@SeppoIlvessalo Funny how your moral standards disappear when the aggressor is Turkey and the occupied country is Cyprus.
Aggression does not become acceptable because the aggressor is useful to you.
Spare us the selective morality. No one is buying it.
🚨SHOCKING!! Trump just lifted sanctions on Turkey, a primary Muslim Brotherhood sponsor and Hamas haven. No conditions. No explanation.
" You don't want to sanction FRIENDS" - Trump
You don't remove leverage on nations bankrolling Islamic terror networks.
🇪🇺⚠️The European Parliament exposes Turkey’s ongoing violations against Greece and Cyprus in a damning report, documenting a persistent pattern of behaviour that undermines EU sovereignty, regional stability, and international law.
Key findings:
❌ Maintains a formal casus belli (threat of war) against Greece for exercising its lawful right to extend its territorial sea to 12 nautical miles. The Parliament describes this as inconceivable between allies and good neighbours.
❌Promotes the expansionist Blue Homeland doctrine, challenging established maritime rights and violating the sovereignty and sovereign rights of Greece and Cyprus.
❌Continues violations of Greek airspace.
❌Weaponises the NAVTEX system to challenge Greek jurisdiction.
❌Obstructs EU strategic projects, including the Great Sea Interconnector and EastMed Pipeline.
❌Challenges Greece’s sovereign rights in its Exclusive Economic Zone (EEZ).
❌Opposes Greece’s marine park initiative despite it being entirely within Greek territorial waters.
❌Has significantly increased illegal fishing activities within Greek territorial waters since 2024.
❌Is called upon to fully respect the sovereignty, territorial waters, airspace and maritime rights of all EU Member States under international law and UNCLOS.
❌The 🇹🇷–🇱🇾 maritime memorandum is incompatible with the law of the sea, infringes on the rights of third countries, and cannot produce legal consequences for them.
https://t.co/DRzVG3oU0R
🇬🇷🇹🇷⚠️There is a persistent and deeply misleading framing of Greek-Turkish tensions in the Aegean, built around a manufactured false dilemma: that Greece must exercise restraint in asserting its legal sovereign rights in order to preserve stability, maintain a delicate balance, and avoid provoking Turkey into conflict.
The notion of a “balance” that must be preserved presupposes two parties with symmetrical but competing claims, both operating in good faith within a shared legal framework.
❌That is not the situation in the Aegean.
‼️Turkey’s claims do not seek to preserve balance; they seek to displace Greek sovereignty across vast areas of the Aegean and Eastern Mediterranean. Maps and doctrines promoted by Turkish officials have extended claims toward Crete and depict large portions of the Aegean-with numerous Greek islands isolated and enclaved-within areas of Turkish jurisdiction.
⚠️These are not defensive claims made in pursuit of “balance.” They are expressions of offensive revisionism.
🚫Turkey’s casus belli against any Greek extension of its territorial sea to 12 nautical miles is not a negotiating position. It is a threat of war against the exercise of an internationally recognised legal right.
No country operating in good faith within international law issues such threats.
None.
❌This is a false dilemma, engineered to legitimize Turkish revisionism while portraying exercising Greek rights as provocation. The tension exists only because Turkey has made it so-through illegal claims, fabricated disputes, and a doctrine of creeping encroachment. The dilemma is Turkish-authored. Greece did not create it, yet Greece is repeatedly asked to absorb its costs.
⚠️When Greece refrains from extending its territorial sea, it is not preserving peace-it is perpetuating instability.
Every year that Greece declines to exercise its rights, it normalizes Turkey’s revisionist claims.
⚠️Non-assertion does not freeze the status quo; it gradually allows unlawful claims to gain political traction through repetition and signals to Ankara that bullying works. It invites further incursions, grey-zone tactics, and renewed demands for the demilitarization of Greek islands, even as Turkey threatens these islands and maintains substantial military forces in the region and disregards its own obligations.
🇪🇺Europe shares responsibility here.
A Union that hesitates to defend a member state’s unambiguous legal rights against revisionist intimidation weakens its own credibility as a guarantor of a rules-based order. Silence is not neutrality-it is a subsidy to the aggressor. International law exists precisely to prevent larger powers from bullying smaller states into perpetual self-limitation.
