Belediyelere yönelik soruşturmalarda kamuoyuna yansıyan iddialar ve yazışmalar, insanı asıl şu soruyla baş başa bırakıyor:
Bir belediye meclisinde kaldırılan eller gerçekten vicdanla mı kalkıyor, yoksa başka hesaplarla mı?
Eğer soruşturmadaki iddialar yargı sürecinde doğrulanırsa, mesele yalnızca birkaç kişinin hukuki sorumluluğu olmayacak.
Asıl ortaya çıkacak olan, yıllardır “belediyecilik” diye sunulan anlayışın nasıl yozlaşabildiğidir.
Meğer bazı eller, millet için değil; ücretini alınca kalkıyormuş…
Sonra dönüp bütün yük yine vatandaşın omuzlarına bırakılıyor.
Vergiler artıyor, harçlar artıyor, su faturaları artıyor…
Ama o paraların kaynağı hep aynı: Vatandaş.
Hukuk elbette son sözü söyleyecektir.
Ancak bugün kamuoyuna yansıyan iddialar bile, kamu görevini emanet olarak değil fırsat olarak gören anlayışın ne kadar tehlikeli olabileceğini göstermeye yetiyor.
İnancımıza göre büyük günahlardan kaçınmak bir tercih değil, kulluğun gereğidir. Kul hakkını ilgilendiren her emanet ise bu sorumluluğu daha da ağırlaştırır.
Çünkü milletin verdiği oy, pazarlık masasında kullanılacak bir yetki değil; Allah’ın ve milletin huzurunda taşınacak ağır bir emanettir.
FIVB Voleybol Milletler Ligi finalinde Brezilya’yı mağlup ederek şampiyonluğa ulaşan Türk A Milli Kadın Voleybol Takımımızı yürekten tebrik ediyorum.
Nene Hatun’un yiğitliğini, Şerife Bacı’nın korkusuzluğunu, Kara Fatma’nın cesaretini yüreklerinde taşıyan Türk kadınları, sahada gösterdikleri azim, inanç ve mücadele ruhuyla aziz milletimize tarifsiz bir gurur yaşatmıştır.
Ay-yıldızlı al bayrağımızı dünyanın zirvesinde gururla dalgalandıran #FileninSultanları, Türk kadınının zorluklar karşısındaki mücadele kudretini bütün cihana bir kez daha ilan etmiştir.
Bu büyük zaferde emeği geçen Türkiye Voleybol Federasyonumuzu, teknik ekibimizi ve kıymetli sporcularımızı gönülden kutluyorum.
Ne mutlu Türk’üm diyene! 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Kendi güvenliğini ABD’nin kararlarına bağlamış olanların, Mavi Vatan ülkümüze ve Doğu Akdeniz’de kabak gibi ortada olan deniz yetki alanlarımıza itiraz edecek sözü var mıdır?
Bilinsin ki Ülkü Ocakları, Türk milletinin üç bin yıllık yürüyüşünü genç yüreklerde diri tutan; irfanı imanla, cesareti ahlakla kavuşturan kutlu bir mekteptir. Ülkü Ocakları; dik başlı değil, başı dik Anadolu çocuklarının yurdudur.
Sizler Mete Han’ın devlet nizamını, Attila’nın Avrupalının dizlerini titreten heybetini, Sultan Alparslan’ın Anadolu’yu yurt kılan azmini, Osman Gazi’nin Söğüt’te can bulup üç kıtaya yayılan muradını, Fatih Sultan Mehmed Han’ın 21 yaşında Avrupalıların atası olan Doğu Roma’yı dize getiren dehasını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yokluklardan bir devlet var eden ferasetini miras almış bir milletin evlatlarısınız.
Bu miras omuzlarınızda bir yük değil; şereftir.
