Beni ailem ahlakla yetiştirdi.
İnsanlara saygılı olmayı, kimseyi incitmemeyi, haksızlık karşısında susmamayı öğretti. Büyüklerin yanında nasıl konuşulacağını, küçüklere nasıl davranılacağını, bir lokmayı paylaşmanın ne demek olduğunu evde öğrendim. Belki bu yüzden bazı şeyleri kabullenmekte zorlanıyorum. Çünkü herkesin aynı değerlerle büyüdüğünü sanıyordum. Herkesin kalbinde az da olsa merhamet, vicdan ve utanma duygusu vardır diye düşünüyordum. Ama büyüdükçe anladım ki herkes aynı yerden başlamıyor hayata. Ben hâlâ birine zarar vermeden yaşamayı, kimseyi bilerek üzmemeyi, yalan söylememeyi bir meziyet değil, olması gereken bir şey olarak görüyorum. Çünkü bana böyle öğretildi. Çünkü evde iyi insan olmak sadece sözde değil, davranışta da vardı.
Şimdi dönüp bakınca şunu daha iyi anlıyorum: Ahlak, insanın cebine konulan bir miras gibi. Sen büyürken fark etmiyorsun ama hayatın içinde her kararında, her tavrında ortaya çıkıyor. Bazen seni zor durumda bırakıyor, bazen yalnız hissettiriyor ama geceleri başını yastığa koyduğunda içini rahatlatan da yine o oluyor. İyi ki böyle yetiştirilmişim diyorum. Çünkü insanın kendine saygı duyabilmesi, dışarıdan aldığı hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar kıymetli.
sadelikle, onurla kendi başının çaresine bakmaya çalışmak ve yaşamın tüm zorluklarına rağmen dünyanın güzelliklerini kaçırmayıp onlara hayran olabilmek, hayret etme duygusunu yitirmemek, merakı diri tutabilmek.
"yaşadım diyebilmek için"
Ben derinliği sevmiyorum artık, genişliği seviyorum. Çok yorucu derinlik, kimse yanına inemiyor; bağırıyorsun, sesin duyulmuyor. Genişlik; koca vadide şarkılar söylüyorsun, koşa koşa geliyorlar.
Evlendikten sonra, eşinizden “daha iyi” görünen insanlarla mutlaka karşılaşacaksınız. Daha yakışıklı ya da güzel, daha nazik ve romantik, daha zeki ya da daha eğlenceli insanlar çıkacak karşınıza. Eşinizde eksik olduğunu düşündüğünüz şeylere fazlasıyla sahip olan kişilerle tanışacaksınız. Eşinizin her şeyiniz olacağı, tüm ihtiyaç ve beklentilerinizi eksiksiz karşılayacağı fikri ise romantize edilmiş bir yanılsamadır; neredeyse bir putlaştırmadır. Oysa evlilikte kanaatkârlık, üzerinde pek konuşulmayan ama son derece önemli bir erdemdir.
Her gün uyanıp eşinizin sizin için ne ifade ettiğini, sahip olduğu özellikleri, güzelliğini ve sizi onunla evlenmeye götüren nedenleri bilinçli olarak hatırlamanız gerekir. Çünkü dikkatinizi sürekli onun eksiklerine verirseniz, daima “daha iyileriyle” karşılaşırsınız. Kalbinizi koruyun. Eşinizin en iyi yanlarını görün. Unutmayın: evlilikte bağlılık, çoğu zaman romantik duygulardan çok bir sorumluluktur. Eşinizin artık size en uygun kişi olmadığını hissettiğiniz günlerde bile bu bağlılığı sürdürmek gerekir.
— Buchi
“Başlarken neyinden hoşlandılarsa ondan nefret ediyorlar.
Güçlüysen seni sevmezler.
Zayıfsan seni sevmezler.
Zekiysen nefret ederler.
Aptalsan nefret ederler.