❌The Aegean does not require Greece to shrink its presence for “peace.” It requires Turkey to abandon irredentist fantasies and accept that the sea is governed by law-not by threats.
🇬🇷🏛️The claim that “Turkey’s massive mainland is trapped by Greek islands” is a Turkish narrative designed to portray Turkey as the victim of geography while distracting from a far deeper historical reality.
❌ The Greek islands are not too close to Turkey. They were not suddenly placed there to inconvenience Turkey. They didn’t drift toward Turkey.
They were there before Turkey was even a concept.
The Aegean islands are among the oldest continuously inhabited Greek-speaking territories on Earth. They predate the Ottoman Empire and Turkey by three thousand years.
🏛️The entire western Anatolian seaboard-ancient Ionia and beyond-was the cradle of Hellenic civilisation. Its indigenous Greek populations violently erased through invasion, massacre, expulsion, and ethnic cleansing, and their land is now under Turkish control.
Those islands are the surviving fragments of that world. The part that couldn’t be reached.
The coast that Turkey now claims as naturally hers was demographically and culturally Greek barely a century ago. Smyrna-the greatest city of that coast-was still majority Greek until 1922.
Until it was burned.
❌The islands didn’t drift toward Turkey. Turkey expanded toward the islands. And then complained about the view.
So next time you hear Turkey complain about Greek islands being too close-remind them whose land they’re standing on. And whose coast they’re looking at.
İddia 9: “3, 121, 123 ve 300. maddeler Ege’nin özel coğrafyası, iyi niyet, hakkın kötüye kullanılması yasağı, hakkaniyet ve kesme etkisiyle birlikte okunmalıdır”
▪ Sorun, Türk argümantasyonunun “sistematik yorum” ileri sürerken karasuları için belirleyici hükmü, yani 15. maddeyi dışarıda bırakmasıdır.
▪ 3. madde karasularının azami genişliğini düzenler.
▪ 15. madde, karşılıklı veya bitişik Devletlerin karasuları fiilen çakıştığında karasularının sınırlandırılması için lex specialis, yani özel hükümdür.
▪ Bu belirleyicidir. Karasuları, azami genişliği yalnızca 12 deniz mili olan kısa mesafeli bir egemenlik alanıdır. Bu nedenle karşılıklı veya bitişik karasuları arasındaki her çakışma coğrafi olarak sınırlıdır ve yalnızca iki Devletin kıyıları karasularının birleşik genişliğinden daha az mesafede olduğunda ortaya çıkar. 12/12 senaryosunda bu, pratik olarak 24 deniz milinden daha az mesafedir.
▪ 15. maddenin belirli ve nispeten sıkı bir kural kullanmasının nedeni budur: tarihi hak veya özel koşullar aksini gerektirmedikçe orta hat. Anlaşma sağlanana kadar bir Devlet, fiili çakışma alanında karasularını orta hattın ötesine genişletemez.
▪ 15. madde Ege çapında bir orantılılık mekanizması değildir. Türkiye’ye ait karasuları çakışmasının bulunmadığı alanlarda Yunanistan’ın karasularını kesmek için hukuki bir araç değildir.
▪ Buna karşılık kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge 200 deniz miline kadar projekte olabilir. Bu ölçekte mekanik eşit uzaklık bozulmalar yaratabilir. Bu da 74. ve 83. maddeler içtihadında hakkaniyet, ilgili koşullar, orantılılık ve kesme etkisinin rolünü açıklar.
➡️ Türkiye’nin argümanı, 200 deniz millik ekonomik bölgelerin yöntemini 12 deniz millik karasularına ithal etmeye ve sonra bunu Türkiye’ye ait hiçbir karasuları çakışmasının bulunmadığı alanlarda bile Yunanistan’ın karasularını Ege çapında sınırlamak için kullanmaya çalışmaktadır.
▪ 121. madde adaların rejimini düzenler. Kural olarak adaların kara ülkesiyle aynı deniz yetki alanlarını ürettiğini teyit eder.
