini değiştirmek zorundadır' diyor.
'Cumhuriyet, Siyonistlerin bir projesiydi. Kürtleri kaybetti, Müslümanları kaybetti. AKP bunun Müslüman kanadını temsil ediyor. PKK da Kürt kanadını temsil ediyor. Biz şimdi bu Siyonist Cumhuriyete karşı aslında ümmete dayalı bir şey oluşturuyoruz.'
Bunları ben söylemiyorum. Bunları PKK'nın yayın organı söylüyor."
🎙️ Maria Faranduri soL’a konuştu: Halklarımızın dostluğu için haykırmaya devam edeceğim
Türkiye ve Yunanistan’da kuşakların ortak sesi olan Maria Faranduri:
💬“Yaşadığım sürece, barış ve halklarımızın dostluğu için haykırmaya devam edeceğim.”
Faranduri ile Theodorakis’ten Türkiye-Yunanistan dostluğuna, silahlanmadan milliyetçiliğe, müzikten toplumsal mücadeleye uzanan kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.
🔗 soL’da.
https://t.co/Uo2X0f9SXT
🎙️ Maria Faranduri soL’a konuştu: Halklarımızın dostluğu için haykırmaya devam edeceğim
Türkiye ve Yunanistan’da kuşakların ortak sesi olan Maria Faranduri:
💬“Yaşadığım sürece, barış ve halklarımızın dostluğu için haykırmaya devam edeceğim.”
Faranduri ile Theodorakis’ten Türkiye-Yunanistan dostluğuna, silahlanmadan milliyetçiliğe, müzikten toplumsal mücadeleye uzanan kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.
🔗 soL’da.
https://t.co/Uo2X0f9SXT
Erhan Nalçacı yazdı:
Emekçiler, yapay zekâ ve ütopyalarımız
"Muhafazakâr ve teknoloji düşmanı olmayacağız ama insanlığın siyasi iradeyi makinelere bırakmasına izin vermeyeceğiz. Her bireyin kendi kapasitesini sanatta, bilimde, sporda alabildiğine çok yönlü olarak geliştirmesinden de vazgeçmeyeceğiz."
https://t.co/cg5G5Rww7e
Sostuve fraternal encuentro con el secretario general del Partido Comunista de Türkiye, el amigo Kemal Okuyan, y la delegación que lo acompaña para participar en #24EIPCO y las celebraciones por el centenario del Comandante en Jefe. Les agradecí su permanente apoyo y solidaridad.
🖊️Fadime Uslu (@YazarFadimeUslu) yazdı...
Altın Çakal ve boşluğun poetikası - 1
❝ Okur, bilginin neden kesintili olduğunu ve karakterlerin neden kendi tarihlerine bütünüyle erişemediğini deneyimler. Dolayısıyla eksilti, okura boşluk doldurma görevi vermez; onu boşluğun neden var olduğu sorusuyla karşı karşıya bırakır. ❞
https://t.co/1k1wwAlDuk
🖊️Gamze Yücesan Özdemir yazdı...
Baskı, baraj, yasak… Yine de örgütleneceğiz!
❝ İçinde bulunduğumuz günlerde toplumsal eşitsizliği meşru kılan tüm mekanizmalar tökezlemektedir. Toplumsal eşitsizliği gizleyen tüm toplumsal kabuller iflasın eşiğindedir. ❞
https://t.co/QUei2HCVOU
Şu gönderideki her şey yanlış. Marksizmin üretken emek - üretken olmayan emek ayrımı işçi - işçi değil'e dönüştürülüyor. Bir işçiyi işçi yapan sömürülebilecek bir artı değer yaratması değildir. Zira bu mantığa göre işsizler de işçi olmaz, oysa işçilerdir.