Ne istediklerini bilmeden yaşıyorlar.''
🎬 Naked, (1993)
Nesimi Çimen'in ''Şifa İstemem'' türküsü Türk Halk Müziği içerisindeki en güzel bir sitem türküsüdür. Bu türkü insanın içini sızlatan, yüreğini burkan, kalbini titreten, gözlerini dolduran, dünya tarihinde eşi benzeri görülemeyen bir sitem türküsüdür. Bu türkü dünyadaki en naif bir sitem türküsüdür. Sitemin bile naif, sitemin bile kibar, sitemin bile nazik, sitemin bile dua gibi olabileceğini gösteren bir türküdür:
‘’Şifa istemem balından
Bırak beni bu halımdan
Razıyım açan gülünden
Yeter dikenin batmasın.’’
Bu türkü kadri, kıymeti, vefayı bilmeyenlere, sevgisizlere, duygusuzlara, duyarsızlara atfedilmiş bir türküdür:
‘’Gece gündüz o hizmetin
Şefaatin kerametin
Senin olsun hoş sohbetin
Yeter huzurum gitmesin.’’
Bu türkü sevdiği kişiden zarar gördüğü halde ona hiçbir kötü dilekte bulunmayan, kibarca ve sitemkâr bir şekilde ona tüm güzellikler senin olsun diyen bir türküdür:
‘’Taşa değmesin ayağın
Lale sümbül açsın bağın
İstemem metheylediğin
Yeter arkamdan atmasın.’’
Bu türkü aynı zamanda dar zamanlarda, zor zamanlarda, güç zamanlarda başı dik tutmanın, onurlu bir duruşun türküsüdür:
‘’Sonu yoktur bu virdimin
Dermanı yoktur derdimin
İstemem ilaç yardımın
Yeter yakamdan tutmasın’’
Bu türkü dostlukların kolay edinilmediğini ve kolayca ve de ucuzca harcanmaması gerektiğini anlatan bir türküdür:
‘’Kolay mı gerçeğe ermek
Dost bağından güller dermek
Orda kalsın değer vermek
Yeter ucuza satmasın.’’
Bu türkü aynı zamanda yürek yangını bir türküdür. Çünkü bu türküyü yazan yanmıştır, bu türküyü derleyen yanmıştır, bu türküyü okuyan yanmıştır. Ozanının akibetini öğrenince bu türküyü dinleyenin de yanması mukadderdir. Çünkü Ortaçağ'dan kalma karanlık bir güruhun 2 Temmuz 1993 günü Sivas'ta, Madımak Oteli'nde 35 insanımızı cayır cayır yaktıkları Sivas Кatliamı'nda bu türkünün söz ve bestesinin sahibi Nesimi Çimen de cayır cayır yakılarak katledilmiştir. İşte bu nedenle türkünün son kıtası daha bir anlamlıdır:
‘’Nesimi'yim vay başıma
Kanlar karıştı yaşıma
Yağın gerekmez aşıma
Yeter zehirin katmasın.’’
Böyle buyurdu Zerdüşt:
"Öylesi var geçtiği yeri güle çevirir;
öylesi var estiği yeri çöle.
Önemlidir bu nedenle
kimin yüreğinden geçtiği
kimin estiği.
Kimi kimisinin gülüdür çünkü;
kimi kimisinin çölü.
Ya sen..?"
Hayatın ve sevdiklerimizin değerini yaşarken bilmeli
فقد المحبوبات وفوت المطلوبات
Kindi ye gòre sevdiklerimizi yitirmek isteklerimizi gerçekleştirememek bize elem verir
Nerede sevdiklerini yitirmeyen ve her arzusuna ulaşmış kimse
Ne ilk sevinen ne de son üzüleniz
Kıskanmak dizisine denk geldim ve milisaniyelik bir erkek gördüm.
B: kim bu?
H: Selahattin Paşalı
B: vayyy yakışıklıymış..