▪ 123. madde yukarıda belirtildiği gibi kapalı ve yarı kapalı denizlerde iş birliğiyle ilgilidir. Deniz yetki alanlarının genişliğini veya sınırlandırılmasını düzenlemez.
▪ 300. madde iyi niyet ve hakkın kötüye kullanılmamasıyla ilgilidir, fakat 3. madde kapsamındaki hakkı ortadan kaldırmak veya 15. maddedeki özel kuralı baypas etmek için contra legem kullanılamaz.
▪ Dolayısıyla “her şeyi birlikte okumak”, 123. maddenin 3. maddeyi sınırladığı, 300. maddenin 15. maddeyi iptal ettiği veya ekonomik bölgelerden gelen hakkaniyetin karasularına ithal edilebileceği anlamına gelmez.
▪ Türkiye’nin yanıltıcı hukuki argümantasyonunda 15. maddenin dışarıda bırakılması tesadüfi değildir. Anlatı için zorunludur. Çünkü 15. madde karasuları sınırlandırmasını fiili çakışma alanlarıyla sınırlar. Böylece Türkiye’nin, Ege’nin “özel coğrafyasını” Yunanistan’ın karasuları genişlemesini tüm Ege’de engellemek için genel bir gerekçe olarak kullanabileceği iddiasını çökertir.
➡️ Karasularının çakıştığı yerde 15. madde uygulanır: tarihi hak veya özel koşullar aksini gerektirmedikçe orta hat.
➡️ Karasuları çakışmasının bulunmadığı yerde, Türkiye’nin Yunan karasularını sınırlaması için hukuki temel yoktur.
➡️ Türk argümantasyonu UNCLOS’u sistematik olarak yorumlamaz. Farklı konulara sahip hükümleri seçici biçimde karıştırır, 15. maddeyi baypas eder ve yerel karasuları sınırlandırması kuralını Yunan egemenliği üzerinde sözde genel bir sınırlamaya dönüştürür. UNCLOS böyle bir kural öngörmez.
#MaviVatan #UNCLOS #Karasuları #KıtaSahanlığı #EgeDenizi
İddia 8: “Anadolu’nun önündeki Yunan adaları Türkiye’yi kapatacak kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge hakları üretemez”
▪ Bu iddia kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgeyle ilgilidir, karasularıyla değil. Dolayısıyla Yunan adalarının 12 deniz millik karasularına karşı argüman olarak kullanılamaz.
▪ 121. madde, bir anakara kıyısının karşısındaki adaların kıta sahanlığı veya Münhasır Ekonomik Bölge haklarını kaybettiğini söylemez. Kural olarak adaların deniz yetki alanları ürettiğini söyler.
▪ Bir adanın kıta sahanlığı / Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırmasında tam, azaltılmış veya sınırlı etki alıp almayacağı yalnızca belirli bir sınırlandırma bağlamında incelenir. Sıfır etki yönündeki genel bir siyasi beyanla önceden belirlenemez.
▪ Türk pozisyonu, uyuşmazlığı yalnızca anakara kıyıları arasında çizerek Ege’yi Yunan adaları yokmuş gibi ele almaya çalışmaktadır.
▪ Bu hakkaniyet değildir. Önceden belirlenmiş coğrafi yeniden kurgulamadır ve uluslararası hukuk buna izin vermez.
▪ Yukarıda aktarılan içtihadın da gösterdiği gibi, mahkemeler kıta sahanlığı / Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırmasında tekil adaların etkisini ayarlayabilir. Fakat adaları silmez ve coğrafyayı yeniden inşa etmez.
▪ Ege, anakara kıyısının karşısındaki izole küçük bir ada vakası değildir. Geniş, yerleşik ve Yunan egemenliğindeki bir ada cephesidir.
▪ Dolayısıyla olası herhangi bir kıta sahanlığı / Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırmasında gerçek soru, Yunan adalarının “sayılıp sayılmayacağı” değildir. Sayılırlar. Soru, her somut bağlamda onlara ne ölçüde etki tanınacağıdır.
➡️ Mavi Vatan, etki meselesini yok sayma talebine dönüştürmektedir. Temel hukuki çarpıtma budur.
