#VNL2026 🇹🇷🔥: WHAT A COMEBACK! 😱
Backed by a roaring home crowd in Ankara, Türkiye completed a stunning reverse sweep to defeat Germany in five sets.
Melissa Vargas once again led the way with an incredible 32 points, while Lina Alsmeier kept Germany in the fight with 25.
📺 Relive all the action on VBTV: https://t.co/vrAnnE8IOL
🏐 #BePartOfTheGame #Volleyball
Bu adam İBB'in en sağlam rüşvet alınabilecek koltuğunda görev yaptı dikkatinizi çekerim.
Ramazan Gülten babamın oğlu değil selam sabahım hiçbir işim olmadı.
Alırsın böyle insanları baş tacı edersin.
Kör bir siyaset uğruna hayatı zehir ediliyor.
Ben böyle zulme sessiz kalamam.
Bu arada Türkiye genelinde CB kararıyla satışa çıkan 55+71 adet kamu hastanesi var... Denilen o ki bu satışlardan elde edilen gelirler sağlık sistemine dönecekmiş...Dün sağlık problemim nedeniyle bu hastanelerden Sarıyer Hamidiye Etfal Hastanesi acil bölümüne gittim... Sağolsun tüm sağlık personeli elinden geleni yaptı.Ama kimsenin bu satış kararından haberi yok.Benimse içim yandı...TMMOB olarak bu özelleştirme kararlarına dava açtık ancak eğer yürütmeyi durdurma kararı alınmaz ise gitti gider...Acil durumlarda yarım saat içinde bir tam teşekküllü bir kamu hastanesine ulaşılamıyorsa o yerleşme kent değildir...Olsa olsa her sokakta pıtrak gibi biten hasta değil müşteri olduğunuz özel hastanelere para kazandırma tuzağı olur...
#SağlıkÖzelleştirilemez
Midjourney görüntü üretmede neden geri kaldı diyorduk.Adamlar bambaşka bir konu üzerine çalışıyorlarmış meğer.
Midjourney Medical’i duyurdular:
-60 saniyede radyasyonsuz tam vücut ultrason taraması yapan “Ultrasonic CT” scanner + lüks spa deneyimi.
-Sıvı dolu pod’larda Star Trek tarzı tarama, yarım milyon mikro sensörle milimetre altı 3D vücut haritası çıkarıyor. İlk spa 2027’de San Francisco’da açılıyor.
-6 yılda 50.000 cihaz, aylık 1 milyar tarama hedefliyorlar. Erken teşhisle sağlık maliyetlerini ciddi oranda düşürmeyi planlıyorlar.
-AI görüntü şirketi sanıyorduk, meğer sağlık devrimi hazırlıyorlarmış. Hatta Elon da yorum yazmış gönderi altına, “Cool” demiş.
Gelecek sağlık alanında çok ilginç olacak.
Palantir kurucusu Peter Thiel’in dünyadaki elitlerle düzenli bir şekilde toplanıp cinsel hayattan nükleer silahlara konuştukları gizli bir topluluğu varmış.
Kendi içinde özel bir Tinder’ı bile varmış.
Thiel cidden büyük bir şeye hazırlanıyor, cemaat kurmuş
Dr. Gabor Maté, otoimmün hastaları onlarca yıl inceledi. Lupus. Romatoid artrit. MS. Crohn, Alerjiler vb.. (Farklı teşhisler, farklı belirtiler)
Ama tıbbi dosyaların arkasındaki hayatlara baktığında, onu şaşırtan ortak bir örüntü gördü:
Bu ne genetikle ne de beslenmeyle ilgiliydi.
Hemen hepsinin ortak özelliği..+
@samiltayyar27 Sizin bu düşündüğünüzü koskaca, o kadar deneyimli devlet adamları nasıl düşünemiyor, ben ona şaşırıyorum. Biz yönetici kadronun ne kadar yetkin olduğunu sorgulayınca suçlu oluyoruz. Bu tarz kararlarla bunu sorgulamamak mümkün değil.
Bu durumu şöyle özetleyebiliriz. Banvit Brezilyalıların, CP Piliç Taylandlıların. Abalıoğlu mirasla bölündü. Keskinoğlu yakın bir zamanda iflas ederek el değiştirdi. Beypiliç ve Şenpiliç yeni yatırımlar yapıyor.