H: evet ama daha yakışıklısı var burda
(Ufak bi sessizlik ve ben içten içe mutlu olurum)
H: Mehmet Günsur..
The end.
Sayın @tctirebelediye 'si
1,5 yaşında oğlumun her yeri sivrisinek ısırığı. Sazlık yerlerde bile daha az sivrisinek vardır. Bir ara aklınıza gelir de ilaçlama yapar mısınız? Belediyelerin en kolay yapabileceği bu hizmetten siz de biz vatandaşlar da mahrum kalmamalıyız bence.
Elimden gelse bu ülkemiz şartlarında çocuğumu okula göndermem. Hem çocuk hem de ebeveynler için son derece riskli olan bu yolculuğu kutlamalarla paylaşmanın mantığına hiçbir zaman erişemeyeceğim sanırım.
Hür dünyanın bütün vicdân sahiplerine,
Bugün, gün boyu Gazze'deki yetkili kişilerden çok acı haberler aldım.
Gazze'deki büyük mezalim, tahammülü hatta tasavvuru dahi mümkün olmayan bir safhaya girmiştir. Başka siyasi ve insani krizlere odaklanarak Gazze'deki trajediyi geri planda bırakan kamuoyuna mevcut durumu ilan etmeyi insani bir vazife biliyorum.
Birkaç yıldır devam eden ağır bombardıman, toplu yıkım ve soykırımla beraber Gazze'de su, yiyecek ve ilaç başta olmak üzere temel hayatî ihtiyaçlar konusunda büyük bir mahrumiyet yaşanmaktaydı. Bu mahrumiyet son haddine ulaşmış durumdadır. Bebeğinden ihtiyarına, yaralısından hastasına, bütün Gazzeliler topyekün bir açlıkla karşı karşıyadır.
Uzun süredir açlığa direnen çocuklar, yaşlılar ve hastalar ölmektedir. Sınırlarda ihtiyacın binde biri dahi olmayan yardımların tabiri caizse damla damla dağıtılması nedeniyle büyük bir kaos oluşturulmaktadır. Şerefli Gazzeliler çocuklarına götürebilecekleri bir lokma için itiş kakış içine girmek zorunda bırakılmakta ve küçük düşürülmektedir. Dünya tarihinin en şerefli mücadelelerinden birini vererek her halükarda ayakta kalan bir halk, silahlı askerlerin karşısında yerlerde süründürülerek, aşağılanmaktadır. Yüzlerce kişi yiyeceğe ulaşmak isterken, hunharca katledilmektedir.
Bu açlık, tabiî bir afetin neticesi değildir. Alçakça uygulanan bir soykırım mühendisliğinin son aşamasıdır.
Değerli dostlar,
Süre tükenmektedir... Hayat tükenmektedir... Onur tükenmektedir...
Başta ilk günden itibaren Gazze'nin sesini tüm insanlığa duyuran Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm yetkililere tarih boyunca insanlığın vicdan yükünü omuzlayan aziz milletimizin her ferdine sesleniyorum.
Lütfen tüm önceliklerimizi değiştirerek insanlığı bir kez daha Gazze'de yaşanan büyük trajediye yöneltelim.
Bu mutlak şer ve kötülüğe derhal müdahale edilmediği takdirde, -tıpkı Bosna gibi- bütün insanlığın utançla anacağı bir Gazze'miz olacak!
Vallahi ahirette Gazze'den sorulacağız!
Vallahi ahirette bunun hesabını veremeyeceğiz!
Hâlis bir niyet ile çıktığın yolda yaptığın yanlışlar doğruna azık olur.
Çünkü niyet,
bir insanın kendine biçtiği 'değer'in,
eylemlerine içkin 'ifâde'si
ve istikâmet veren 'anlam'ıdır.
Şöyle de denebilir:
"Her bir kişinin yaşamı, kendi hakkındaki rüyasının yorumudur."