#MaviVatan #UNCLOS #Karasuları #KıtaSahanlığı #EgeDenizi
İddia 6: “Yunanistan bir takımada Devleti değildir”
▪ Bu bir saptırmadır. Ne Yunanistan ne de benim argümanım, Yunanistan’ın UNCLOS Bölüm IV anlamında hukuki olarak takımada Devleti olmasına dayanmaktadır.
▪ Ege coğrafi ve fiili anlamda takımadalı bir yapıya sahiptir, fakat Yunanistan 46. ve 47. maddeler uyarınca takımada Devleti statüsü talep etmemektedir.
▪ Yunan adalarının karasuları oluşturması için takımada esas hatlarına ihtiyacı yoktur. Bu hakkı 121. madde uyarınca, Yunan egemenliği altındaki adalar olarak üretirler. Dolayısıyla “takımada Devleti” itirazı, Yunan adalarının karasuları bakımından hukuken ilgisizdir.
➡️ Bunun amacı, Yunanistan hukuken takımada Devleti olmadığı için adalarının karasuları haklarının azaltılmış veya şüpheli olduğu izlenimini yaratmaktır.
➡️ Bu, ilgili videolarda ve onlara eşlik eden grafiklerde görülen yanıltıcı Gürdeniz / Mavi Vatan çizgisinin yeniden üretimidir.
#MaviVatan #UNCLOS #Karasuları #KıtaSahanlığı #EgeDenizi
Denizci yaşam alanı doktrini olarak Mavi Vatan
▪ Gürdeniz’in kendisi de Mavi Vatan’ı tamamen hukuki bir teori olarak değil, Deniz Hukuku’yla “sınırlanamayacak” daha geniş bir jeopolitik, jeoekonomik ve sosyokültürel doktrin olarak sunmaktadır. Başka bir yerde meselenin “artık yalnızca Deniz Hukuku meselesi olmadığını”, jeopolitik bağımsızlık, enerji güvenliği, hareket özgürlüğü, güç dengesi ve stratejik hayatta kalma ile ilgili olduğunu yazmaktadır.
https://t.co/UXlaF9uvCc
➡️ Bu kritik önemdedir: deniz alanları kara sınırlarına eşit “hayati stratejik topraklar” olarak tanımlandığında ve Mavi Vatan Misak-ı Millî’nin denizdeki karşılığıyla ilişkilendirildiğinde, artık tarafsız bir sınırlandırma teorisiyle karşı karşıya değiliz. Açık biçimde “Lebensraum” tarzı jeopolitik düşünceyi çağrıştıran bir denizci yaşam alanı doktriniyle karşı karşıyayız.
➡️ Mavi Vatan, doktrini uluslararası hukuka göre test etmek yerine, uluslararası hukuku Türk doktrininin ihtiyaçlarına göre seçici biçimde uyarlamaktadır.
▪ “Vatan” teriminin seçimi tarafsız değildir. Ekonomik deniz yetki alanlarını, sanki Devlet egemenliğinin uzantısıymış gibi sembolik ulusal mekâna dönüştürür.
▪ Fakat ulusal egemenliğin karadan denize projeksiyonu karasuları üzerinden ifade edilir, kıta sahanlığı veya Münhasır Ekonomik Bölge üzerinden değil.
➡️ Mavi Vatan’ın temel hilesi, egemenlik alanı olan karasuları ile egemen haklar alanı olan kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgeyi eşitlemektir.
▪ Böylece eşi görülmemiş bir iddia sözde hukuki argüman olarak sunulur: açık deniz özgürlüklerinin veya Türkiye’nin muhtemel kıta sahanlığı haklarının Yunan karasularını sınırlayabileceği iddiası.
▪ Bu Deniz Hukuku’nun sistematik yorumu değildir. Seçici hukuki terminolojiyle giydirilmiş siyasi bir revizyon projesidir.
➡️ Eğer Gürdeniz bunların hukuki argümanlar olduğuna inanıyorsa, soru basittir: bunları bir uluslararası mahkeme önünde bu şekilde ileri sürer miydi? 123. maddenin 3. maddeyi sınırladığını, 300. maddenin 15. maddeyi baypas ettiğini veya ekonomik bölgelerden gelen hakkaniyetin adaların karasularını sildiğini savunur muydu?