Tom Barrack'ın Ortadoğu için "müşfik monarşi" (benevolent monarchy) modelini önermesi, Kılıçdaroğlu'nun danışmanlarından birinin mutlak butlan tartışmasını "ulusal güvenlik" gerekçesiyle savunması ve Rahmi Koç'un "Türkiye'nin kaygan zeminde iş yapma kabiliyeti var. Önümüzdeki yıllarda tüm gücümüzü kullanmamız lazım" sözleriyle yeni küresel düzene ve Türkiye'nin bu düzende üstleneceği role işaret etmesi, birbirinden bağımsız gelişmeler değil.
Türkiye kapitalizmi, dünya sistemi içinde jeo-ekonomik ve askeri bir güç olarak yeniden örgütlenirken, buna uygun bir devlet formunun inşası da gündeme geliyor. Devletin idari ve hukuksal yapısındaki dönüşüm, yalnızca mevcut ihtiyaçların değil, Erdoğan döneminde şekillenen çok katmanlı çıkar ilişkilerinin post-Erdoğan döneminde de sürekliliğinin sağlanması açısından önem taşıyor.
Bu nedenle iç politikanın, iktidar çevrelerinin ifadesiyle "iç cephenin", konsolidasyonunda sıradaki temel uğrak yeni anayasa tartışması olacak. Çünkü 2017 anayasa referandumuyla parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçilmiş olsa da, rejimin hukuksal kuruluşu tamamlanmış değil.
Nitekim mevcut anayasa, 2017 referandumuna kadar 19 kez, referandumla birlikte ise 20 kez değiştirildi. Ancak bugün tartışılan mesele yeni bir “değişiklik” değil; doğrudan doğruya yeni bir anayasal çerçevenin oluşturulması.
Türkiye egemen sınıflarının ihtiyacı da yalnızca bazı maddelerin revize edilmesi değil; uluslararasılaşmış Türk burjuvazisinin farklı kesimlerine hem iç hem de dış politikada daha geniş bir hareket alanı sağlayacak yeni bir anayasal düzenin kurulmasıdır. Bu hedef, sıklıkla "devlet aklı" kavramı üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılıyor.
Oysa “devlet aklı” (raison d’état) kavramı, devlet aygıtını tarihsel ve sınıfsal bağlamından kopararak onu soyut, değişmez ve mistik bir varlık gibi sunma eğilimi taşır. Bu nedenle analitik açıdan sorunlu bir kavramdır.
Bununla birlikte, bugün gerek Barrack'ın önerilerinde gerekse Kılıçdaroğlu çevresinden gelen açıklamalarda öne çıkan "devlet aklı" vurgusu, gerçekte devletin ve sermayenin uluslararasılaşması sürecinin ideolojik ifadesidir. Türkiye'nin Kuzey Suriye, Kuzey ve Doğu Afrika, Kıbrıs ve daha geniş MENA coğrafyasındaki askeri, diplomatik ve sivil faaliyetleri ile; savunma sanayii, enerji, madencilik, ulaştırma ve sağlık gibi sektörlerde faaliyet gösteren Türk sermayesinin küresel ölçekte genişleme eğilimi, bu sürecin somut görünümleridir.
Bu çerçevede yeni anayasa tartışmaları, mutlak butlan gündemi ve Türkiye kapitalizminin yeniden yapılanması birbirinden kopuk başlıklar değil. Poulantzas'ın "devletin ikizleşmesi" dediği aşamadayız. Bunların tümü, Türkiye'de tarihsel bloğun yeniden inşasına yönelik daha geniş bir dönüşüm sürecinin parçaları.
Serinin ikinci yazısı: https://t.co/0kFRLCPjS0
@ekonomikanaliz Yurt dışına çıkmam Hocam. Bugün rektörlük 3. kez emekli olmamı teklif etti ama emekli de olmam.
Devlet imkanlarıyla okumuş öğretmen çocuğuyum. Bu ülkede hukuku egemen kılacağız. Gençlere borcumuz budur. Çocuklarıma bırakacağım en büyük miras yaşanabilir bir ülke ve dik duruş.