Adıyaman'da 6 Şubat depremlerinde 72 kişinin yaşamını yitirdiği Grand İsias Otel'e ilişkin kamu görevlileri davasında, 3 sanığa beraat, 3 sanığa ise iyi hal indirimiyle 10 yıl hapis cezası verilmesi ailelerin tepkisine yol açtı 👇
"Verdikleri karara lanet olsun. İnşallah bizim canımız yandığı gibi onların da canı yanar. İnşallah bizim ağladığımız gibi onların anaları da ağlar."
"O katliamcılara, o suçlulara bir mesaj vereyim. Bu dava bitmedi, burada bitmeyecek. Bu daha başlangıç, öyle rahat huzurlu uyumasınlar. Biz asla bu mücadeleyi bırakmayacağız."
X’in yapay zekası Grok İsrail soykırım yapıyor dediğinde askıya alınmış, bu durumu da kendisi ifşa etmişti. Demirin tuncuna, vicdanın ‘yapay’ına kaldıysak yapılacak tek şey vardı, konuyu bizzat kendisine sormak. Birlikte konuyu irdeledik . Söyleşimiz ektedir.
Köklü Değişim Dergisi’nin AK Parti Genel Merkezi’ne yaptığı yürüyüşten dolayı, bu kardeşlerimizi hedef alan yorum ve paylaşımlar yapılıyor. Bazıları M. Emin Yıldırım hocayı da hedef alıyor. Kuşkusuz bu ilk değil. Malum olduğu üzere Türkiye’nin İsrail’le ticaretini gündeme getiren gençlerimizi de “Mossad ajanı” gibi takdim etmişlerdi. “İrancı”, “PKK’lı”, “FETÖ’cü” gibi artık hangisi tutarsa bütün klişeleri kullanmışlardı. Kullandıkları teknik hiç değişmiyor: Niyet sorgulaması. Onlara göre AK Parti’yi ya da Erdoğan’ı eleştiren herkesin niyeti bozuk.
*
Niyet sorgulaması bu tür agresif manipülasyonun en verimli tekniğidir. Maliyeti ucuz, çürütülmesi ise neredeyse imkansızdır: Çünkü “çıkarıp gösteremeyeceğiniz” bir yeri hedef alır: Kalbinizi. Samimi olduğunuzu nasıl ispatlayabilirsiniz ki? Bunun nesnel bir yolu yoktur. Kalbinizi açıp gösterebilir misiniz?
Bu manipülasyon tekniğini bilinçli olarak kullananlar bunu çok iyi bilir. Dediğim gibi maliyeti ucuz ve verimli bir tekniktir. Şüphe ve şaibe içeren tek bir soru bile yeter: “Gerçek niyetleri ne?” Bu soruyla birlikte hedef kişi ya da grup psikolojik taarruzun kurbanı haline gelir. Bu aşamada kurbanın iki seçeneği vardır: Ya ithamlara cevap verecek ya da susup görmezden gelecektir. Ama susmak bazen çare değildir, özellikle söylentinin çok takipçili hesaplar tarafından yayılması durumunda. Çünkü bu durumda “sükut ikrardan gelir” klişesi işlemeye başlar. Elde “savunma”dan başka bir seçenek kalmaz.
Ne var ki her savunma “hayır öyle değil!” içeriğine sahip olacağı için kurbanı manipülatörün gündemini kendi eliyle yaymaya iter. Dahası, “savunma” manipülatöre örtülü ve doğal bir şekilde “savcı” kurbana ise “sanık” statüsü verir.
Bu manipülasyona maruz kalanlar genelde manipülatöre “Sosyal medyada paylaşmadan önce açıp sorsaydın ya da özelden yazsaydın sana doğrusunu söylerdim” gibi serzenişlerde bulunuyor. Bu nafile bir serzeniştir. O da biliyor bunu ama zaten amacı doğruyu öğrenmek değil ki: Bir iddiayı kamusal bir şaibe haline getirmek ve senin çırpınışlarını izlemek.