➡️ “Daha çok çalışın” çağrısı iade edilir: UNCLOS hakkında ders vermeden önce 15. madde atlanmamalıdır. Hukuki analiz birincil kaynaklar, antlaşma metinleri, içtihat ve egemenlik, egemen haklar ve siyasi argümantasyon arasındaki ayrımı anlamayı gerektirir.
▪ Ayrıca Gürdeniz’in, aramızda hiçbir doğrudan etkileşim yaşanmadan X’te hesabımı önceden engellediğini belirtmek gerekir. Tek ilgili kamusal eylem, onun yazılarını ve pozisyonlarını eleştirmiş olmamdı. Ben onu geri engellemedim.
#MaviVatan #UNCLOS #Karasuları #KıtaSahanlığı #EgeDenizi
İddia 5: “Yunan tarafı 121. maddeyi vurguluyor, fakat hakkaniyeti, orantılılığı ve kesme etkisini görmezden geliyor”
▪ 121. madde adaların kara ülkesiyle aynı deniz yetki alanlarına sahip olduğunu belirtir.
➡️ Hakkaniyet, orantılılık ve kesme etkisi esas olarak 74. ve 83. maddeler çerçevesindeki kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırmasına aittir. Bunlar karasularını sınırlamak veya ortadan kaldırmak için genel bir yöntem değildir.
▪ Karasuları için özel bir kural vardır: 15. madde. Bu madde, tarihi hak veya özel koşullar bulunmadıkça orta hattı öngörür.
➡️ Sözleşme üç aşamalı Münhasır Ekonomik Bölge / kıta sahanlığı yönteminin karasularına uygulanmasını amaçlasaydı, bunu 15. maddede söylerdi. Söylememektedir.
▪ 15. maddedeki özel koşullar yalnızca karasularının çakıştığı yerlerde işler.
▪ Bu çakışma alanlarının ötesinde Türkiye’nin, hakkaniyet, orantılılık veya kesme etkisine dayanarak Yunan karasularını sınırlaması için hukuki bir temeli yoktur.
➡️ Yanıltıcı Türk yorumu, ekonomik bölgelerden gelen hakkaniyet kavramını karasularına taşıyarak siyasi bir hedefi sözde hukuki sınırlama gibi sunmaktadır.
▪ İçtihat bu ayrımı doğrular: mahkemeler adaların kıta sahanlığı veya Münhasır Ekonomik Bölge üzerindeki etkisini sınırlayabilir, fakat hiçbir davada bir adanın karasularını azaltmamış veya ortadan kaldırmamıştır. Örnek olarak:
– UK/France Continental Shelf Arbitration, Channel Islands, 1977, para. 202: Kanal Adaları bakımından Fransız kıta sahanlığı sınırı, bu adaların esas hatlarından 12 deniz mili uzaklıkta çizilmiştir. Böylece Birleşik Krallık’ın o dönemdeki karasuları yalnızca 3 deniz mili olmasına rağmen, Kanal Adaları çevresinde 12 deniz millik kuşak korunmuştur.
https://t.co/Hsp05Og43N
– France/Canada, St Pierre and Miquelon, 1992: Fransız talebi sınırlandırılmıştır, fakat adalar çevrelerinde 12 deniz millik karasularından oluşan bir deniz alanını korumuş ve ayrıca kıta sahanlığı projeksiyonu da almıştır.
https://t.co/5eMbbrcyal
– Romania/Ukraine, Serpents’ Island, 2009, paras. 185-188: Ada kıta sahanlığı / Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırmasında ilave etki almamıştır, fakat 12 deniz millik karasuları yayı korunmuştur.
https://t.co/F7SUpif7QF
– Bangladesh/Myanmar, St Martin’s Island, 2012, para. 169: ITLOS ada için 12 deniz millik karasularını tanımış ve Münhasır Ekonomik Bölge / kıta sahanlığı haklarına karasuları üzerindeki egemenlikten üstünlük tanıma mantığını reddetmiştir. Türkiye’nin Yunanistan’a dayatmaya çalıştığı mantık tam olarak budur.
