Kaçmak yerine zor bir konuşma başlatan biri, ilişkiyi ciddiye alıyordur.
Rahatsızlığı göze alır, teması kesmek yerine içine girer.
Bu, bağa verilen değerin en somut göstergelerinden biridir.
Çoğu insan gerilimden kaçınır, kendi konforunu korur, konuyu erteler.
Kısa vadede rahatlık sağlar ama ilişkiyi zayıflatır.
Zor olanı seçen kişi ise ilişkiyi taşımayı göze alır.
Onarım, o rahatsızlığın içinde mümkün olur.
Biz yaşadığımız şartlara, bize reva görülenlere göre fazla neşeli bir toplumuz. Acıyı bal eyleme kültürü, kadercilik, bir derdim var bin dermana değişmemcilik bizi harekete geçme, itiraz etme konusunda felç ediyor.
Neşemizi çaldırmamız gerekiyor olabilir.
İnsanlar belki de artık görüşmek daha kolay olduğu için görüşmüyorlardır. Zaten tüketim toplumu dediğimiz şeyin her şeyi tüketip; ilişkilerin ve arkadaşlıkların tüketilmeyeceğini düşünmek herhalde abesle iştigal olurdu.
Son dönemlerde bana “görüşürüz” kelimesi inanılmaz yavan geliyor. Sanırım bunu ilk kez, bundan bir iki yıl önce, uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımla Tunalı’da karşılaştığımda hissetmiştim.
Onunla üniversiteden sonra uzun süre görüşebilmek için çaba sarf etmiş ama hep bir bahaneyle karşılaşmıştım.
Ayaküstü hayatın nasıl gittiğinden bahsettik. İkimizin de hayatı fena gitmiyordu ve bunun aslında tek bir anlamı vardı.
“Görüşürüz.” dedi.
Ben de gülümseyerek, “Evrene yalan söylememize gerek yok, görüşmeyeceğiz. Bizim gibi eski dostlar görüşmez, karşılaşırlar.” dedim.
Gülmekle kızmak arasında bir ifade belirdi yüzünde. Arkamı döndüm, kulaklığımı taktım, Kuğulu’nun girişindeki tombul sarmanı sevmeye başladım.
Şansa, ondan sonra bir daha karşılaşmadık. Daha doğrusu, bir kez daha karşılaşayazdık ama o, görmezden gelmeyi tercih etti.
Yazcıların kışı sevmeme savunması: "Kat kat giyiniyorsun yaaa..." Olayın çözümü olduğu kısmına odaklanamamışlar. Oysa yazın çözümü yok, kat kat soyunamıyorsun. Max. soyunabildiğim spor sütyeni ve şort kombini.