Başrolünü Sandra Bullock’un oynadığı “Our Brand is Crisis” isimli filmdeki bir sahne bu durumu çok iyi açıklar. Bolivya’daki seçimleri manipüle etmek için ABD’den gönderilen ekip rakip adayın yükselişini nasıl durduracaklarını tartışırlar. Ekipten biri rakip adayın “Lyon kasabı” olarak bilinen Nazi subayı Claus Barbie’yle birlikte görüneceği bir fotoğrafın gazetelerde basılmasını önerir. Bunun üzerine adayın “Nazilerle bağlantılı” olduğu algısı oluşturacaklardır. Ekibin diğer üyeleri “kimse buna inanmaz” diyerek buna itiraz eder. Bunun üzerine teklifin sahibi şöyle der: “Lyndon Johnson [eski ABD başkanı] seçimlerde rakibinin domuzlarla yattığına dair bir söylenti başlatılmasını istedi. ‘Hiç kimse inanmaz’ dediler. Bunun üzerine Johnson ne dedi: Biliyorum, inkar edişini dinlemek istiyorum.”.
Teklif uygulamaya konur, haber gazetelerde basılır. Aday savunma yapar ama kamuoyu yoklamaları “üç puan” düştüğünü gösterir.
*
Aksa Tufanı sürecinde Türkiye manipülasyon çarkının en fazla döndüğü ülkelerden biri olarak tarihe geçti. Bu manipülasyonların temel amacı iktidarın İsrail’le ilişkisini örtmekti. Samimiyetle ve ihlasla bundan rahatsızlık duyanlara karşı ağızlarına geleni söylediler. Bu konuda ne denli acımasız olduklarına şahit olduk. Sınırları yok.
İnsanlar bunlardan korkuyor. Korkmakta da haklılar. Dürüst ve haysiyetli insanlar geri çekiliyor. Bunun için onları kınayabilir misiniz? “Neden susuyorsunuz?” diyebilir misiniz?
IDEF’e Siyonist şirketlerin çağrılmasını protesto eden kişiler hakkında neler yazılıp çizildi? Sanki “yerli ve milli” sanayinin hasımları gibi lanse edilmediler mi? Böyle bir psikolojik iklimde insanlar neden konuşsun ki? Geçen sene Taksim’e çıkan gençlere neler yaptığınızı gördük.
Sonra da diyorsunuz ki “gençlik çöküyor!” “aile elden gidiyor!” vs. Acaba neden? Dişinden tırnağından artırdıklarıyla “Filistin için” pankartlar hazırlayan, Gazze’yi dert eden ve gözaltına alınmak pahasına meydanlara çıkan bu gençleri linç ettiğiniz ve ettirdiğiniz için olabilir mi?
Yine de şunu söylemek istiyorum: Hakikatin gücü manipülasyonu yener, er ya da geç. Eğer Türkiye İsrail'e karşı "ticareti kesmek" gibi bir adım attıysa meydanlarda yükselen feryatlar bunun temel sebebidir. Bu vicdanlı sesler kesilmeyecek ve daha başka adımların da atılmasını sağlayacak inşaallah.
Türkiye'de İslamcıların boykot repertuarı geniştir. Eti ürünleri biz çocukken boykottu. Askeriyeye ait holdingin olduğu için tüketilmezdi. Refah Partisi toplantılarında İsrail markaları karşısında Bingo alın denirdi. Boykot konusunda bu geleneği bilenlerin söyleyecek tek bir lafı olamaz.
Dostlarım biliyorsunuz hiç bu kadar ileri gideceklerini sanmamıştım. bizimle her alanda uğraştılar mafyavari tehditler küfürler hakaretler iftiralar her şeyi yaşadık.
@GarantiBBVA bugün itibari ile hesaplarıma para gönderilemiyor ne olduğunu öğrenmek için şubeye gittim hiçbir gerekçe olmadan benimle çalışmama kararı verilmiş. Normalde böyle kararlar verirken şubeler müşterilerden bilgi istermiş ama bizim için bilgi dahi istenmemiş genel müdür direk böyle bir karar vermiş. Konunun ne olduğunu hepiniz tahmin edebiliyorsunuz ata tohumları için kargo ücretlerini Garanti Bankası hesabıma yatırıyordunuz tek gerekçe bu , oysa bu gelen ücretlerin yasal olarak da sorun olmaması için şahsım adına firma açtım vergimizi veriyoruz ve tek tek bütün ödemeleri bugüne kadar hepsini faturalandırdım. Garanti bankasında KOBİ kaydım olmasına rağmen hiçbir sorgusuz sualsiz böyle bir karar vermeleri bizim de tahmin ettiğimiz gibi tarım zehiri tüccarlarının ellerinin kollarının nerelere uzandığını gdo cuların sistemi ele geçirdiğini net bir şekilde özetliyor. Sizlerden bu konuda hiç destek istemememe rağmen her zaman destek oldunuz fakat bu konuda daha bir destek istiyorum iyi ki varsınız, iyi ki benimlesiniz. Farkındalığımız farklı bir banka üzerinden devam ediyor gerekirse bütün kargo ücretlerini de cebimden öderim ama kısır tohumlarını alıp defolup gidecekleri güne kadar vazgeçmeyeceğim ,bu da buraya not olarak kalsın
This is brilliant!