https://t.co/jMPJDH5iL5
Sonuç olarak, Mahkeme artık 8 numaralı noktanın ötesinde karasularını sınırlandırma göreviyle karşı karşıya değildir. Mahkeme, Bangladeş’in, St Martin Adası çevresinde, bu karasularının artık Myanmar’ın karasularıyla çakışmadığı alanda 12 deniz millik karasularına sahip olma hakkını tanır. Aksi bir sonuç, Myanmar’ın Münhasır Ekonomik Bölge ve kıta sahanlığındaki egemen haklarına ve yetkisine, Bangladeş’in karasuları üzerindeki egemenliğinden daha fazla ağırlık verilmesi anlamına gelirdi.
➡️ Sonuç: Bu davalar ve ilgili içtihadın tamamı, adalara 12 deniz millik karasularına tam hak tanındığını göstermektedir:
– Kanal Adaları örneğinde olduğu gibi daha önce 3 deniz mili karasularına sahip olsalar bile,
– kıta sahanlığı / Münhasır Ekonomik Bölge sınırının çiziminde azaltılmış veya hatta hiç etki almasalar bile,
– Bangladesh/Myanmar kararında olduğu gibi, karasuları hakkının ekonomik bölge haklarından üstün olduğunu teyit ederek.
#MaviVatan #UNCLOS #Karasuları #KıtaSahanlığı #EgeDenizi
1) Οι δικαστικές αποφάσεις που επικαλείσαι αφορούν μειωμένη επήρεια νησιών σε Υφαλοκρηπίδα / Αποκλειστική Οικονομική Ζώνη, όχι σε Χωρική Θάλασσα. Τα νησιά διατηρούν δικαίωμα Χωρικής Θάλασσας έως 12 NM. Συμφωνείς ή όχι;
2) Οι «ειδικές περιστάσεις» εξετάζονται μόνο όπου υπάρχει πραγματική επικάλυψη δικαιωμάτων. Στις οικονομικές ζώνες η επικάλυψη αφορά την περιοχή πέραν της Χωρικής Θάλασσας, πρακτικά από τα 12 NM έως τα 200 NM. Στη Χωρική Θάλασσα αφορά μόνο την περιοχή 0–12 NM, όπου οι χωρικές θάλασσες δύο κρατών επικαλύπτονται. Συμφωνείς ή όχι;
3) Για τον λόγο 4,5 έως 8,8 υπέρ της ελληνικής ακτογραμμής στο Αιγαίο, απαντάς σε κάτι που δεν ισχυρίστηκα. Δεν είπα ότι αυτός ο λόγος παράγει αυτομάτως οριοθέτηση. Είπα ότι αποδομεί τον τουρκικό ισχυρισμό περί «τεράστιας τουρκικής ακτής» στο Αιγαίο. Η Τουρκία δεν έχει μεγαλύτερη σχετική ακτή από την Ελλάδα στο Αιγαίο, είτε εξετάσεις μόνο τις ηπειρωτικές ακτές είτε συνυπολογίσεις και τις ελληνικές νησιωτικές ακτές. Συμφωνείς ή όχι;
4) Για την Υφαλοκρηπίδα / Αποκλειστική Οικονομική Ζώνη στο Αιγαίο υπάρχουν τρία θεωρητικά σενάρια:
▪ πλήρης επήρεια των ελληνικών νησιών, οπότε για την Τουρκία δεν απομένει ουσιαστική θαλάσσια έκταση πέραν των χωρικών της υδάτων,
▪ μειωμένη επήρεια των ελληνικών νησιών, οπότε απομένει κάποια τουρκική έκταση,
▪ μηδενική επήρεια των ελληνικών νησιών, οπότε απομένει η μέγιστη δυνατή τουρκική έκταση.
