Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
ÇOCUKLARI YAŞATAN VE SUÇTAN UZAK TUTAN BİR DÜZEN ÇAĞRISIDIR!
Son dönemde suça sürüklenen çocukların faili olduğu eylemlerdeki artışı, bu eylemlerin başka çocukları yaşamdan koparacak düzeye ulaşmasını kaygı ve üzüntüyle takip ediyoruz. Yaşanan gelişmeler adli vaka olmanın ötesinde sosyal, ekonomik ve hukuki açıdan ele alınması gereken çok yönlü bir toplumsal sorundur.
Çocuğun suça sürüklenmesinin önlenmesi salt ceza ve infaz düzenlemeleriyle değil, kamu otoritelerinin; eğitim, yoksullukla mücadele ve çocuk adalet sistemindeki pozitif yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesiyle sağlanabilir. Bununla birlikte çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesine yönelik atılan her sert adımın, beraberinde şefkatli bir onarım sürecini de getirmesi gerektiği unutulmamalıdır. Toplumun güvenlik ihtiyacı ile çocuğun yeniden topluma kazandırılması hakkı birbirine zıt değil, birbirini tamamlayan unsurlardır.
Ankara Barosu olarak; geleceğimiz olan çocukların yaşamdan koparılmadığı, çeteler elinde kaybolmadığı bir sistemin tesis edilmesi gerekliliğine ve bunun gerçekleştirilebileceğine olan inancımızla cezasızlık algısını ortadan kaldıracak, rehabilite edici ve topluma kazandırıcı nitelikte infaz uygulamalarının tavizsiz şekilde gerçekleştirilmesi, sorunun ekonomik ve sosyal nedenleriyle de mücadele edilmesi gerekliliğini vurgularız.
Meslektaşlarımıza ve kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Kişinin kadın mı erkek mi olduğu, sütyen ya da ceket giymesi hukuken önemsizdir!
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesi şunu emreder: “Kimse işkence ve kötü muameleye tabi tutulamaz.”
Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 90. madde ve devamı açıkça belirtir: Gözaltı işlemi insan onuruna saygılı şekilde yapılmak zorundadır!
Polisin görevi kişiyi aşağılamak, teşhir etmek, kötü muamele etmek değil; hukuka uygun ve ölçülü bir şekilde gözaltı yapmaktır.
İşkence yapmak da, kötü muamele de, ayrımcılık da suçtur. Suç işleyerek gözaltı yapamazsınız!
İnsan onuruna saldırı, devlete değil, devleti yöneten zihniyete leke sürer!
İşkence eden değil, hukuka saygılı polis onurludur!
Hukuku çiğneyen herkes, hangi üniformayı giyerse giysin, suçludur!
Bir anne olarak, canım acıyor.
Vera biraz önce “ben babamı tutanlarla konuşmak istiyorum, onlara anlatacağım her şeyi” dedi.
Sonra da “Ama korkuyorum anne, ya beni de tutarlarsa, beni de tutarlar mı orada?” diye sordu.
Benim kızım 4,5 yaşında. Onu nefreti ve kötülük yapmayı bilmeyen, iyi bir insan olarak yetiştirmek dışında çabamız olmadı. Gözümden sakındığım kızım bana 4,5 yaşında “içeri atılmaktan” korktuğunu söylüyor.
Aşağıdaki fotoğraf, 26 ay önce çekildi. 26 ay önce Vera 2 yaşındaydı. Konuşmaya başladığından beri, bizim de anlam veremediğimiz bir duruma, çocuk aklıyla anlam vermeye çalışıyor. Suçsuz yere içeride ‘tutulan’ bir babanın kızı olarak, babamı istiyorum derse başına bir iş geleceğini seziyor.
Akıl, vicdan ve ahlak sahibi herkese sesleniyorum: Allah aşkına susmayın!
En büyük korkusu oyuncağının kaybolması olması gereken biricik Vera’m, kendisine yaşatılan bu korkuyu hak etmiyor, hiçbir çocuk hak etmez! Bu zulmün sürmesine seyirci kalacak kadar mı taşlaştı kalpler?
Tayfun Kahraman Gezi olaylarında arabuluculuk yapan, olayları yatıştırmak için iktidarla uzlaşı zemini kurmak için çabalayan, hem Sayın Bülent Arınç, hem de Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen, şiddeti tamamen reddeden, hukuk çizgisinden şaşmayan şerefli, namuslu ve dürüst bir devlet insanıdır. Buna o dönemin tüm aktörleri tanıktır.
Eşim Tayfun Kahraman suçsuzdur. Dava dosyasında aleyhine tek bir delillendirilmiş suç olmadan, hukuki gerekçesi yazılmış somut tek bir suçu olmadan hapis tutuluyor.
Tayfun’un eşi olarak değil, Vera Kahraman’ın annesi olarak söylüyorum: Ben kızımın 4,5 yaşında hapse girer miyim korkusuyla büyümesini kabullenmiyorum! Bunun normal kabul edilmesini de kabullenmiyorum!