"nefes alıyorsanız, mezarlıklarda değilseniz, hastane köşelerinde en sevdiğinizin iyileşmesini umutla ve hüzünle beklemiyorsanız bu hayatta her şey halledilir. hayat, yeniden başlayanlarla dolu bir müsamereye benzer ve devam etmek muhteşem bir şeydir."
Çünkü sevgi denen şey, gösterilmek için değil, hissedilmek içindir. İnatla beslenen bir ilişki, zehirli bir oyuna dönüşür. Ben oyun değil, çok samimiyet isterim. Kasıtlı yapılan her hamle, kalbimdeki yerini eritir. Sevgi, savaş meydanı değil; güvenli bir liman olmalı.
Sevgi ister dururuz ama verildiğinde kaçarız, genelde bizi sevmeyen, istemeyen insanların sevgisini kazanmak istiyoruz. Kafamızda onları bir yere oturtup sonra onların onayını sevgisini istiyoruz…Sevgi kazanılması gereken bir şey gibi. Küçükken annenizin derslerini geçersen seni ödüllendiririm sistemi gibi. Sevgi erişebilirse bir gariplik var çünkü alışa gelmiş olduğumuz program sevginin ancak kazanılması gereken bir şey olduğuna programlı. Halbuki sevgi her yerde…Hatta sevgi o aradığın kişi de değil. Sende ama sen sevginin kazanılması gereken bir şey olduğuna inanıyorsun hepsi bu.
Pınar Sabancı çok güzel anlatmış.
Sürekli harcayarak, tüketerek, gösteriş yaparak mutlu olunmuyor. Tam tersine daha çok tüketmek zorunda kalıyorsunuz. Sonuç; markalara köle olmuş, sürekli tüketen, aynı estetikli suratlara sahip bir sürü mutsuz insan…