Bütün ömrüm boyunca biz iyi olalım, çocuklar iyi olsun, öğretmen iyi olsun, aileler iyi olsun, okullar iyi olsun diye uğraştım; ne yazık ki, ruhumuzun derinliklerinde kök salan, göstermeye çalıştıkça görmezden gelinen o devasa çürümenin altında kaldı bütün uğraşlarım, uğraşlarımız. Yine de durmadık. Biz öğretmenler hep yeniden başlarız, her yıl, her hafta, her ders yeniden başlarız. Buna alışkınız. Kolay kolay düşmeyiz, derdik. Bugün öyle olmadı. Fatmanur Öğretmenin haberini aldığımda onunla birlikte düştüm yere. Sadece ben değil, bütün öğretmenler, bütün meslektaşlarım hiçbir silginin toplumsal hafızamızdan silip atamayacağı bir yükle yüklendik, çöküp kaldık olduğumuz yere. Öğretmen kelimesi yeniden tefekkür edilmedikçe, öğrencinin tanımı yeniden yazılmadıkça, “öğretmeni say” cümlesi milyonlarca kez söylenmedikçe evlerde, okullarda, kalplerde, dudaklarda; kalkamayız ayağa. Çok üzgünüm. Bütün öğretmenler adına, bütün öğrenciler adına, bütün veliler adına çok üzgünüm.
Yaşayıp gidiyoruz işte
Bazen bahar tadında
Bazen kışın ayazında
Biraz eksik, biraz fazla
Varla yok arasında..
Bazen cümle alem birlikte,
Bazen yapayalnız içimizde...
Öğrenciyken o zamanki adlandırmasıyla bir "akıl hastanesinde" staj yapıyordum. Orada kendi çocuğunu ve annesini öldürmüş bir hastayla karşılaşmıştım. Hastanenin bahçesinde yuvasına yiyecek götüren karıncaları ezmekten büyük zevk alıyordu bu hastalıklı zihin. Karıncaları öldürmezse kendisini yiyeceklerinden endişe ediyordu.
Benzer bir habis zihin yiyecek peşindeki insanları ve çadırdaki çocukları katleden bugünkü İsrail yönetiminde fazlasıyla var. Çocuğunun gözünde oluşacak küçücük pırıltı için canını adamış yüzlerce anneyi, babayı katletmek için akıl hastalığından fazlası gerekir. Küçücük bir çocuğun ellerine sığacak kadar yiyecek alabilme umudunu öldürmek barbarlıktan başka bir şey değil. İnancına bağlı olmaksızın tüm insanlığın ruhunu inciten böyle bir laneti alınlarında taşıyan katillerin zulümlerinde boğulması en büyük duam.