Anlamıyor musun? Aşırı empati ve tepkisizlik seni hasta eder. Yaşadıklarını taş yaşasa çoktan çatlamıştı. Sense hâlâ “onu mu kırarım, bunu mu üzerim?” diye düşünüp duruyorsun. Neyse, beni dinlemezsen bedenin birgün sana anlatır.
İmanlı kişinin terapiyle,ilaçla ne işi olurmuşşşş..Ulan andavallı bacağın kırıldığında,kalbin teklediğinde,miden ağrıdığında niye yaldır yaldır doktor arıyorsunnnn?????Otur evinde,bu hastalık da Allah'tan geldi desene.Ay hâlâ okuyup da bu mantıkta olan bir insanın varlığını kabel edemiyorum,fikrine saygı da duymuyorum🤬
Eşek size tekme attığında siz de dönüp eşeğe tekme atmazsınız.
Eşeğin tekme atacağı mesafede durmamalısınız.
Mesafenizi koruyun.
Konunun eşekle alakası yok.
Bazı insanlar sorumluluk almaz, sonrasında 'Bana söyleyebilirdin.' der. Hayır, söyleyemezdim. Çünkü dinlemiyorsun. Konuyu saptırıyorsun. Her şeyi saldırıya çevirip sonra da mağdur rolü oynuyorsun. Seninle yapılan konuşmalar iyileştirici değil. Yorucu.
Ben Bilirim" Hastalığı
İstibdadın ilk kalesi insanın kendi zihnidir.
Kişi, kendi görüşünü putlaştırdığında (firavunlaşma), çevresindeki herkesi o puta hizmet etmeye zorlar.
🇩🇪 Almanya'da zorlayanlar:
Almanya'da kimse size “hallederiiiz” demez.
Çünkü burada insanlar çoğu zaman yardımcı olur, ama sizin yerinize sorumluluk üstlenmez. İlk başta bu durum soğukluk gibi gelir. Bir süre sonra ise bunun aslında mesafe değil, yetişkin muamelesi olduğunu farkedersiniz.
Samimiyetin işlemediği, daha doğrusu sadece samimiyetle iş yaptıramayacağınız bir düzene alışmak zorunda kalırsınız.
Evet, kimse size karışmaz. Ama kimse sizi çekip taşımaz da.
Yani, bu ülkede özgürlüğün içinde biraz yalnızlık da vardır.
Özellikleee genç dostlarımmmm lütfen izleyin şu sahneyi ya. İzleyin ki iyi dizi diye izlediğiniz şu anki dizililerle farkını anlayın. Diyalogların oyunculuğun gücünü görün. Çemberimde Gül Oya ülkenin en iyi dizilerinden gerçekten de.
Toksik ve çocuklarını ihmal etmiş ebeveynleri tek bir ortak özelliklerinden tanıyabilirsiniz. Hepsi de kendilerini dış dünyaya, aşırı fedakar ve çocukları için çok şey yapmış anne baba olarak yansıtırlar. Hatta inanmazsınız ama “fedakar anne baba” övgüsü bile alırlar.
Şu anda 432 hertz frekansını dinliyorsunuz. Sinir sisteminizi düzenlemek için bir an ayırın.
Bu ses, serotonin ve endorfin gibi mutluluk hormonlarının doğal olarak salınmasına yardımcı olur, kan basıncını ve kalp atış hızını düzenler
📽️Lawrence Chatton
Açık konuşayım, 2 yıldır ekip yöneten biri olarak şunu net gördüm:
İnsanları memnun etmeye çalışarak ekip yönetilmez. Yönetim, sevilme oyunu değildir. İnsanlar seni ne kadar sevdiklerine göre değil, seni ne kadar ciddiye aldıklarına göre hareket eder. Ciddiyet yoksa, sistem çöker.
Yönetici olduğunda yaşanan ilk şok şudur:
İyi niyet, performans üretmez. Hatta çoğu zaman suistimal edilir. Ne kadar anlayışlı olursan ol, sınır koymadığın an kontrol dağılır. Çünkü insanlar boşluk bulduğu yerde standart düşürür.
İkinci şok:
Herkes aynı motivasyonla çalışmaz. Sen işini sahipleniyorsun diye herkesin de aynı şekilde davranmasını beklemek hatadır. Beklentiyi net koymadığın sürece kimse o seviyeye çıkmaz.
Üçüncü şok:
Sessiz kalan ekip üyesi en büyük risktir. Sorun çıkarmayan değil, hesap vermeyen kişidir. Gürültü değil, belirsizlik yönetimi bozar.
Dördüncü şok:
Adalet, iyilikten daha önemlidir. Bir kişiye yaptığın küçük bir tolerans, ekipte büyük bir güvensizlik yaratır. İnsanlar kimin kayırıldığını çok hızlı fark eder.
Gerçek yönetim şudur:
Net beklenti koyarsın. Ölçersin. Takip edersin. Sapma varsa müdahale edersin. İstisna yaratmazsın. Duyguyla değil, sistemle ilerlersin.
Samimiyet kurarak saygı kazanılmaz.
Sınır koyarak kazanılır.
Çok yaklaşan yönetici, mesafesini kaybeder.
Mesafesini kaybeden yönetici, otoritesini kaybeder.
Sonuç net:
İyi olmak seni sevdirir.
Net olmak seni yönetici yapar.