Gazze’de çocukların cansız bedenleri toprağa verilirken, Filistinli esirlerin onuru çiğnenirken, Batı Şeria’da toprak gaspı sürerken, Lübnan’da tarihi ve kültürel doku bombaların gölgesinde yerle bir olurken Türkiye’ye ahlak dersi vermeye kalkmak, Cumhurbaşkanımıza parmak sallamak; akıl karargahlarının teslim bayrağını çekmesidir.
Bizim gözümüzde her Türk genci endemik bir çiçek gibi korunması gereken birer emanettir.
Her evladımız, tek başına milli servetimizdir.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
İsrail’in menfaatlerinin uğrunda hizaya giren, esas duruşa geçen kurşun askerlerin akıbeti, hezimet ve hüsran olacaktır.
Gazze’de ve Beyrut’ta işlenen insanlık suçları ne diplomatik kulislerde örtülecek ne de zamanın tozlu raflarına kaldırılacak bir dosyadır. Bu defter, Mahkeme-i Kübra’ya dek açık kalacaktır.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet, bu milli seferberlikte saf tutacaksınız.
Türkiye’nin ihtiyacı olan budur. Türk gençliğine yakışan da budur.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Cumhur İttifakı olarak atılan önemli adımlarla birlikte Türk milleti için imanla çarpan bir yürek zenginliği ile hedef ve heyecanlarımızı yaşatmak, milli ülkülerimizi gerçekleştirmek gayesindeyiz. Gayret bizden himaye Allah’tandır.
Devlet idaresini, milletimizin bir emaneti olarak gören Milliyetçi Hareket Partisi, yolsuzluklara, rüşvete, yozlaşma ve kayırmacılığa meydan vermemeyi, bu suçları işleyenleri de hukuk kuralları dâhilinde en ağır şekilde cezalandırmayı millî bir vazife olarak görmektedir.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Bölgemiz bir ateş çemberinin içerisinde iken Türkiye başta millî güvenliği tahkim etmek üzere bölgenin yeniden huzura ve istikrara kavuşması için uğraş verirken, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir gündem yanılsaması içerisinde patinaj yapmasının kimseye faydası olmayacaktır.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Cumhur İttifakı olarak atılan önemli adımlarla birlikte Türk milleti için imanla çarpan bir yürek zenginliği ile hedef ve heyecanlarımızı yaşatmak, milli ülkülerimizi gerçekleştirmek gayesindeyiz. Gayret bizden himaye Allah’tandır.
📌Astsubay emeklileri haklarını istiyor….
E.Per. Kd. Bçvş. Ergün Erdoğan’dan gelen bir mesaj. Silahlı Kuvvetlerin bel kemiği Astsubayların emeklilikte yaşadığı mağduriyet duyulsun diye özetleyerek paylaşıyorum:
Bugün Yarbay, Albay, Kıdemli Albay ve general rütbelerindeki askeri şahıslar emekli olduklarında;
Kadrosuzluk tazminatı
Makam tazminatı
Temsil Tazminatı
Görev tazminatı
ve bunlara ilave yüzdelik ödeme,
adı altında çeşitli ödemeler almaktadır.
Oysa muvazzaflık döneminde hem subay hem astsubay personelin aldığı temel tazminat ödemesi Hizmet Tazminatı ödemesidir. (Rütbe bekleme süreleri 3 yıl olan personel için) Son düzenlemesi de yaklaşık 30 yıl önce 19/12/1996-KHK-568/2 md. ile yapılmıştır.
Asıl çelişki burada başlamaktadır.
Emeklilik sonrası verilen bu tazminatların isimlerine bakıldığında sistemin ne kadar tartışmalı olduğu görülmektedir.
Bando sınıfı albayın ya da askerî okulda görev yapan bir öğretmen albayın aynı görevi yapan astsubaydan, teğmenden farklı “makam tazminatı” alması hangi makamın karşılığıdır?
“Görev tazminatı”, "Temsil Tazminatı" ve “Makam tazminatı” denilen ödemeler yalnızca belirli rütbeler için midir?