Kanatlı etinde ar-ge çalışmaları yoğunlaştı, yeni ürünler çıkıyor. Tesis ve altyapı yatırımı yapılıyor. Daha iyi teknolojiye geçiliyor. Kayyum atanan tüm bu işletmelerin satış fiyatları da birbirinden farklı.
İhracat da yapılıyor. Yılda ortalama 900 bin ton kanatlı eti ihraç ediliyor. Ama Amerikan Tyson Foods ve Pilgrim’s Pride Türkiye’ye giremiyor. Kanatlı sektöründe Brezilya başı çekiyor. Küresel gıda rejiminde Amerika’nın olmadığı bir pazar düşünülebilir mi?
@etkilihaberyeni Türkiye tabiki eksikliklerini gidersin de Avrupa tarafının samimiyetine ben inanmıyorum. Saudi Arabistan demokrasi timsali miydi de vize serbestisi aldı?
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
Vatandaşlar tarafından Kuzey Kıbrıs'ta Girne açıklarına doğrudan boşaltılan kanalizasyon tespit edildi. Marmara'da canlı yaşamı büyük ölçüde yok eden bu dıyarsızlık şimdi Akdeniz'in canına düşmüş.
Boğaz'dan büyük bir petrol tankeri geçiyor.
Geminin adı AVİNA...
Kapakları açık geçmesi yasak olduğu halde, kapakları açık geçiyor! İçindeki basıncı azaltmak için!
Ve bütün Boğaz hattı ve arkasında oturanlar, doğal gaz kaçağı var diye panikte!
Kıyıı Emniyeti kontrol etmiyor mu?
Gemi neden kapakları açık geçiyor?
Bir işlem yapıldı mı?
Dünya’nın yaşayan en büyük dişli predatörü sularımızda yaşıyor. Ne büyük bir ayrıcalık! Değerini bilene.
Kaşalot (Physeter macrocephalus). Diğer bir adı ispermeçet balinası. Küresel ölçekte nesli tehlikede (IUCN VU).
Uzun dalış süreleri nedeniyle görmek aşırı zor. Genelde biyoakustik (ses) çalışılıyor.
Akdeniz’in görkemli devleri de en az Anadolu parsı kadar hassas bir konu. Kayıtları altın değerinde. Özen gösterilmeli.
ABD senatörü Bernie Sanders:
Yapay Zeka, milyonlarca yazar, sanatçı, müzisyen, gazeteci, öğretmen, bilim insanı ve sıradan insanın yaratıcı eserleri üzerine inşa edilmiştir.
Bu eserler, büyük teknoloji oligarkları tarafından çalınmıştır.
⛵️Marmara Denizi'nde 6 noktada yapılan operasyonlarda deniz canlıları için 'ölümcül tuzağa' dönüşen ve Çamlıca Kulesi'ni baştan aşağı örtebilecek büyüklükte 'hayalet ağ' çıkarıldı
📌2 futbol sahasından büyük olan hayalet ağlar ham maddeye dönüştürülecek
📌Bu malzemelerden üretilecek güneş gözlüklerinin saplarına mercan, pina, deniz yıldızı, orka ve vatoz figürleri ile ağların çıkarıldığı koordinat bilgileri işlenecek
Türkiye kapitalizmi ve “mutlak butlan”
🔴 Türkiye kapitalizmi yapısal bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu dönüşüm; lojistik koridorlardan finans merkezlerine, maden sahalarından emek rejimine kadar uzanan geniş bir yeniden yapılanma programı içeriyor.
🔴 Erdoğan’ın siyasal varlığı da bu dönüşümün taşıyıcısı ve garantörü; buna itiraz edenlere karşı ise bir tür korkuluk olarak görülüyor.
🔴 Bu nedenle mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidar arzusu değil; onun iktidarında cisimleşen çok katmanlı çıkar ilişkilerinin sürdürülebilirliğidir. Odaklanmamız gereken yer orasıdır.
