6 Şubat depreminden bir müddet sonra İzmir’e gittik. Alaçatı’daki otellerin çoğu gönüllü olarak kapılarını depremzedelere açmıştı. Orada bir otele yerleştirdiler bizi. Yanımızda hiçbir şey yok. Markete gittim, marketlerde özellikle çocuk reyonları boştu (bez vs.). Şaşırdım.
“Merhaba... Ben bir yarasayım... Kan emmem ve saçınıza falan kasıtlı olarak takılmak istemem.
Eğer bir gün yanlışlıkla evinize girersem,
lütfen bana sopa veya süpürgeyle vurmayın, çok acıyor ve çok korkuyorum.
Bu bir kazaydı, sizi korkutmak istemedim.
Eğer yere inersem, kalkamayabilirim ve yardımınıza ihtiyacım var. Beni çıkarmak için bir havlu kullanın ve hemen uçacağım, söz veriyorum.
Sivrisinek ve diğer birçok böcek yiyorum. Evlerimiz başka binalar için yıkılıyor ve sığınacak sadece birkaç yerimiz var. Bu yüzden evinize uçarsam, ışıkları kapatın, dışarıdaki ışığı açık bırakın ve kapıyı açık bırakın, bir kalp atışı kadar kısa bir sürede dışarı çıkarım…”
Kadıköy’de evimin camına dayanıp masturbasyon yapan adam oldu
Korkuyla yaşıyordum
Sevgili arkadaşımız Değer Deniz’in evine giren hırsız tecavüz edip, öldürdü onu.
Yıllardır aşamadığımız bir kayıptır bu.
Şimdi size bir tavsiyem olacak +
Kahvenin içindeki parçaçıklar kaynama noktasına gelince patlar. Kaynama noktasına hızlıca getirilirse acı bir tad oluşur; bu yüzden yavaş pişirilmelidir.
“Bir acı kahveni içmeye gelicem” sözü de buradan gelir. Çabuk pişirirsin, ziyaretimi kısa tutacağım demektir.
Komşu tabağını boş vermemek için birkaç kez yapılan tatlılar…
Açılmayan kapılar… Büyük yıkılıştan sonra gelen aman evde tabak kalmamış bunda yesek ne olur hissi…
Komşu tabağının ev halkına katılışı… Kapanış…