The French journalist asks #ImaneKhelif to speak in French, assuming that since France colonised Algeria, Imane must be Francophone. She told him in English that she will answer in Arabic!
This deserves another medal.
https://t.co/TYPKPypsnX
Tez yazmak, araştırma yapmak sanılanın aksinde hiç de bireysel bir deneyim değildir, her zaman dışarıdan bir göze, müdahaleye ihtiyaç duyar. Bu açıdan aşağıdaki duyuru belki ilginizi çekebilir. Haziran'da başlıyoruz.
May Colloquium
Part II: Qas Al-Haq: An Alternative to Capitalism & Nation-State
with Dr. Jamel Akbar, Theorist and Professor of Architecture
Following the resounding success of last month’s talk, we are thrilled to welcome back @jamelakbar for another insightful session. Dive deeper into the alternatives to capitalism and the nation-state with Dr. Akbar as he expands on his revolutionary ideas from his book, “Qas Al-Haq.”
In a world teetering on the brink of unsustainable practices, Dr. Akbar’s voice resonates as a powerful alternative. His pioneering work challenges the status quo by presenting the Islamic legal system’s approach to Huquq as a beacon of hope. Join us as we explore how a shift from state-centric governance to individual empowerment can pave the way for a sustainable future.
Dr. Usaama Al Azami will lead the discussion and handle the live Q&A session.
For a better context, please make sure to watch Part I.
Dr. Jamel Akbar is an architect, educator, and theorist. His theoretical contributions center around the built environment, where he measures quality through concepts like responsibility, control, ownership, and interventions. Akbar’s work delves into human and property rights, comparing them across cultures to draw conclusions about economic and social settings and their impact on the built environment. He studied architecture at King Saud University and earned both M.Arch.A.S. and Ph.D. degrees from the Massachusetts Institute of Technology (MIT). His extensive teaching experience includes courses at MIT and the University of Dammam.
Akbar has delivered lectures on these topics worldwide and authored three books: “Crisis in the Built Environment,” “I’marat al-A’rd fi al-I’slam,” and his most recent work, “Qas al-Haq,” which took over 20 years to write and spans approximately 1,700 pages. Currently, Akbar is a Professor at the Faculty of Design and Architecture, Fatih Sultan Mehmet Vakif University.
Saturday, May 25, 2024, 11AM Eastern Time
Click here to get notified when we are live: https://t.co/hPgwiAm5C5
Geçen pazar İTÜ'den bir öğrenci grubuyla Nuruosmaniye'ye gittik. İbadet vakti dışında mihrabın önünde -her zamanki gibi- detayları konuşurken "Bu alana giremezsiniz." uyarısı aldık. Yıllardır defalarca bu gezileri düzenledik, şimdi böyle bir uygulama. İnanılır gibi değil.
Bugün Kariye’ye gittim.Kadın olduğum için cami olarak açılan alana alınmadım.Sanat Tarihçisi ve İstanbul uzmanı olmama ve görevlilerle uzun konuşmalara rağmen“Kadınlara yasak”hiç bir saatte kesinlikle giremezsin cevabıyla karşılaştım.Bu uygulamanın dini ya da hukuki bir izahı yok
Filistin'deki işgalin ve sömürgeciliğin bir uygulama aracı olarak kent planlama ve mimarlığı tartışmayı amaçlayan panele ve “Filistin’i Görselleştirmek” sergisinin açılışına davetlisiniz.
Kayıt için: https://t.co/rtz3UQ2PtM
Türkiyeli akademisyenlerin İsrail’in Filistin’deki işgal ve soykırımına karşı imza kampanyası. (Akademik e-maili olan herkes imzalayabiliyor.) https://t.co/MX1VAY1F89
We are millions to feel powerless witnessing from afar the genocide currently unfolding against Palestinians of Gaza. Fighting this powerlessness means organizing for tomorrow to support, at our own scale, the Palestinian struggle for liberation.
https://t.co/P7pDqR7saM
📌 Kızılcık Şerbeti dizisindeki bir bölümde geçen alkollü kolonya sahnesinden sonra Gratis, %100 alkolsüz gül suyu kolonyası çıkardı ve ismini de dizideki bu sahnede ön plana çıkan karakter olan Pembe Ünal koydu.