"Bana 1 gün ulaşılmazsa kaçmamışımdır kaybolmuşumdur, ben bir yerden aşağı atlamam canım kıymetlidir benim ama biri atmıştır, uyuşturucu kullanmam zorla verilmiştir bir gün hashtaglerden biri olursam bulunacak kılıfların hiçbirini yapmam" hakkımı arayın.
Bebeğimizin bezini de değiştirdim, eşimin çorabını da topladım, eşim de bebeğimizin gazını çıkarıp, bana kahve yaptı.
Şimdi hep birlikte oturup saatlerce sohbet ettiğimiz, film izleyip gülüştüğümüz bir ailemiz - ayrıca kumlarını temizleyip mamalarını ve sularını yenilediğimiz iki kedimiz bir de hamsterımız var.
Burda mesele sizin nasıl yaşamayı tercih ettiğiniz değil, sizinkini tercih etmeyenleri her fırsatta ‘bebek bezi, koca çorabı’ vb laflarla aşağılamaya çalışmanız.
İnsan, yeri gelir yaşlı anne babasının da bezini değişir, zor durumdadır, hastadır, gider destek olmak için komşusunun, yakın arkadaşının da çorabını toplar, evini süpürür, yemeğini yapar.
Siz onu bunu bırakın da, sizi insani hasletlerden, dostluktan, eşlikten, ebeveynlikten, ana babalıktan, komşuluktan, aileden, uhuvvetten bu denli koparan nedir onu düşünün.
Hiç mi sevilmediniz yahu?
Hiç mi sevmediniz?
Nedir bu ‘hep insanlardan kazık yedim’ paranoyası?
Hiç mi iyiye rast gelmediniz?
Neden duygularınız için, birine değer verdiğiniz için zahmet çekmek bu kadar ağır geliyor narin egolarınıza?
Lütfen biraz bunu düşünün.
Olası linçlerinizi de alın kedi kumunuzda yoğurun benden uzak durun; zira ben son nefesime kadar gerçek sevgiyi, samimiyeti ve iyi niyeti savunacağım.
İnsan bazı vedalara hazırlanamıyor.
Herkes biliyordu ama bir biz bilmiyorduk.
Biz bu sonu kabullenemezdik…
Çocuk yaşından hep yanı başımızda, elimizde büyüyen bir evladımızdı o.
Bir kardeşi hangi kelimelerle uğurlayabilirsiniz ki?
Yol arkadaşlığı sadece yan yana yürümek değil ki aynı korkuyu, aynı yorgunluğu ve aynı umudu paylaşmak, aynı rüyayı görmek.
Ferdi’yle de Gülşah’la da aynı rüyayı gördük biz, ortak hayallerimiz gerçek olmuştu.
Şimdi
Bu nasıl bir soru?
Bu nasıl bir sınav??
Nasıl dayanılır???
Ya sabır ya sabır ya sabır…
Acımız çok büyük, kelimeler boğazımızda düğümleniyor...
Manisa Şehzadeler Belediye Başkanımız, Gülşah Durbay’ı kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyim. O, sadece bir belediye başkanı değil; gençliğinin baharında, en zorlu hastalığa karşı bile "Halkım için çalışacağım" diyerek dimdik duran, azmiyle hepimize örnek olan bir mücadele insanıydı.
Hastalığının en ağır günlerinde bile yüzünden tebessümü, yüreğinden hizmet aşkını eksik etmedi. Biz ondan razıydık, Allah da ondan razı olsun. O mücadelesini, güler yüzünü ve cesaretini asla unutmayacağız.
Benim "Ayasofya nasıl çorap koktu?" yazımı bilirsiniz. Aylarca hem sosyal medyada hem de ekranlarda linç yemiştim.
https://t.co/co5ZDRXRDa
Yazıda Ayasofya’nın dünya mirası niteliği taşıyan bir eser olduğunu, bu yüzden yalnızca bir ibadet mekanı olarak değil, korunması gereken tarihi bir emanet olarak görülmesi gerektiğini vurgulamıştım. 2020’de yeniden cami yapılmasının siyasi bir gösteriye dönüştüğünü, fakat asıl sorunun bundan sonra yaşanan özensizlik olduğunu da anlatmıştım.
Sonrası aman Allahım...
Bu günlerin geleceğini zaten biliyordum. Şöyle ki yazıda bu kadar değerli bir mabede yapılanın anomalisinden bahsetmiştim. Fakat şu fotoğraf o günlere rahmet okutur. Bu çok tehlikeli bir şey. Bir sanat tarihçi olarak anlatayım...
Ben bu cumhuriyeti niye kürtçülere islamcılara falan beğendirmek zorundayım amk..Ben bin yıl önce bu anadoluya girdiğimde sen zagros dağlarında ağan için koyun otlatıyodun, aradan bin yıl geçti ben cumhuriyeti ilan edecek seviyeye geldim sen hala zagros dağlarında ağanın koyunlarını otlatıyodun. 100 kilometre aşağıda doğsan hayatında göremeyeceğin medeniyeti, çağdaş hakları, Allah yüzüne baktı 100 km yukarda doğdun piyango vurdu kucağında buldun, yatıp kalkıp şükredeceğin yerde daha hâla yüzsüz yüzsüz “ya bu cumhuriyetin üst kimlik tanımı niye türklük cart curt”..sanane yarram sana mı soracaz amk..velev ki Atatürkün canı öyle istedi öyle koydu sanane amk sen kimsin?. ben fransızlara gidip de “ya bu ihtilalin adı niye fransız?”diye soruyor muyum..sorsam adam bana demeyecek mi “lan hıyar ağası ihtilali yapan benim, o ihtilali yapacak tarihsel ilerlemeyi kat eden benim, senin faydalanıp, çağdaş seviyeye çıktığın o fikirleri geliştiren benim, kanıyla canıyla ihtilali yapan benim sen kimsin de sana bu ihtilali beğendireceğim amk”. Senin bu cumhuriyete isyan etmekten başka ne katkın oldu ki bir de paye istiyorsun amk son bin yıldaki tüm gelişimini son 100 yılda yaşadın, onu da cumhuriyet sayesinde yaşadın..sen kimsin ben sana cumhuriyeti beğendireceğim amk asıl sen kendini cumhuriyete beğendirmek zorundasın.
Bu duygu yoğunluğu; bir lidere, bir kurtarıcıya, bir babaya duyulan minnetin, özlemin ve sonsuz saygının iç içe geçtiği bir minnet halidir.
O gözyaşları sadece hüzün değil, aynı zamanda bir gururun, bir teşekkürün, bir “iyi ki vardın” demenin ifadesidir.
ATA’nın yokluğuna ağlamak, aslında onun bıraktığı değerlere sarılmak, hâlâ onunla yaşadığımızı hissetmektir.
*Allah'tan başkasına saygısı yokmuş o yüzden saygı duruşunda duramazmış*Bu kavgayı kendi içimde bitirmiştim..
Ama okuyabilmiş, kendi fikirleri oluşabilmiş, oy kullanabilen ve aynı masada çalıştığım kadınların böyle çıkışları beni hala zorluyor....
Sorsan devleti için ölür, Türkoğlu türk? Boynunda ay yıldız kolyesi var....
Böyle durumlarda Allah'ın gerçekten var olmasını diliyorum içimden. Çünkü muhtemelen benim Allah'ım böyle bir görüşe çok da mantıklı bakmaz