✒️ Kansu Yıldırım (@KansuYildirim) yazdı
https://t.co/eJynPsVXTI
ABD'NİN KÜRESEL ELİT-YÖNETİCİ ÜRETME FABRİKASI: "500'DEN FAZLA DEVLET VE HÜLKÜMET BAŞKANI AYNI TORNADAN ÇIKTI!"
Fransa’nın efsanevi lideri Charles de Gaulle’ün torunu Pierre de Gaulle, Avrupa siyasetini sarsan bir ifşada bulundu.
Siyasetçilerin büyük kısmının CIA destekli "Young Leaders" (Genç Liderler) programı tarafından yetiştirildiğini belirten de Gaulle, "Rusya’nın Avrupa’ya müdahale ettiğine dair iddialar, elitlerimizin Fransız halkına gerçekleri söylemesini engelleyen bir kurgudan ibaret" dedi.
Uluslararası ilişkiler uzmanları ve stratejistler, egemenlik yapılarını hedef alan bu kurumsal modelin, Türkiye dahil pek çok gelişmekte olan ülkede farklı isimler ve vakıflar altında on yıllardır sistematik olarak işletildiğine dikkat çekiyor.
"Bilişsel Sızma" ve Ortak Kimlik Üretimi
Uluslararası ilişkiler uzmanları, Pierre de Gaulle’ün dikkat çektiği bu yapıları birer "bilişsel sızma" ve "insan kaynakları avcılığı" merkezi olarak tanımlıyor.
Fransız-Amerikan Vakfı bünyesinde 1981 yılından beri yürütülen "Young Leaders" programı, her yıl iki ülkeden geleceğin bakanı, başbakanı, CEO’su veya medya patronu olmaya aday 30'lu ve 40'lı yaşlardaki parlak isimleri radarına alıyor.
İki yıl boyunca kapalı kapılar ardında, Pentagon, CIA ve Beyaz Saray çevrelerinin de dahil olduğu üst düzey seminerlerde "eğitilen" bu isimlerin zihnine, ulusal çıkarlardan ziyade "Transatlantik ittifakın ve Amerikan liderliğinin küresel bekası" fikri kalıcı olarak yerleştiriliyor.
Programın başarısı ise mezunlar listesinde gizli:
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, eski Cumhurbaşkanı François Hollande, IMF eski Başkanı Christine Lagarde gibi küresel sistemin sadık uygulayıcıları bu tezgahtan geçen isimlerden sadece birkaçı.
Aynı Tezgah Yıllardır Türkiye’de de Devrede!
Fransa’da Macron gibi figürleri üreten bu sistemin bir benzerinin, Türkiye’nin yönetim kadrolarını, medyasını ve iş dünyasını dönüştürmek için de uzun yıllardır kesintisiz çalıştığı biliniyor.
Türkiye’deki "genç lider devşirme" operasyonları temel olarak dört büyük saç ayağı üzerinden yürütülüyor:
American Turkish Society (ATS) - Young Society Leaders:
Fransa’daki modelin birebir kopyası olan bu yapı; Türkiye’nin dev holdinglerinin genç veliahtlarını, parlak start-up kurucularını ve ana akım partilerin yükselişteki genç siyasetçilerini New York odaklı bir networkün içine dahil ediyor.
Atlantic Council - Millennium Leadership Program:
Doğrudan NATO ve ABD Dışişleri Bakanlığı stratejilerini fonlayan bu düşünce kuruluşu, Türkiye’deki savunma, enerji ve dış politika bürokrasisindeki "geleceği parlak" isimleri keşfedip Washington’a taşımakla görevli.
Marshall Memorial Fellowship (MMF):
Soğuk Savaş yıllarından beri kesintisiz çalışan bu fon, Türkiye’deki genç parlamenterleri ve gazetecileri haftalarca ABD kurumlarında ağırlayarak, kriz anlarında kendi ülkelerinin milli reflekslerini törpülemeyi hedefliyor.
International Visitor Leadership Program (IVLP):
Doğrudan ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen bu resmi program; hedef ülkelerde gelecekte bakan, başbakan veya kritik bürokrat olma potansiyeli taşıyan genç siyasetçileri daha kariyerlerinin en başında keşfedip Amerikan devlet mekanizması ve vizyonuyla tanıştırmanın en etkili resmi aracı olarak çalışıyor.
İdeoloji Fark Etmiyor: Sağcı, Solcu, İslamcı...