Στη δεύτερη και τρίτη περίπτωση, πόση ακριβώς έκταση Υφαλοκρηπίδας / Αποκλειστικής Οικονομικής Ζώνης απομένει για την Τουρκία στο Αιγαίο;
Μέχρι τώρα έχεις ήδη αποδεχθεί τρία βασικά σημεία:
▪ ότι η επίκληση του συνολικού μήκους τουρκικών ακτών εκτός Αιγαίου είναι παραπλανητική,
▪ ότι το μέγεθος της χερσαίας μάζας δεν αποτελεί κριτήριο θαλάσσιας οριοθέτησης,
▪ ότι ο πληθυσμός δεν αποτελεί ανεξάρτητο κριτήριο θαλάσσιας οριοθέτησης.
İddia 7: “Ege’de iki ana kıtasal Devlet vardır: Türkiye ve Yunanistan”
▪ Bu, coğrafyanın siyasi olarak yeniden kurgulanmasıdır: Yunan adalarını ortadan kaldırır ve Ege’yi iki anakara kıyısı arasındaki yapay bir karşılaşmaya dönüştürür.
▪ Uluslararası içtihat bu tür coğrafi yeniden kurgulamayı defalarca reddetmiştir:
– North Sea Continental Shelf, ICJ 1969, para. 91: hakkaniyet eşitlik anlamına gelmez ve “doğanın tamamen yeniden şekillendirilmesi asla söz konusu olamaz”.
https://t.co/TcfD4jxJnO
– Tunisia/Libya, ICJ 1982, para. 133: bir Devlet kıyı şeridi bakımından doğa tarafından avantajlı veya dezavantajlı kılınmış olsa bile, bu doğal eşitsizlikler hakkaniyetin gidereceği türden eşitsizlikler değildir.
https://t.co/Vlpmhd0VCs
– Libya/Malta, ICJ 1985, paras. 57-58: orantılılık hakkaniyetin bir testidir, bağımsız bir hak kaynağı değildir ve sınırlandırma yöntemi gerçek coğrafi duruma sadık kalmalıdır.
https://t.co/8zWaakuIrm
– Cameroon/Nigeria, ICJ 2002, para. 295: coğrafi yapı verili bir unsurdur, Mahkeme tarafından değiştirilebilecek bir unsur değildir. Coğrafi özellikler yalnızca bir hattı ayarlamak için ilgili koşullar olarak dikkate alınabilir, coğrafyayı yeniden inşa etmek için değil.
https://t.co/5rciDWnPDW
▪ Ege’de yalnızca iki anakara kıyısı yoktur. Karasuları hakkı üreten binlerce ada ve ekonomik bölge hakları üreten, 1,5 milyon nüfusa sahip yüzlerce yerleşik ada da vardır.
▪ Ege’de yalnızca ilgili anakara kıyıları incelense bile, tablo Gürdeniz’in ve Türk argümantasyonunun yazılarında yanıltıcı biçimde ileri sürdüğü “daha küçük bir Yunan kıyısına karşı uzanan geniş Türk anakara kıyısı” iddiasını desteklemez. Gerçekte bunun tersi doğrudur.
▪ Yunan anakara kıyı uzunluğu, her doğruluk ve körfez kapatma yönteminde Türk anakara kıyı uzunluğundan fazladır. Aşağıdaki ölçümler, NOAA kıyı verilerine ve ilgili coğrafi modellerin ölçüm varsayımlarına dayalı olarak rakam ve karşılaştırma bakımından tartışmasızdır.
➡️ Ege’de ilgili kıyıların teknik ölçümleri, ilgili coğrafi modellerin varsayımları altında:
– körfez kapatması yapılmadan tam uzunluk:
oran Yunanistan lehine 1,18
🇬🇷 2.850 km / 🇹🇷 2.420 km
– Eğriboz dahil, ihtiyatlı körfez kapatması:
oran Yunanistan lehine 1,21
🇬🇷 2.428 km / 🇹🇷 2.000 km
– Eğriboz dahil, daha az ihtiyatlı körfez kapatması:
oran Yunanistan lehine 1,47
🇬🇷 1.645 km / 🇹🇷 1.116 km
➡️ Dolayısıyla her üç ölçüm senaryosunda da Ege’deki ilgili Yunan kıyısı Türk kıyısından daha uzundur.
▪ Ege’deki Yunan ada kıyıları da eklendiğinde, yaklaşık 8.185 km, fark çok daha büyür: ölçüm modeline bağlı olarak Yunanistan lehine 4,56 ila 8,8 kat.