Ast rütbelerde görev yapılmıyor mu?
Amir astsubayların makamı yok mu?
Üniformaları bir şey temsil etmiyor mu?
Sınırda nöbet tutan, operasyon bölgesinde görev yapan, tankın başında, gemide, uçuş hattında çalışan astsubay görev yapmıyor mu?
Tazminat isimleri dahi mevcut sistemin adalet duygusundan uzaklaştığını göstermektedir.
“Kadrosuzluk tazminatı” denilen uygulama ise ayrı bir tartışma konusudur. Sanki bu personelin kadrosu kaldırılmış gibi bir anlam taşımaktadır. Oysa böyle bir durum söz konusu değildir. Bu kişiler doğal emeklilik sürecine girmiştir. Bu nedenle birçok personel tarafından bu isimlerin, belirli rütbelere ek ödeme yapılabilmesi için oluşturulmuş teknik tanımlar olduğu düşünülmektedir.
Bugün gelinen noktada en büyük sorun maaş dengeleridir.
Emekli bir Kıdemli Albay, muvazzaf bir teğmenin maaşına yakın gelir elde edebilirken; emekli bir astsubay çoğu zaman görevdeki bir astsubay çavuşun maaşının yarısına bile ulaşamamaktadır.
Adaletsizlik tam da burada başlamaktadır.
1. Yıllarca SGK'ya ödediği primlerin karşılığı değildir.
Örneğin; 30 yıl 9 aydan emekli bir Asb.II.Kad.Kd.Bçvş bir aynı süreden emekli bir Kd.Albaydan yalnızca %10 az prim ödemesine rağmen emeklilikte ödediği prime göre %71 daha az emekli maaşı almaktadır
2. 2026 yılı itibarı ile 36 yıl üzerinden emekli olan Kd.Albay %66,44 , Asb.II.Kad.Kd.Bçvş %47,96 , Uzman Çavuş %59,58 son maaşlarına oranla emekli maaşı almaktadır. Bu durum adalete, hiyerarşiye hatta matematiğe bile uymamaktadır.
3. Görev sırasında bir Kd.Albay ile Asb.II.Kad.Kd.Bçvş. Maaş oranı 1980'li yıllarda 1,10 civarı iken artık 1,37 farka ulaşması, emeklilikte bu farkın 1,80'nin üzerine çıkmasının da adalet, hukuk, hizmet, hiyerarşi ve matematikle ilgisi yoktur.
Emeklilik ikinci hayattır. Hukukun üstünlüğü mü, üstlerin hukuku mu sorusu burada anlam kazanmaktadır.
Adalet isim olarak vardır; ancak uygulamada tek taraflıdır.
Geç gelen adalet adalet değildir.
Tek taraflı adalet de adalet değildir.
Birçok meslektaşımız kredi borç batağında, evini geçindiremiyor, çocuğunu evlendiremiyor, kirasını ödeyemiyor. Aile düzenleri bozulmuş, yuvalar dağılmış örnekler mevcuttur. Bunları söylerken dahi insan üzülmektedir.
Buradan ilgililere, yetkililere ve etkililere soruyorum:
Bu adil olmayan uygulama ne zaman son bulacaktır?
“Çalışmalar devam ediyor” denilerek sorunların ötelenmesi artık kabul edilebilir değildir.
Astsubayın imzası olmadan uçak uçamaz, helikopter kalkamaz, tank ve silah sistemleri görev yapamaz.
Ordunun tamamı, trilyonluk malzemenin zimmet sorumluluğu ondadır. Mehmetçiğin eğitimi, disiplini, atışı ve her branştaki sorumluluğu onun omuzlarındadır.
Ancak bu önemli statü özlük hakları bakımından unutulmuş, görevi ile uyumlu statüsel hakları tam olarak tanımlanmamış, ekonomik kazanımı kısıtlanmış durumdadır.