Bu küresel ağların en tehlikeli özelliği, tek bir siyasi ideolojiye bağlı kalmamaları. Sistemin mimarları için adayın sağcı, solcu, seküler veya muhafazakar olmasının hiçbir önemi bulunmuyor; tek kriter "gelecekte güç sahibi olma potansiyeli." İktidardan da muhalefetten de potansiyelli aktörler aynı havuzda toplanıyor.
Nitekim Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında; Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi Soğuk Savaş döneminin sembol liderlerinden, AK Parti kurmayları Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Ömer Çelik gibi muhafazakar aktörlere; sivil toplum, akademi ve medyaya yön veren İlber Ortaylı, Kemal Derviş, Ruşen Çakır ve Aslı Aydıntaşbaş gibi seküler/liberal figürlere kadar çok farklı çizgideki birçok isim, kariyerlerinin erken dönemlerinde IVLP, Eisenhower veya Fulbright gibi Amerikan hükûmeti ve vakıfları tarafından fonlanan liderlik ve vizyon programlarında ağırlanmıştır.
Küresel Bilanço Çok Daha Çarpıcı!
Oyunun dünya genelindeki bilançosu ise çok daha ürkütücü boyutlarda. ABD hükûmetinin resmi verilerine göre, bugüne kadar sadece IVLP programından geçmiş 500’den fazla eski veya mevcut devlet ve hükûmet başkanı bulunuyor.
Kariyerlerinin henüz en başında "keşfedilip" daha sonra ülkelerinde tepe noktalara tırmandırılan sembol isimler, küresel çarkın nasıl döndüğünü açıkça kanıtlıyor:
Avrupa Tornası:
İngiltere’de Margaret Thatcher, Tony Blair, Gordon Brown ve Theresa May gibi birbirine zıt kutuplardan gelen başbakanların tamamı daha koltuğa oturmadan önce bu ağa dahil edildi. Fransa’da ise göreve gelir gelmez ülkesini yeniden NATO’nun askeri kanadına döndüren Nicolas Sarkozy, henüz genç bir politikacıyken 1985 yılında aynı tornadan geçirildi.
Kritik Coğrafyalar ve Küresel Kurumlar:
Orta Doğu tarihini kökten değiştirerek Mısır’ı Sovyet ekseninden çıkarıp ABD-İsrail çizgisine çeken Enver Sedat; küresel sol/liberal rüzgarın sembolü haline getirilen Yeni Zelanda eski Başbakanı Jacinda Ardern ve hatta bugün Birleşmiş Milletler’in en tepesinde oturan Genel Sekreter António Guterres gibi yüzlerce isim, küresel elitlerin bu erken fark etme ve yetiştirme programlarının birer mezunudur.
Ajanlık Değil, "Kültürel Uyum" Operasyonu
Şunun altını kalın çizgilerle çizmekte fayda var: Bu programlara katılan isimlerin hepsinin "birebir Amerikan ajanı" olduğu anlamına gelmiyor elbette bu yazdıklarımız. Buradaki asıl tehlike ve mekanizma çok daha örtülü işliyor. Bu tarz küresel ağlar; katılımcılarına küresel sistemle kültürel uyum, ortak çalışma zeminleri, birbirini anlama ve uluslararası projelerde/krizlerde birbirini tercih etme gibi konularda muazzam bir avantaj ve refleks birliği sağlıyor. Doğrudan bir talimata gerek kalmadan, aynı vizyon penceresinden bakılması hedefleniyor.
Böylece, ülkelerindeki seçimleri hangi parti kazanırsa kazansın, tepe yönetimlere daima küresel sistemle uyumlu, Washington eksenli ajandalara itiraz etmeyecek ve kriz anlarında "uluslararası dengeleri" kendi ülkesinin milli çıkarlarının önünde tutacak "tornadan çıkmış" liderler getirilmiş oluyor.
Pierre de Gaulle’ün Fransa özelinde yaptığı bu ifşaat, aslında tüm ulus devletlerin karşı karşıya olduğu "egemenlik devri" tehlikesini ve küresel elitlerin yazdığı tiyatronun arkasındaki görünmez mekanizmayı bir kez daha gözler önüne seriyor.