▪ Türk argümantasyonu Ege’nin ilgili coğrafyasını atlamakta ve yanıltıcı biçimde ilgisiz veya belirleyici olmayan büyüklükleri öne çıkarmaktadır:
▪ Akdeniz, Karadeniz, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı kıyıları da dahil edilerek Türkiye kıyılarının toplam uzunluğu. Oysa bunlar Ege uyuşmazlığının coğrafyasıyla ilgili değildir ve ihtilaflı alanda Yunan kıyılarına karşı çakışan deniz projeksiyonları üretmez.
▪ İç bölgenin derinliği veya toplam kara kütlesi. Bu, deniz yetkisi veya sınırlandırma bakımından bağımsız bir ölçüt değildir. Libya/Malta, ICJ 1985, para. 49 kararında Mahkeme, kara egemenliği ile deniz hakları arasındaki hukuki bağın kara kütlesi üzerinden değil, kıyı üzerinden kurulduğunu belirtmiştir.
▪ Nüfus büyüklüğü. Bu da deniz yetkisi veya sınırlandırma bakımından bağımsız bir ölçüt değildir. Greenland/Jan Mayen, ICJ 1993, para. 80 kararında Mahkeme, Jan Mayen’in sınırlı nüfusunu veya sosyo-ekonomik faktörleri sınırlandırma koşulları olarak dikkate almak için bir sebep bulunmadığını belirtmiştir.
#MaviVatan #UNCLOS #Karasuları #KıtaSahanlığı #EgeDenizi
@yel_selma Gemi İstanbullu Rumlarca kiralandı tüm masraflar onlarca karşılandı tek bir gemi yarım milyon kişiyi doyuramaz Türkiye o dönemde en iyi ihtimalle tarafsızdı Nazi Almanyasıyla dostluk içindeydi bu yüzden Paris Antlaşmasına çağrılmadı
@yel_selma In WW2 your grandfather was ally of the Nazis .the shi p you mention was payed by Greeks of diaspora (Greek War Relief Association) not by turks. You WERE ALLY OF NAZI GERMANY you declared war to germany the last day before they surrendered . So stop lying
🇬🇷🇪🇺A 12-nautical-mile Greek territorial sea in the Aegean is not a provocation. It is a legal formality - one that is long overdue.
🔹The geographic reality already exists. With over 3,000 Greek islands and islets, the Aegean is not an open expanse of international waters. It is, by nature and by law, a continuous Greek and European maritime domain.
🔹A 12nm territorial sea strengthens Greek sovereignty over its islands and surrounding waters, closes long-exploited legal loopholes, and reinforces the external maritime borders of the European Union.
🇪🇺Every additional nautical mile of Greek territorial sea is an additional nautical mile of EU external border - strengthening control over irregular migration, security threats, and resource rights in one of Europe’s most strategically sensitive regions.
🔹 Under UNCLOS and customary international law, a 12-nautical-mile territorial sea is a universally recognized sovereign entitlement. Greece has simply refrained from exercising it in full -for decades - under the explicit threat of Turkish military force.
❌Europe’s borders are defined by law, not by bullies, and the EU can no longer tolerate this.
@zgizemozpinar What you call "inevitable action" is just another delusion of expansionism that will end up in the dustbin of history. A mind trapped in its own borders, viewing others' lands as its "natural extension," only ever paves the way for its own demise. 4/4
@zgizemozpinar But remember: there is always a defense mechanism that stops a cancer from metastasizing. For us, our islands are not a geographical "extension"—they are the indivisible, ancestral parts of a civilization that has existed here for thousands of years. 3/4
@dunya_basol Let’s stop the pretense. Cancer doesn’t negotiate; it metastasizes. As long as you feed on the conquest of the past, history will remember you only as the force that poisoned everything it touched. 5/5
@dunya_basol Framing occupation as a "lack of communication" is a trap. This isn't about tourism or dialogue; it’s about an ideology that recognizes no borders and views everything across the water as a potential prize. The "security dilemma" is just a reaction to your metastasis. 4/5